1.3 milyon TEU iş hacmiyle Türkiye’nin 3. büyük limanı olan İstanbul Avcılar’da bulunan büyük liman Kumport’un sahibi ve işletmecisi Fina Liman’ın yüzde 65 hissesi 2015 yılında 945 milyon dolara Çin’li Cosco Pacific’in iştirakleri CMHI ve CIC Capital’in oluşturduğu konsorsiyuma satılmuştı. (Foto: www.kumport.com.tr)
Dünya yeniden sertleşiyor, ihtilaflar kızgınlaşıyor. Savaşlar sadece cephede değil; sigorta poliçelerinde, liman işletmelerinde, ödeme sistemlerinde ve yarı iletken fabrikalarında yaşanıyor.
21. yüzyılın güç mücadelesi artık toprak işgali üzerinden değil, akışın kontrolü üzerinden yürüyor: enerji akışı; ticaret akışı; finans akışı; veri akışı. Kim bu akışları kontrol ederse, geleceğin ekonomik düzenini o şekillendiriyor.
2035’e giderken asıl soru şu: Türkiye küresel stratejik dar geçitler (chokepoint) savaşında yalnızca üstünden geçilen bir transit ülke mi olacak, yoksa kritik bir merkez mi?
2035 bir takvim yılı değil; küresel sistemin ilk büyük hesaplaşma eşiği.
Avrupa Birliği’nin 2035 sonrası içten yanmalı motor satışını fiilen bitirme kararı enerji talep kompozisyonunu değiştirecek. Çin’in sanayi dönüşüm planları 2035 perspektifine göre şekilleniyor. LNG kapasite artışlarının büyük kısmı 2030–2035 arasında devreye girecek. Kritik mineraller, batarya zincirleri ve yeşil hidrojen yatırımları bu tarihe kadar konumlanacak.
Jeopolitik olarak ise 2035, bloklaşmanın kurumsallaşacağı, finansal sistemin parçalanma riskinin netleşeceği ve enerji güvenliğinin yeniden tanımlanacağı eşik.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılının ilk stratejik muhasebesi de bu döneme denk geliyor.
Bugün alınan kararların meyvesi – ya da bedeli – 2035’te ortaya çıkacak.
Rusya-Ukrayna savaşı bize askeri değil, ekonomik bir gerçeği hatırlattı. Avrupa Birliği’nin Rus petrolüne getirdiği tavan fiyat uygulaması, doğal gaz yaptırımı fiilen bir ekonomik silah oldu. Batı sigorta şirketleri ve denizcilik finansmanı olmadan Rus petrolünün önemli bir kısmı dünya piyasasına erişemedi.
Bugün dünya petrol ticaretinin yaklaşık %60’ı deniz yoluyla yapılıyor. Küresel LNG ticaretinin neredeyse %40’ı dar boğazlardan geçiyor. Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol akıyor; bu küresel tüketimin beşte biri demek.
Bir sigorta poliçesi bazen bir savaş gemisinden daha etkili. Ekonomik savaş sessizdir ama sistemiktir. Hedefi dar geçitlerdir.
Bugün dünya birkaç kritik düğümde kilitlenmiş durumda:
• İstanbul ve Çanakkale Boğazları
• Süveyş Kanalı
• Hürmüz Boğazı
• Bab el-Mendeb
• Malakka Boğazı
• Panama Kanalı
Malakka’dan geçen ticaret, dünya deniz ticaretinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Süveyş, Avrupa-Asya ticaretinin en kısa hattı. Panama küresel konteyner taşımacılığının bel kemiği.
Ama görünmeyen dar geçitler daha da kritik:
• Dolar sistemi (küresel rezervlerin yaklaşık %58’i dolar)
• SWIFT ağı (günde 40 milyondan fazla mesaj)
• Tayvan merkezli yarı iletken üretimi (ileri çiplerin %90’ı)
• Lityum ve nadir toprak elementleri (rafine kapasitenin %60-80’i Çin’de)
Artık güç kara sınırlarında değil, ağlarda.
Çin bu gerçeği erken okudu. Kuşak ve Yol Girişimi sadece altyapı yatırımı değil; bilinçli bir konumlanma stratejisi: Pire Limanı, Gwadar, Djibouti, Hambantota, Kumport.
Çin’in kontrol ettiği veya işlettiği limanların sayısı 90’ın üzerinde. Başta COSCO olmak üzere Çinli şirketler dünya konteyner taşımacılığının yaklaşık üçte birini kontrol ediyor.
Neden? Çünkü Pekin için Malakka bağımlılığı stratejik risk. Enerji akışının tek geçide bağlı olması kabul edilemez.
Bu nedenle denizde liman, karada koridor, finansmanda alternatif ödeme mekanizmaları geliştiriliyor.
Bu bir kalkınma projesi değil; uzun vadeli güç mimarisi.
ABD liman satın almıyor. Finansı kontrol ediyor. Dolar, SWIFT, yaptırım mekanizmaları ve teknoloji ambargosu Washington’un elindeki görünmez dar geçitler.
Rusya’nın SWIFT sisteminden kısmen çıkarılması, İran’a uygulanan finansal yaptırımlar ve Çin’e yönelik yarı iletken ambargosu bunun örnekleri.
Ancak bu araçların yan etkisi var: BRICS genişliyor. Dolar dışı ticaret arayışları artıyor. Jeopolitik bloklaşma hızlanıyor.
Ekonomik savaş çift taraflıdır.
Türkiye’nin konumu sıradan değil. Karadeniz’in çıkışı bizde. Hazar enerji hatları bizden geçiyor. Doğu Akdeniz’in merkezindeyiz.
Körfez ve Kızıldeniz hattına erişimimiz var. Somali başta olmak üzere Afrika Boynuzu’nda varlığımız var.
Karadeniz’den çıkan tahıl, enerji ve ticaret akışı İstanbul Boğazı’ndan geçiyor. Montreux rejimi Türkiye’ye askeri denge açısından önemli bir kaldıraç sağlıyor.
Ama coğrafya tek başına güç üretmez. Strateji üretir.
“Mavi Vatan” söyleminin yükselişi tesadüf değil. Ege’de 12 mil tartışması yalnızca bir deniz hukuku meselesi değil; ekonomik ve güvenlik erişimi meselesi. Bu nedenle Yunanistan’a yönelik “casus belli” ifadesi stratejik bir uyarı olarak gündeme geliyor.
Doğu Akdeniz’de enerji sahaları, deniz yetki alanları ve Güney Kıbrıs’ın maksimalist iddiaları, bu denklemi daha da karmaşık hale getiriyor.
Ancak 2035 Türkiye’si için kritik denge şu: Haklarını korurken kriz üretmeyen bir strateji. Gerçek güç; caydırıcılığı diplomasiyle birlikte kullanabilmektir.
Türkiye 2035’e giderken üç seçenekle karşı karşıya:
1. Sadece boru hattı ülkesi olmak
2. Lojistik geçiş noktası olarak kalmak
3. Enerji, finans ve ticarette merkez ülke olmak
Merkez ülke olmak demek:
• Enerji ticaretinde fiyat referansı oluşturmak
• LNG ve gaz ticaretinde bölgesel hub olmak
• Liman ve demiryolu entegrasyonunu tamamlamak
• İstanbul Finans Merkezi’ni gerçek bir ticaret finansmanı platformuna dönüştürmek
• Kritik mineraller ve yeşil teknoloji alanında üretici konuma geçmek
2035’in kazanan şirketleri:
• Enerji riskini yönetenler
• Tedarik zincirini Türkiye merkezli yeniden kuranlar
• Çoklu para sistemine adapte olanlar
• Lojistik avantajı stratejiye dönüştürenler
• Yeşil dönüşüme erken yatırım yapanlar olacak
Dar geçitler çağında kısa vadeli bakış açısı tehlikelidir. Dünya dar geçitler üzerinden yeniden yazılıyor. Türkiye kavşakta. 2035’te ya pasif transit ülke olacağız ya da denge kuran, enerji yöneten, lojistik kontrol eden merkez ülke.
Savaşmadan kazanmak mümkün. Ama ancak dar geçitleri akılla yönetenler için.
2026 Münih Güvenlik Konferansı daha başlamadan yayımlanan Münih Güvenlik Raporu dikkat çekici bir kavramla açıldı:…
CHP lideri Özgür Özel halka “Bu emekli maaşına, bu düşük ücrete, bu yoksulluğa, bu enflasyona,…
Münih Güvenlik Konferansı, Rusya’nın 2022’de Ukrayna işgali başlayana kadar dünyanın en etkili fikir alışverişi platformu,…
Avrupa Birliği'nde işler hızlı gelişiyor. Hem de Türkiye'de yeterince takip edilmeyen, edildiğinde de genellikle…
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025’te…
9 Şubat’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TV röportajında söylediği “Savunma sanayii artık bizim vazgeçilmez bir…