

Avrupa’da yükselen sağın liderlerinden Macaristan Başbakanı Victor Orban, Beyaz Saray ziyaretinde ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’ın arasında görülüyor. (Foto: WhiteHouse)
Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazıralan “Batı Demokrasilerinde Yükselen Sağın Arka Planı: Amerikan Seçmeni Üzerinden Bir Analiz” başlıklı raporda, yıllar içinde gerek ABD gerekse Batı demokrasilerinde seçmen davranışlarının uğradığı değişime ilişkin dikkat çekici bulgu ve değerlendirmelere yer veriliyor.
Bir yazı dizisi olması planan çalışmanın bu ilk bölümünde öncelikle Batı Avrupa ülkelerinde yaşanan siyasal dönüşümün altında yatan ekonomik ve ideolojik dinamiklerle, bunun seçmen davranışı üzerindeki etkileri ele alınıyor.
Batılı ülkelerde toplumsal sınıflar ile oy verme davranışı arasındaki güçlü ilişkinin, özellikle 1990’lı yıllara kadar belirgin olduğu ancak bu ilişkinin zamanla dönüştüğüne işaret eden geniş bir literatüre atıfta bulunularak, 1950’li ve 1960’lı yıllarda, Batılı ülkelerde düşük eğitim ve düşük gelir düzeyine sahip bireyler arasında sosyal demokrat ya da sosyalist partilere destek çok daha yüksek düzeydeyken, yüksek eğitimli, yüksek gelire ve varlığa sahip bireylerin merkez ve sağ partileri tercih ettikleri hatırlatılıyor.

ABD’de eğitim durumuna göre göçmen sorununa bakış. (Şekil: Toplum Çalışmaları Enstitüsü)
Sözkonusu raporda, Sovyetler Birliği’nin dağılması, küreselleşmenin hız kazanması ve eğitimin yaygınlaşmasıyla birlikte 2010’lara gelindiğinde sosyal demokrat ve sosyalist partilere verilen desteğin, geleneksel işçi sınıfından ziyade daha yüksek eğitimli ve orta gelir grupları arasında yoğunlaştığına dikkat çekilerek, son kırk yılda eğitim, gelir ve sınıf ekseninde siyasi tercihler yeniden şekillenirken, klasik “işçi sınıfı–sol parti” ilişkisinin zayıfladığı vurgulanıyor.
İşçi Sınıfı Sağa Kayıyor
İngişliz İşçi Partisi’nin beyaz işçi sınıfından aldığı oy oranının 1987–2019 döneminde keskin biçimde gerilediği; ABD’de ise düşük eğitimli seçmenlerin Demokrat Parti’ye desteğinin zamanla azaldığı, buna karşılık üniversite mezunları arasında Demokratlara yönelimin arttığı ifade ediliyor. Raporda, benzer eğilimlerin Fransa ve Almanya’da da gözlemlendiği kaydedilirken, Fransa’da geçmişte ağırlıklı olarak sol partilere oy veren işçi sınıfının önemli bir bölümünün 2017 seçimlerinde popülist sağ adaya yöneldiği; Almanya’da ise 2025 seçimlerinde AfD’nin işçiler arasında en fazla oyu alan parti konumuna yükseldiği aktarılıyor.
Geleneksel olarak sol partilerin güçlü olduğu toplumsal kesimlerde sağ popülist partilerin güç kazanmasının, Batı siyasetinde dengeleri değiştirdiği belirtilirken; bu yükselişin arkasında ekonomik dinamiklerin mi yoksa kültürel ve kimlik temelli dönüşümlerin mi belirleyici olduğu sorusunun öne çıktığı ifade ediliyor.
Rapordaki analize göre, toplumsal statü açısından kendisini dezavantajlı konumda algılayan gruplar, yalnızca ekonomik kaygılarla değil, aynı zamanda küreselleşmeyle birlikte yaygınlaşan kültürel normlara ve değerlere karşı daha mesafeli bir tutum geliştiriyor. Yeşil dönüşüm, göç, cinsiyet eşitliği ve eşcinsel birey hakları gibi başlıklar, bu kesimler açısından çoğu zaman ekonomik dönüşümün sembolik uzantıları olarak algılanmakta, bu da söz konusu değerlerin, bireylerin gündelik deneyimleriyle uyumsuz veya tehdit edici görülmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla, kültürel mesafe ve değer temelli tepkiler, büyük ölçüde ekonomik konum kaybı algısıyla beslenen bir savunma refleksi olarak ortaya çıkıyor.
Raporun tamamı bu linkten okunabilir.


