Ali Kayalar

Gazeteci

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda sunum yapıyor.

Covid-19 rakamlarında olduğu gibi, enflasyonda da mızrak çuvala sığmadı ki TÜİK, kasım ayı enflasyonunu yıllık yüzde 14,03, yani yılın en yüksek oranı olarak açıkladı. Piyasaların, daha da önemlisi salgın belası nedeniyle gelir kaybına uğrayan halkın belirsizlikten bu denli yorulduğu bir anda enflasyon tahmininin de tutmaması, güven sarsıcı.

Devlet kurumlarının açıkladığı rakamlara güvensizlik, zaten en sonunda Merkez Bankası’na kadar ulaşmış durumdaydı. Murat Yetkin, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın kendisi için kurulan, hatta icat eden bakanlıktan istifasının arka planını irdelerken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dahi bakanlıktan gelen rakamlardan şüphe ettiğini yazmıştı.

Geçtiğimiz ay sonu açıklanan, üçüncü çeyrekte yüzde 6,7’lik “rekor büyüme” rakamını, bazı “yandaş” gazeteler bile büyütmekten imtina etti.

Enflasyon sepetindeki değişiklik

Bu güvensizlikten enflasyon sepeti de nasibini alıyor ve sepet konusunu ekonomistlerin akademik metodoloji tartışması gibi göremeyiz. Önce birkaç rakam:

TÜİK sepette yıllık olağan güncellemesini yaptığı şubat ayında gıdanın payını yüzde 23,29’dan 22,77’ye düşürmüştü. Ulaştırmanın payını da yüzde 16,78’den yüzde 15,62’ye çekmişti.

Bugün açıklanan kasım rakamlarındaki yükselmeyi de gıda ve ulaştırma rakamları tetikledi. TÜİK verilerine göre gıda enflasyonu aylık yüzde 4,16, ulaştırma grubunda aylık artış yüzde 4,51.

Yani, şubattaki düzenleme olmasaydı, bu iki rakamın enflasyon üzerindeki etkisi daha büyük olacaktı. Başka bir deyişle, açıklanan enflasyon, hissedilen enflasyona biraz daha yakın olacaktı.

Peki bu sepet bizim mi?

Buna, hepimizin hissettiği enflasyonun farklı olduğunu da ekleyelim. Domatesin fiyatının artmasının mevsimsel olduğunu tartışabilirsiniz ama kış sebze ve meyvelerindeki, tahıldaki artış böyle değil.

Bilgisayar fiyatlarındaki yüzde 7,14’lük artış da anne babaları geçtiğimiz yıllara göre daha çok etkiledi. Yani bazı gıda kalemlerindeki artış belki aile bütçesi içinde kompanse edilebilirken, evden eğitimle elzem hale gelen bilgisayarın gördüğü zam, birim fiyatı yüksek olduğundan bütçeyi daha ciddi etkiledi. (Son enflasyon artışının nasıl şekillendiğini ve bizi doğrudan nasıl etkilendiğini görmek için Şebnem Turhan’ın Dünya gazetesindeki yazısını kaçırmayın).

Ulaşımdaki artışın belirgin sebebi kur. Dışa bağımlığın arttığı gıdada ise kurun etkisinin yanı sıra pandemi nedeniyle ortaya çıkan zorluklar var.

Yani uzun süre “bakmayı” reddettiğimiz kur, bugünkü beklentinin üzerinde rakamın birinci sebebi.

Bir yandan da şunu kabul etmemiz gerekiyor: Evet, EuroStat değerlerine yakın bir sepetimiz var. Fakat yine de “gelişmekte olan ülke” kategorisine göre gıdanın sepette tuttuğu yer, düşük. Her uluslararası sorunda bu yüzümüze çarpılıyor. Kırılganız. Kura bakmak zorundayız. Ne yediğimiz buna bağlı. Gayri akli “Faiz sebep, enflasyon sonuç” iddiası, ne yediğimizi, ne biriktirdiğimizi, hatta genellikle birikimlerimizi nasıl erittiğimizi ya da nasıl borçlandığımızı açıklamaktan aciz.

Faiz artışı gelir mi?

Aralık ayının enflasyon rakamlarının iyimser gelmesi durumunda dahi yıl sonu enflasyonunun yüzde 13 civarında geleceği hesaplanıyor. Stopaj düşüldüğünde yüzde 12,3 civarındaki reel faiz, bu rakamın altında. Yani bankaya yatırdığınız para enflasyon karşısında erimeye devam ediyor ve bu oran, paranın dolara –ya da avroya– yönelmesini engellemeye yeterli değil. Bu nedenle 24 Aralık’ta yapılacak Merkez Bankası Para Politikası toplantısında faizin daha da artırılacağı öngörülüyor. Başka bir deyişle, beklentinin üzerindeki enflasyon, faiz öngörüsünün değişmesine neden oldu. Mesele, bu artışın ne kadar olacağı. Naci Ağbal’ın yönetimindeki Merkez Bankası, ilk faiz kararında piyasa beklentisini karşılamıştı. Bu kez kendi beklentisi de şaşan piyasa acaba aralıkta ne tepki verecek?

Hiçbir canavar hortlamadı

1980’li yılların mirası, 1990’lı yıllarda ekonominin başrol oyuncusu fiyat istikrarsızlığı, kendine bir de ad bulmuştu: Enflasyon canavarı.

Özellikle gazetelerin pek sevdiği bu canavara dair sıkı bir tartışmayı hatırlamakta yarar var.

Bu benzetme, halkın gözünde enflasyonun, iktidarların uyguladığı politikalardan azade ve münferit bir varlık olarak görünmesine neden olduğu için çok eleştirildi. Canavar, en az Van Gölü’ndeki türdeşi gibi muğlaktı. Oysa ortada canavar falan yoktu. Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları, 12 Eylül’ün mirası, dış politikadaki açmazlar, çözüm bekleyen sorunlar ve bunlar hiç yokmuşçasına dayatılan, “piyasa ekonomisi” diye cilalanan neoliberal politikalar vardı. Canavarlar yoktur. Hortlayamazlar. Çocukları canavarlarla korkutma ilkelliği bile çoktan bırakıldı.

AKP, iktidarının ilk yıllarında AB ilişkilerinde muhalefetle de birlikte hareket ederek kat ettiği mesafe, bir de enflasyondaki keskin düşüşle tabanını genişletmişti. Yarın başlayacak asgari ücret görüşmelerinde canavarlar değil, rakamlar tartışılacak. Memurlar ve emekliler, alacakları maaşı öğrenmek için bu rakamları bekliyor.

Umut zenginin de ekmeği

Berat Albayrak’ın istifasıyla piyasada ama daha da önemlisi kamuda “Acaba bu kez hükümet sorumluluk üstlenecek mi, buna bağlı olarak köklü ekonomi politikası değişikliklerine gidecek mi”  diye bir beklenti oluştu. Hatta, gideni öven büyük patronlar, geleni de aynı abartılı övgüyle karşıladı. Umut fakirin ekmeği derler ya, zenginin de ekmeği olduğuna şahit olduk geçen ay.

Şimdi, yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın içinde hükümet adına itiraflar da barındıran, sıcağı sıcağına yapılmış enflasyon açıklamasına bakalım:

“Kasım enflasyonu; gıda, petrol fiyatlarındaki artış ve döviz kurundaki etkilerin yansımasıyla yıllık %14,03 ile piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Yüksek enflasyonun vatandaşımız üzerindeki etkilerini en aza indirmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz.”

Neredeyse 18 yıldır tek başına iktidar süren bir partinin bakanını “Enkaz devraldık” deme hakkı olmaz. O döviz kuru, o faizi durup dururken yukarı zorlamadı. En az 100 milyar dolar paramız harcandı “faiz canavarıyla” girişilen Don Quixote kavgasında.

Son enflasyon artışı da bir meçhulden gelmedi. Yoksa daha rakam açıklanmadan saatler önce ekonomi gazeteciliği duayeni Erdal Sağlam da onun alıntı yaptığı Merkez Bankası’nın eski baş iktisatçısı Prof. Dr. Hakan Kara da “Enflasyon gümbür gümbür geliyor” yazamazdı.

Yine de Elvan ile birlikte ekonomideki olumsuz rakamların sebebi “psikolojik” bahanesinin sonuna geldik. Bir sonraki aşama “canavarlar var” olursa, nihai bahaneyi bulmak, etkinlikleri giderek artan cinci hocalara kalabilir.

Nitekim, zamanında yüksek enflasyon rakamlarını “enflasyonun artış hızı yavaşladı” diye süsleyerek sunan yandaş medyanın bir kısmının bu algı savaşındaki yandaşlığı bile tartışma konusu. Onlardan yeni yaratıcı fikirler gelmez artık.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.