BM Genel Sekreteri Guterres ödülü tüm BM çalışanları adına kabul etti. 1986 yılında verilmeye başlanan ödül, en son 2000 yılında Rauf Denktaş’a verilmişti. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görülmesi yalnızca sembolik bir jest değildir. Tam tersine, uluslararası sistemin son derece zor bir dönemden geçtiği bir zamanda barış kavramının yeniden hatırlatılması açısından anlamlı bir gelişmedir.
Bugün Birleşmiş Milletler kuruluşundan bu yana belki de en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. Ukrayna savaşı, Gazze’de yaşanan trajedi, Orta Doğu’da giderek derinleşen gerilimler, Afrika’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmalar ve büyük güç rekabetinin sertleşmesi uluslararası sistemin barışı koruma kapasitesini ciddi biçimde zorlamaktadır. Bu ortamda Birleşmiş Milletler sıklıkla eleştirilmekte, yetersizlikle suçlanmakta ve hatta işlevini yitirdiği iddia edilmektedir.
Ancak tüm bu eleştiriler arasında gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek vardır: Uluslararası sistemde barışı savunmak ve diplomasi kanallarını açık tutmak hâlâ son derece zor, fakat bir o kadar da hayati bir görevdir. Bu nedenle Guterres’e verilen Atatürk Barış Ödülü’nün zamanlaması özellikle anlamlıdır. Bu ödül yalnızca bir kişiyi onurlandırmaktan öte, çok taraflı diplomasinin ve barış arayışının önemini hatırlatan bir mesaj niteliği taşımaktadır.
Guterres de ödülü kabul ederken yaptığı konuşmada bu bağlantıya özellikle dikkat çekti. Atatürk’ün mirasının yalnızca Türkiye için değil, uluslararası toplum için de önemli bir referans olduğunu vurguladı. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin Birleşmiş Milletler’in ruhunu yansıttığını söyleyen Guterres, barışın kendiliğinden ortaya çıkmadığını, aksine bilinçli liderlik ve kararlı diplomasi gerektirdiğini ifade etti.
Ödülü Birleşmiş Milletler personeli adına kabul ettiğini söylemesi de bu mesajın kurumsal boyutuna işaret ediyordu. Böylece ödül, bireysel bir takdirin ötesinde, uluslararası barış çabalarına yönelik kolektif bir sorumluluğu hatırlatan sembolik bir anlam kazandı.
Guterres’in Türkiye ziyareti aynı zamanda sembolik açıdan dikkat çekici bir zamanlamaya sahipti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Ramazan ayı boyunca gelenek haline getirdiği dayanışma ziyaretlerinden birini bu yıl Türkiye’ye gerçekleştirerek Ankara’ya geldi. Bu ziyaret, Türkiye’nin Suriyeli mülteciler konusunda uzun yıllardır gösterdiği büyük dayanışma ve insani destek için de bir teşekkür niteliği taşıyordu.
Türkiye bugün dünyada en fazla mülteci barındıran ülkelerden biri olmaya devam ediyor. On yılı aşkın süredir milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’nin bu konuda üstlendiği yük yalnızca insani değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik açıdan da son derece ağırdır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu çabayı açık şekilde takdir etmesi, uluslararası toplumun bu sorumluluğun büyüklüğünü hatırlaması açısından önemlidir.
Ancak Atatürk Barış Ödülü’nün anlamı yalnızca bugünün gelişmeleriyle sınırlı değildir. Bu ödül aynı zamanda Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün barış vizyonunun yeniden hatırlanması açısından da özel bir anlam taşır.
Atatürk çoğu zaman askeri liderliğiyle anılsa da modern Türkiye’nin kuruluş sürecinde sergilediği en önemli liderlik özelliklerinden biri barışı stratejik bir hedef olarak benimsemesidir. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi yalnızca bir slogan değil, genç Cumhuriyetin dış politika yönelimini belirleyen temel bir yaklaşım olmuştur.
Atatürk’ün barış liderliği birkaç önemli özelliği bir araya getiriyordu. Her şeyden önce gerçekçiydi. Uluslararası ilişkilerde güç dengelerini doğru okuyabilen bir liderdi ve Türkiye’nin kapasitesini aşan maceralardan özellikle kaçınmıştır. Aynı zamanda pragmatikti; ideolojik romantizme değil, somut çıkarlar ve istikrara dayalı bir diplomasi anlayışını benimsemiştir.
Atatürk’ün bir diğer önemli özelliği ise uzlaşmacı liderlik tarzıydı. Lozan’dan Balkan Paktı’na, Sadabad Paktı’ndan komşularla kurulan dengeli ilişkilere kadar birçok girişim, onun bölgesel barışı kurumsallaştırma çabasının örnekleridir.
Bu yaklaşım Türkiye’yi yalnızca kendi güvenliğini sağlamaya çalışan bir devlet değil, aynı zamanda bölgesel istikrarın aktif bir destekçisi haline getirmiştir.
Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler bu tarihsel mirası yeniden düşünmemizi gerektiriyor. İran ile Batı arasındaki gerilimlerin tırmandığı, Gazze’de trajedinin derinleştiği ve bölgesel rekabetin sertleştiği bir ortamda Türkiye’nin hâlâ görece bir istikrar adası olarak varlığını sürdürebilmesi tesadüf değildir.
Elbette Türkiye’nin de kendi içinde önemli siyasi ve ekonomik sorunları vardır. Ancak buna rağmen Türkiye’nin devlet kapasitesi, diplomatik geleneği ve krizlere yaklaşımında belirli bir dengeyi koruyabilmesi büyük ölçüde Cumhuriyetin kuruluşunda atılan temellere dayanmaktadır.
Bu temellerin en önemlisi ise Atatürk’ün barışı bir zayıflık değil, stratejik bir güç olarak gören liderlik anlayışıdır.
Bu nedenle Atatürk Barış Ödülü’nün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne verilmesi yalnızca bugünün diplomatik gündemine dair bir mesaj değildir. Aynı zamanda barışın krizlerle dolu bir dünyada hâlâ mümkün olduğunu ve bu hedefe ulaşmanın güçlü liderlik, gerçekçilik ve diplomasi gerektirdiğini hatırlatan anlamlı bir semboldür.
Ve belki de en önemlisi, Türkiye’nin bugün hâlâ bölgesel barış için bir dayanak noktası olabilmesinin arkasında Cumhuriyetin kuruluşunda ortaya konan bu stratejik barış vizyonunun yatıyor olmasıdır.
CHP’liler de DEM’liler de sürece “Terörsüz Türkiye” denmesini istemiyor ama bu slogan tuttu; oradan ilerleyelim.…
Trabzon’da deniz dolgusu üzerine inşa edilen şehir hastanesi son günlerde farklı bir tartışmayla gündeme geldi.…
İsrail artık yalnızca Gazze’de, Lübnan’da ya da İran cephesinde savaşmıyor. Ölçeğini aşan çok daha geniş…
Aslında savaşın ilk haftasından itibaren ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in zorlamasıyla giriştiği İran savaşından çıkış…
Milli Savunma Bakanlığı, “son gelişmeler” üzerine NATO’nun Türk hava sahasını güçlendirmek amacıyla Kürecik radarının bulunduğu…
ABD’de İran yaptırımlarını delme suçlamasıyla açılan Türkiye Halk Bankası (Halkbank) davasında yeni bir aşamaya gelindi.…