Ayotzinapa: 43 Öğrencinin Kayboluşu
26–27 Eylül 2014 gecesi, Guerrero eyaletindeki Ayotzinapa Kırsal Öğretmen Okulu öğrencileri, Iguala kentinde polis müdahalesi sonrası gözaltına alındı ve 43 öğrenciden bir daha haber alınamadı. Yeni soruşturmalar, yerel polis–kartel bağlantısının ötesinde askerî birimlerin olaydan haberdar olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Buna rağmen 43 öğrencinin akıbeti ve neden kaçırılmış olabilecekleri hâlâ açıklık kazanmış değil.
Ayotzinapa, Meksika’daki kartel savaşlarının yalnızca güvenlik değil, kurumsal çürüme meselesi olduğunu gösteren kırılma noktası oldu. Bugün CJNG ve Sinaloa gibi örgütlere karşı yürütülen operasyonlar devletin kararlılığını yansıtsa da, yerel düzeyde sızma ve cezasızlık sorunu tam olarak çözülmüş değil. Bu nedenle güncel kartel operasyonları ile Ayotzinapa arasındaki bağ, yalnızca kronolojik değil; devletin gücü ve güvenlik mimarisi açısından yapısal bir sürekliliğe işaret ediyor.
Son tablo, Meksika’nın bir “narco-devlet”ten ziyade, kartel nüfuzuyla mücadele eden hibrit bir güvenlik krizi yaşadığını gösteriyor. Ancak Ayotzinapa dosyası kapanmadıkça, her yeni kartel operasyonu ülkede aynı soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Meksika- ABD İlişkilerinde Karteller
Bugün ortaya çıkan tablo, Meksika’nın tek başına açıklanamayacak bir güvenlik krizi yaşadığını da gösteriyor. Karteller üretim ve sevkiyat ağını sağlarken, ana talep ABD’den geliyor. Bu nedenle sorun yalnızca Meksika’nın iç meselesi değil; iki ülkenin ekonomik, sosyal ve güvenlik politikalarının kesiştiği yapısal bir kriz olarak varlığını sürdürüyor.
Meksika yaklaşık 130 milyonluk nüfusuyla Latin Amerika’nın en kalabalık ikinci ülkesi (Brezilya’dan sonra) ve dünyanın en büyük İspanyolca konuşan toplumu. Kokain, metamfetamin ve özellikle fentanilin ana varış noktası ABD olduğu için kartellerin gelir yapısı büyük ölçüde ABD’deki talebe dayanıyor. Bu durum, güvenlik krizini iki ülkeyi bağlayan yapısal bir arz-talep zincirine dönüştürüyor.
Trump’ın İlk Başkanlık Dönemi
ABD’de bu konu en sert biçimde Trump tarafından gündeme taşındı. Trump, 2015’de ilk kez başkan adaylığını açıkladığı kampanyasında Meksika sınırına duvar inşasını savunmuş, Meksika’yı yasa dışı göç ve uyuşturucu akışı konusunda yeterince önlem almamakla suçlamış ve zaman zaman kartellerin “terör örgütü” ilan edilmesi gerektiğini söylemişti.
İkinci seçim kampanyası (2024) sürecinde de fentanil krizini Meksika merkezli bir güvenlik tehdidi olarak nitelendirerek, sınır güvenliğinin asker (Ulusal Muhafızlar) tarafından sağlaması gerektiğini dile getirmişti. Resmî ABD politikası halen istihbarat paylaşımı ve güvenlik işbirliği çerçevesinde ilerliyor.
Trump’ın İkinci Başkanlık Dönemi
Öte yandan, ikinci dönem tutumu, ilk dönemden farklı olarak sadece duvar inşası vaatleriyle sınırlı kalmayan Trump, daha geniş bir güvenlik ve ekonomik baskı stratejisi izliyor: göç ve uyuşturucu akışını ulusal güvenlik meselesi olarak çerçevelemek; ekonomik yaptırımlar (gümrük tarifeleri) ile baskı kurmak; kartelleri uluslararası tehdit olarak ilan etme çabaları ve askerî müdahale seçeneklerini açık tutma söylemi.