Sandık güvenliği tamam şimdi veri bütünlüğüne dikkat

Füsun S. Nebil / turk-internet.com

Yeni seçim yasa tasarısını tartıştığımız bugünlerde, başka bir konuya dikkat çekelim. Sezen Aksu’nun “masum değiliz” şarkısının aksine, 2000’li yıllara girerken Türk halkı siyaset konusunda fazlasıyla “masum”du. Öyle masumdu ki, neredeyse 10 yıl boyunca seçimlerde neler olduğunu tartıştı ama ne olabileceğine akıl sır erdiremedi. Seçimler konusunda hep soru işareti vardı. Uzunca süre yazılımı sorguladık. Vatandaşın bizzat kendisinin sandıkları ve oyların kayıt edilmesini kontrol altına alması gerektiğini anlaması 10 yılı buldu. Ortaya “Sandıktayız”, “Oy ve Ötesi”, “İstanbul Gönüllüleri” gibi gruplar çıktılar. Bunlar iyi kötü bir takım konuları kontrol altına almayı başardılar. Bunun başında da “sandık ve oy güvenliği” geliyor. Ama yetmez. Şimdi biraz daha ileriye bakmak lazım: yani “ Veri Bütünlüğüne”.

“Veri Bütünlüğü” terimini duymamış olabilirsiniz. Çünkü “Büyük Veri” çağında, “Veri Tabanı” uzmanlarının üzerinde çalıştıkları çok çok önemli teknik bir kavramdır. Veri kalitesi, veri güvenliği, denetim gibi kavramları içine alır ve verilerin yaşam döngüsü boyunca bozulmamışlığını, tutarlılığını ifade eder.

“Yaşam döngüsü” ne demek derseniz, anlatmaya başladığımız konuda, YSK tarafından seçmen listelerinin tespit edilmesinden başlayarak, sandık süreçleri, tutanakların YSK sunucularına girişi ve en sonunda da YSK sunucularında fiziksel ve mantıksal bütünlüğünün sağlanmasıdır.

2007 seçimlerinin sonuçlarına AKP’nin kendisi de şaşırdı

AKP, katılan seçmenin yüzde 34,28’inin oylarını aldığı 2002 seçimlerinden 5 yıl sonra 2007 seçimlerinde yüzde 46,58 ile adeta tulum çıkardı. Böylece 2002’de 550 milletvekilinin 363’ünü çıkaran AKP, 2007’de de 341 milletvekilliği alarak TBMM’de tek başına kanun geçirebilme şansını elde etti.

Oysa bu seçimden önce, yüksek sesle AKP’nin TBMM’deki milletvekili sayısı üstünlüğünü kaybedebileceği konuşuluyordu. Bunu Mehmet Ali Birand’ın seçim ertesi bir yazısından bir kaç paragrafla aktaralım.

“2007’nin en önemli sürprizi, genel seçimlerde yaşandı. AKP’liler dahi, böyle bir sonuç beklemiyorlardı. Şok etkisi yarattı. Muhalefet çökmüş, laiklik konusunda askerin ve muhalefetin uyarıları görmezden gelinmiş ve Türk halkı AKP’nin genel yaklaşımını onayladığını göstermişti. Bu gelişme, Türkiye’de çok şeyi değiştirdi.”

2007 Genel Seçimleri yaklaşırken, birkaç anketin dışındakiler, AKP’nin yüzde 26-29 arasında oy alacağını, iktidarı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını, CHP’nin oy oranını arttıracağını ileri sürüyorlardı. AKP’liler dahi büyük bir beklenti içinde değillerdi. Askerin 27 nisan çıkışı, Cumhuriyet mitingleri ve muhalefetin baskısının sandıklara yansıyacağı sanılıyordu.

Gerçekten de Cumhuriyet mitinglerinin sandıklara yansıyacağı düşünülmüştü ama anlaşılan daha çok AKP’nin önlemlerini arttırmasına yaramış.

Birand yazısının devamında soruyor;

“Bu manzaraya baktığınızda, Ak Parti’nin tüm yıpranma payına, 4 yıllık iktidarın getirdiği olumsuzluklara rağmen büyük bir kazançla çıktığını görüyorsunuz.4 yıllık bir iktidarın oy oranını yükseltmesi, çok nadir rastlanan bir sonuçtur.”

Peki neden?

AKP’nin bu başarısının temelinde ne var?”

ve sonra bu başarının arkasındaki şeylerin neler olabileceğini anlamaya çalışıyor. O zamanın olayları uzantısında rasyonel yorumlar yapmaya çalışıyor. Ama durup sorgulayalım, bu başarının arkasında başka nedenler olabilir mi?

2007 seçimlerindeki yüzde 46,58’lik rekor neyi değiştirdi?

Önce ne değişti ona bakalım. Birand “Bu gelişme Türkiye’de çok şeyi değiştirdi” demişti. Öyle de oldu. Bir yandan AKP’ye büyük bir kendine güven sağladı. Diğer yandan güce tapanların ilgisini AKP’nin üstünde yoğunlaştırdı. Adeta yıkılmaz bir kalenin temelleri gibi oldu. Bu süratle de, o güne kadar yapılması imkansız/zor kanunları, düzenlemeleri, özelleştirmeleri, başka bir sürü şeyi yaptılar. AKP’ye oy vermeyenler de şaşkınlıkla seyretti. İşte hemen önümüzde duran bir örnek; Türk Telekom skandalı.

Ondan önceki 5 yıllık aralıklarla Türkiye ekonomisini çarpan krizlerden yorulmuş bir halk vardı. 2002 seçimlerinde AKP’nin bütün cazibesi 2001 krizinin arkasından “doğru yerde ve doğru zamanda ve yeni bir parti” olmasıydı. İSKİ krizi, Çiller’in bugün bile konuşulan mal varlıkları ve diğer yolsuzluklar ve üstüste gelen ekonomik krizler halkı bezdirmişti. Bu kriz ve yolsuzluklarla dolu eski dönemleri reddeden bir parti olarak üstelik –dini bütün bir parti olarak– halkın bıktığı yolsuzlukları ortadan kaldırabileceği inancıyla bu boşluğa cevap oldu.

2007 yılındaki 2. döneme, Birand’ın da bahsettiği “4 yıllık iktidarın yıpranma payı” ile girse de, yüzde 46,58 oy alması halkın bu partinin yaptıklarını onayladığı şeklinde yorumlandı.

Düşünelim; yüzde 46,58 almasaydı da, anketlerin gösterdiği gibi yüzde 26-29 oy aralığında alsaydı ne olacaktı? O zaman 341 milletvekili değil, muhtemelen 150-200 aralığında milletvekili çıkaracaktı. Aynı şekilde 2007 seçimlerinde yüzde 20,88 ile 112 milletvekili çıkaran CHP’nin oy oranı yükselecek ve 150-200 de o çıkaracaktı. Bu durumda AKP, TBMM’de istediği kanunları sorunsuz geçiremeyecekti. Çoğu kanun için uzlaşma aranacaktı. Muhtemelen bugünkünden biraz daha farklı bir şeyler yaşayacaktık.

Belki, 2000’lerden sonraki Amerikan ekonomisi stratejisi uzantısında bollanan para ile tatlı hayat sürdüren Türkiye arada yaşamadığı 5 yıllık krizleri, bugün tek kerede yaşamıyor da olacaktı. Kimbilir?

Peki neden veri yüzde 26-29 sonuç yüzde 46,58 oldu?

Şu 2007 anketlerine yakından da bakmak lazım. Anketlerin bu kadar şaşırması normal mi? yüzde 26-29 denildiğinde yüzde 29 ya da yüzde 32 filan çıkması normal olabilir. yüzde 30-35 olsa da tartışırdık ve 20 puanlık yanılma payı doğal mı? Ben hala bu konuda şüphe taşıyorum.

Bu çok büyük bir fark ve bu nedenle hem 2002 hem de 2007 seçimlerindeki oranları uzunca bir süre konuştuk. Bu arada Seçim yazılımının (SEÇSİS) güvenliği soru işareti oldu.

Seçsis ne yapar, yarın anlatalım. Ama sorun bu yazılım değil, şimdiden belirtelim. Bugün işaret edeceğimiz konu şu; seçimin güvenliğini tüm süreç boyunca ele almak zorundayız. Seçmen listeleri de, seçim sonrası verilerin durumu da bunun içinde.

Hepsini “verilerin bütünlüğü” kavramı içine alalım. İş başa düştü. Konuyu veri tabanı uzmanlarının üzerinde çalışacağı halde çıkarıp “vatandaşlar” olarak anlamak zorundayız. Muhalefet partileri –özellikle CHP– geçmişte bu konuda başarılı performanslar gösteremedi. Aşağıdaki tutanak örneğinden görebilirsiniz.

Seçimlerin bütünsel güvenliği çok önemli

2010’dan itibaren bu yazıda işaret ettiğimiz gibi “iş başa düştü”. Bu nedenle “Sandıktayız”, “Oy ve Ötesi” gibi gruplar çıkmaya başladılar. Bu gruplara karşı saldırılar da oldu. Hatta içten çökertme hareketleri yapıldığı görüldü. Yine de bu gönüllü çalışmaların başarılı oldukları çok açık. En azından son Belediye Başkanlığı seçimlerinde bunu görebildik.

Bu grupların temel fonksiyonları, sandıkta oyların doğru kullanıldığının, sayıldığının ve sonra bunların YSK sistemlerine doğru girildiğinin kontrolüydü. Ama daha geniş bir destek ve kontrol gerekli.

Seçimlerde bir kaç konuda güvenlik sağlanması lazım;

  • Dezenformayonla yanlış bilgilerin yayılmasının engellenmesi
  • Seçimlere katılım ve özgür irade güvenliği
  • Kullanılan oyların, yerine gitmesinin sağlanması
  • Yerine giden oyların bilgisayarlara doğru işlenmesi
  • İşlenmiş verilerin kontrolü

Anadolu Ajansı veri vermeye neden kazanılan yerlerden başlıyor?

Anadolu Ajansı bir kaç seçimdir tuhaf bir şey yapıyor. Seçim sayılarını açıklamaya AKP’nin büyük fark kazandığı sandıklarla başlıyor. Bu da stratejilerden birisi olmalı. Böylece moral bozuluyor. Sandıkları “nasılsa kaybettik” diye terkedenler olduğu biliniyor. Bunun bir “moral bozma stratejisi” olduğu düşünülse bile başka işe de yarayıp yaramadığı sorgulanmalı. Mesela acil tashihler böyle yapılıyor olabilir mi?

Aşağıda bunu düşündürten ve gönüllü bir çalışmadan alınan örneği 24 Haziran 2018 seçimlerinden verelim;

Burada bir sandıktaki ilk işlenen ve sonra düzeltilen tutanakları görüyorsunuz. İlkinde 267 oy kullanılmış gözükürken, ikincisinde oy sayısı 309’a çıkıyor. Oysa tashih (düzeltme) dediğiniz olsa olsa, 267 oy aynı kalmak şartıyla falan partiden, filan partiye kaydırılan 1-2 oydur ya da eksik/fazla sayılıp 265-269 olan bir tutanak olmalıdır.

Normalde seçimde her sandıkta 350 kişi planlanıyor. Burada tek bir sandıkta yüzde 12 yani 42 fazla oy kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Acaba neden bu kadar büyük bir değişiklik olmuş?

Bu örneğin, muhalefet tarafından itiraz edilmeden kesinleşen bir veri olduğunu kaydedelim.

70 bin seçmenden, 14 binin oyu yanlış yere gitmişse, toplamda kaç oy yanlış yerde acaba?

Bu örnek, 3 kişiyle 3 ay süren ve gönüllü ve bağımsız yapılmış bir araştırmadan geliyor. Çalışma ertesinde seçimlere itiraz süresi olan 1 hafta geçirildiği için bulunan hatalar YSK’da düzeltilememiş durumda. Ama bu hataların muhalefet partileri tarafından zamanında farkına varılmadığı da –en azından itiraz edilmediği için– anlaşılıyor.

Bu araştırmada rastgele seçilmiş 2 bin sandık incelenmiş. Bu sandıklarda 2000 x 350 = 70 bin oy verenin kaydı var. Yapılan inceleme sonucunda 14 bininin yani yüzde 2’sinin oyunun yanlış yere gittiği ortaya konulmuş. Bunların küçük bir kısmının kaza eseri olduğu da anlaşılıyor ama diğerleri soru işareti.

2018 seçimlerinde 188 bin sandıkta 59 milyon oy verenden 51 milyonu oy kullanmış. 2000 sandık gibi ufak bir örneklemede yüzde 2’lik hata payı yüksek olabilir, ama yine de önemli bir hata payı olduğunu düşündürtüyor. O nedenle tartışılması, sorgulanması lazım.

Anlayacağınız, 10 yılda sandık güvenliği ve oy güvenliği” öğrendik. Şimdi sırada “veri bütünlüğü” konusu var.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...