Categories: Siyaset

Ne Erdoğan mesajı aldı, ne de Bahçeli (*)

Eğer Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 31 Mart’ı 1 Nisan’a bağlayan gece İstanbul seçiminin sonucunu kabul edebilseydi Ekrem İmamoğlu, 10 milyon 500 bin kayıtlı seçmenin bulunduğu şehirde, 21 bin gibi devasa olmayan bir farkla seçimi kazanmış bir belediye başkanı olarak göreve başlayacaktı. O aşamada AKP lideri sıfatıyla Erdoğan’ın seçim ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli de, altı il belediyesini sessiz sedasız AKP’den almış bir lider olarak, sandıktan “bir oyla dahi olsa” çıkanın seçimi kazandığını söylüyordu. Ama Erdoğan “yeniden seçim” deyince, Bahçeli de kervana katıldı; Yüksek Seçim Kurulu üyeleri üzerinde kurulan, görünüşte “hak arama” baskısıyla 23 Haziran’da seçime gidildi.
31 Mart’ta (yeniden oy sayımlarının ardından) 13 bin oyla seçimi kazanmış olan CHP adayı Ekrem İmamoğlu 23 Haziran’da 806 bin oy farkla, yani yüzde 9 gibi açık bir farkla seçimi kazandı. Seçim, CHP ve İYİ Parti’nin istediği (ama YSK’nın reddettiği) üzere ilçelerde de yapılmış olsaydı, İstanbul’un 13 ilçesi iktidardaki AKP-MHP blokundan muhalefete geçmiş olacaktı. Bu ilçelere Üsküdar, Fatih, Beykoz gibi AKP’nin oy deposu saydığı ya da Silivri gibi MHP’nin kazandığı ilçeler dâhildir. Yani, Belediye Meclisi çoğunluğu ve İstanbul’un 39 ilçesinden 25’inin belediyesi hâlâ AKP-MHP blokunun elinde olsa da zemin kaymış görünmektedir.
İmamoğlu, 31 Mart’ta gücü sallantıda bir belediye başkanı olarak seçilmiş olacakken Erdoğan ve Bahçeli’nin “her şey bizde olmalı” anlayışı sayesinde, artık arkasında seçmenin bariz gücü olan bir belediye başkanı olarak oturdu 27 Haziran’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna.
Yenilgiyi kabullenmeme sorunu
İktidar blokunda yenilgiyi ilk, tek ve gerçekten kabul eden isim AKP-MHP adayı Binali Yıldırım oldu. Yıldırım’ın daha sonuçlar açıklanmadan, saat 19.20’de, İmamoğlu’nu süratle tebrik etmesi, belki o gecenin devamında yaşanabilecek pek çok tartışmaya, tatsız hadiselere de engel oldu.
Ancak Yıldırım dışında, ne Erdoğan, ne Bahçeli’nin, ne İstanbul’u kaybettiklerini, ne de Türkiye’nin beş büyükşehir belediyesinin artık muhalefet bloku yönetiminde olmasını kabul ve hazım ettikleri söylenebilir.
Bahçeli bu konuda çok daha açık; “İstanbul ehline emanet edilmedi” diyerek ikinci defa ve daha güçlü sandıktan çıkan İmamoğlu’nu tanımıyor, tebrik dahi etmiyor, dahası İmamoğlu’na oy veren milyonları suçlu çıkarıyordu. Bahçeli 26 Haziran MHP Meclis Grubu’na hitabında İmamoğlu’nun “gizli gündemi doğrultusunda bir hazırlık içinde” olduğunu da öne sürüyordu.
Erdoğan ise bir gün önce “Milletimizin verdiği mesajları görmezden gelerek kulağımızın üzerine yatma lüksüne sahip değiliz” dedi ve bu sözleri seçim yenilgisini kabulü olarak yorumlandı. Oysa Erdoğan aynı Meclis Grup konuşmasında, mağlup sayılmayacaklarını, çünkü işte İstanbul’un 25 ilçesinin (MHP ile) ellerinde olduğunu söylüyordu.
Erdoğan’ın şu sözleri aslında açıkça kabul etmediği yenilginin nedenlerini de doğru tahlil etmediğini gösteriyordu: “Gerek 31 Mart’ta, gerek 23 Haziran’da milletimize kendimizi niçin anlatamadığımızın muhasebesini yapacağız. (…) Ama dışarıdan birilerinin yaptığı tanımlara göre değil, biz tanımlamamızı kendi içimizde hep birlikte yapma kudretine sahibiz.”
Sorun belki de seçmenin iyi anlamasında
Oysa belki de sorun Erdoğan ve iktidardaki AKP-MHP blokunun kendisini iyi anlatamamasında değil, seçmenin verilen mesajı fazlasıyla anlamasında.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 21 Nisan’da şehit cenazesinde PKK’lı suçlamasıyla linç girişimine maruz kalmasını haklı çıkarıp, sonra PKK lideri Abdullah Öcalan’ın elinden HDP’ye “İmamoğlu’na oy vermeyin” mektubu almak, seçmen tarafından “kaybetmemek için her şeyi yaparlar” diye algılanmış olamaz mı? Ya da ekonomik kriz nedeniyle kurulan tanzim satış çadırlarındaki kuyrukların “bolluk” olarak tanımlanması kimi ikna etmiştir diye düşündü mü AKP kurmayları? Ya da kendisine sudan bir dava nedeniyle “Muhtar olamaz” denmiş Erdoğan’ın İmamoğlu’na “Kazansa da dava var” tehdidi nasıl “daha iyi anlatılabilirdi”?
Seçmen 23 Haziran’da bir ölçüde Erdoğan ve Bahçeli’nin İmamoğlu’na “haksızlık yaptığı” duygusuyla sandığa gitti ve aslında her şeyi anladığını gösterdi.
Bir de Erdoğan’ın artık sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminde değil, yerel seçimlerde de MHP lideri Bahçeli’ye bağımlı hale geldiği olgusu var: 2014’te İstanbul’da yüzde 48 oy almış AKP’nin 2019’da MHP desteğiyle yüzde 45 alabilmiş olması başarı sayılamaz. Erdoğan’ın gerçekleri görmekten kaçması, gerçekleri değiştirmiyor.

(*) DW Türkçe Servisinde yayınlanan yorumum.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Filenin Sultanları ikinci kez dünyanın en büyüğü

Kadın Voleybol Milli Takımı ikinci kez Milletler Ligi şampiyonu oldu. Filenin Sultanları 26 Temmuz’da Çin’in…

4 saat ago

İstanbul çıkarması fiyaskoya dönüştü: Kılıçdaroğlu kimlere emanet?

Öncelikle, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘İstanbul çıkarmasına kiralık kitle’ iddiası haberiyle eğer kendinizi boşuna…

5 saat ago

Özel, Yeni Parti’yi kurdu: siyasette yeni bir dönem

Özgür Özel, Yeni Parti’nin kuruluşunu ilan etti. Yargının 2023 kurultayını “mutlak butlan” sayıp Kemal Kılıçdaroğlu’nu…

2 gün ago

CHP seçmeni gözü kapalı ‘Evet’ mührünü Altı Ok’a basar mı?

Özgür Özel’in 1923 Lozan Antlaşması’nın yıl dönümünde, Mustafa Kemal Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de TBMM’yi kurarken…

2 gün ago

Ne Af Ne İmralı: Öcalan İçin Üçüncü Bir Yol Mümkün mü?

Türkiye'nin yeniden ivme kazanan çözüm sürecinde hazırlanan çerçeve yasa yalnızca PKK'nın silah bırakmasını ve örgütün…

4 gün ago

Kurtulmuş: Türk-Kürt kardeşliği için Meclis tatile girmeden yasa çıkar

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye sürecine yasal zemin sağlamak için gereken “çerçeve yasa” için…

4 gün ago