Siyaset

Münih: AB’nin ABD Baskısına Direniş Arayışı ve Türkiye’nin Konumu

Münih Güvenlik Konferansı ABD ile AB arasındaki görüş ayrılıklarının artmasını gösterirken, AB’nin ABD’ye askeri bağımlılığına kabul etmekle birlikte direniş arayışına sahne oldu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile görülüyor. (Foto: X/@SecRubio)

Münih Güvenlik Konferansı, Rusya’nın 2022’de Ukrayna işgali başlayana kadar dünyanın en etkili fikir alışverişi platformu, o yılın siyasi barometresi sayılıyordu. Sadece Batı ülkeleri değil ama Çin, Rusya, İran yetkilileri de davet edilir, BM Genel Kurullarında dahi görülmeyen yoğunluk ve verimde toplantılar yapılırdı. Almanya’nın, Ukrayna Savaşı ardından Rusya’yı, daha sonra İran’ı davet etmeyi bırakması, ABD’de Donald Trump’ın iş başına gelmesiyle genel olarak Avrupa, özellikle de Avrupa Birliğinin burnunu sürtmeye başlaması Münih’in kapsayıcı ışıltısını kaybetmesine neden oldu.
Gerçi 13-15 Şubat 2026’de toplanan 62’inci Münih Güvenlik Konferansına Çin davetliydi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi özellikle Tayvan ve ABD ile Pasifik gerilimi üzerine etkili bir konuşma yaptı. Ama nasıl 2026 Davos toplantılarında ekonomiden çok Trump konuşulduysa, Münih’te işbirliğinden çok (Konferansa adını veren) “Under Destruction-Yıkım Altında” ruhu ve Trump politikaları konuşuldu. Konferans ABD ile AB çelişkisinin daha da derinleştiğini ve AB’nin çok geç kalmış stratejik özerklik çabasına karşın ABD baskısına boyu eğdiğini gösterdi.

AB, ABD’ye Muhtaç Kaldıkça

O kadar ki, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın Avrupa’ya en büyük tehdidin Rusya ve Çinden değil, kendi içinden geldiğini söyleyen, Avrupa’yı Hristiyan düşmanlığına izin veren, otoriterlikle suçlayan konuşmasına Almanya Dışişleri Bakanı Boris Pistorius “Bu kabul edilemez” diye sert tepki verdi. Ama ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yine Avrupa yönetimlerini, Hristiyanlıktan sapmak, göçmenlere teslim olmakla suçlayan konuşmasını “Ama biz Avrupa’dan doğduk, birbirimize aitiz” mealinde sürdürmesi bile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Oh şimdi rahatladık, ABD bizi bırakmıyor” mealinde çaresiz övgüsüne neden oldu.
Çünkü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, “Avrupa savunmasını ABD’den tam özerk hale getirmek istiyorsa AB hükümetleri hemen milli gelirlerinin yüzde 10’unu NATO’nun silahlanma bütçesine ayırmak zorunda” deyiverdi.
Trump, Avrupa’ya “Yoksa giderim, Rusya’yla baş başa kalırsınız” tehdidiyle NATO aidatlarını yüzde 2’den kademeli olarak önce yüzde 3,5, sonra yüzde 5’e çıkarttırınca, zaten seçimlerde aşırı sağ yükselişin baskısı altındaki AB hükümetleri neye uğradığını şaşırmıştı. Rutte hayatın gerçeklerini hatırlatıyordu.

Güçlünün Hukuku Dönemi

Konferansın iç karartan özetini aslında daha açılışında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz yapmıştı. Merz, “Hukuka ve uluslararası kurallara dayalı düzenin artık kalmadığını” ilan ederek artık güçlünün hukuku döneminin geçerli olduğunu öne sürdü. ABD’nin kapitalist Batının liderliği rolünü sorgulayarak, “büyük güç siyasetinin”, diğerlerinin ona bağımlılığını istismar ettiğini söyledi; öncelikle AB’nin durumunu anlatıyordu.
Merz bununla birlikte Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile birlikte “gizli nükleer görüşmelere” başladığını da duyurdu. Fransa zaten nükleer silah teknolojisine sahipken bu sözler, daha önce iki dünya savaşının başrollerinde yer alan Almanya’nın da nükleer silah edinme niyetini akla getirir. (Hal böyleyken AB başkentlerinin Türkiye’nin nükleer silah sahibi Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ittifakla ilişkisini sorgulaması ayrı bir çifte standart ölçüsü.)

Stratejik Özerklik AB ile mümkün mü?

Türkiye’nin, arkasında ABD’yi aradığı 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden itibaren açık şekilde geçtiği ve bu yüzden eleştirildiği (NATO’dan) stratejik özerklik kavramının şimdi Almanya ve Fransa yönetimlerince de anıldığını görüyoruz. Merz konuşmasında dış politika ve savunmada yeni işbirliği ortakları arasında Kanada, Japonya, Hindistan ve Brezilya arasında Türkiye’yi de saydı.
Yaklaşımı doğru da AB’nin balıkçı ağlarının genişliğiyle savunma siyasetini aynı kefeye koyan “oy birliği” ilkesiyle bu mümkün mü? Elbette değil.
Zaten bu yüzden “en büyük altı AB ekonomisi” paranteziyle Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Polonya ve Hollanda EU6 adı altında, güvenlik, dış politika ve rekabet alanlarında 27 ülkenin oybirliğini aramadan, AB içinde özerk tutum alma hazırlığında.
Modern çağın en önemli barış ve kalkınma projesi olan AB, Rusya ve Çin kaynaklı yeni tehditlere karşı ABD’nin koruyucu şemsiyesi olmadan siyasi ve askeri bir aktör olmaktan çıkmamak için önlemler alıyor.
Çünkü Avrupa barışı için önşart sayılan oybirliği yöntemi, Avrupa güvenliğinin önündeki en büyük engele dönüşüyor.

Türkiye’nin Konumu

Örneğin, bir yandan Türkiye’nin Avrupa savunmasındaki rolü;
• Muharebe deneyimine sahip kara gücü ile İran, Irak, Suriye sınırlarını tutması,
• Son on yılda, ABD ve AB kaynaklı yaptırımlar karşısında yeni bir atılım sergilediği askeri sanayi kapasitesi,
• Karadeniz’deki hava ve deniz sahasında (artık oluşturabileceği dron perdesi ve füze savunmasıyla) önleyici etkisi;
• Binlerce kilometre kuzeyde, Baltık Denizinde amfibi saldırı gemisi TCG Anadolu’dan kaldırıp, hedefi vurup geri kondurduğu TB-3 dronuyla NATO’ya kazandırdığı yetenek,
• Etkili istihbarat örgütü ve Rusya-Ukrayna örneğinde öne çıkan çatışmasızlık diplomasisi ile anılırken, diğer yandan yeni Avrupa mimarisine (SAFE) katılımı Güney Kıbrıs ve Yunanistan engeline takılıyor.

Şimşek Konuşmadı: SDG Rahatsızlığı

Türkiye bu Konferansa genel olarak Dışişleri Bakanı ve/veya Milli Savunma Bakanı düzeyinde katılır. Bu defa en yüksek düzeyli kabine üyesi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek oldu. MİT Başkanı İbrahin Kalın, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Güvenlik ve Dış Politika Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve TBMM’deki siyasi parti ve komisyon üyeleri de vardı. Ancak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MSB Yaşar Güler’in katılmaması, Türkiye’nin Konferans’tan beklenti düzeyini de gösteriyordu.

Türk heyetinden tek konuşmacı, Suriye’nin geleceği oturumunda söz verilen Şimşek’ti. Ancak Şimşek konuşmadan çekildi, yerine Dışişleri Baka Yardımcısı Levent Gümrükçü’nün konuşacağı duyuruldu. Ancak Gümrükçü de son anda panelden çekildi.

Diplomatik kuliste bunun bir nedeninin Suriye gibi Türkiye’nin baş aktörlerden olduğu bir konudaki diğer konuşmacıların, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el Şeybani dışında uygun düzeyde olmaması, diğeri de Konferans düzenleyicilerin SDG lideri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’i da davet etmeleri olduğu konuşuldu. ABD ve Fransa liderliklerinin SDG’yle temasa özel önem verdiği gözlendi. Öte yandan NATO Genel Sekreteri Rutte, bu yöndeki bir soruya, “Ben buraya Kürtleri konuşmaya gelmedim” yanıtı verdi.

Türkiye’yi AB zemininde ilgilendiren bir başka güncel konu ise, Münih Konferansından bir gün önce Belçika’da yapılan AB liderler Zirvesinde de görüş ayrılıklarına yol açanMade in Europe-Avrupa Malı” ve “Buy European-Avrupa (malı) Al) politikaları var.

Ankara’ya Düşen

Fransa’nın başını çektiği bazı AB ülkeleri, özellikle de Çin rekabetini öyle kesebilecekleri ümidiyle, özellikle alımlarında Trump örneği bir korumacılık dönemine dönmek istiyor. Bu da en büyük ticaret ortağı AB olan ve AB’nin 5’inci büyük ticaret ortağı olan Türkiye’yi olumsuz etkileyecek bir başka alan.
Aynı Güney Kıbrıs-Yunanistan frenini, aslında AB’nin rekabet gücünü de arttıracak Gümrük Birliği güncellemesinde de görüyoruz.
Neyse ki bu konuda oybirliği henüz yok. Elbette bu arada Türkiye’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve yönetimin Devlet İhale Kanunu ve aslında Terörsüz Türkiye projesi için de gerekli olan Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu’nda AB uyumu yönünde, örneğin Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanması yönünde, siyasi tutukluların serbest bırakılması yönünde adımlar atması Türkiye’nin Avrupa güvenlik, dış politika ve rekabet ortamından dışlanmasını isteyen aktörlerin elindeki kozları alacaktır.

AB Zirvesi ve Münih Konferansı, AB yeni bir yol arıyorken Türkiye’nin kısa zamanda atacağı bir kaç adımla ciddi mesafe alabileceğini de gösteriyor.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Avrupa Değişiyor — Türkiye İzliyor mu?

  Avrupa Birliği'nde işler hızlı gelişiyor. Hem de Türkiye'de yeterince takip edilmeyen, edildiğinde de genellikle…

1 gün ago

İş Görüşmesinden Casusluk İcat Ediliyor: Necati Özkan’dan Mektup Var

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025’te…

1 gün ago

Savunma Sanayii: Kimlik İnşa Eden Bir Siyasal Teknoloji

9 Şubat’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TV röportajında söylediği “Savunma sanayii artık bizim vazgeçilmez bir…

2 gün ago

Şi’den Çin Ordusunda Büyük Tasfiye: Yolsuzluk, Tayvan ve Lidere Sadakat

Çin’i uzaktan izleyenler için tablo basit görünüyor: Lider Şi Cinping (Şi Cinping) güçlü. Komünist Parti…

2 gün ago

Erdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son tercihi Akın Gürlek tarihimizin yargı ve yargı-siyaset ilişkilerinde en derin izler…

3 gün ago

Erdoğan, Miçotakis’le Ege konuşurken, Libya’yla Petrol Anlaşması Yapıldı

Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis’in 11 Şubat Ankara ziyareti, daha çok yapılmış olması nedeniyle önem taşıyan…

3 gün ago