ABD ve İsrail’in başlattığı İran savaşı sürerken, BAE’nin Petrol Üreticisi Ülkeler Örgütü OPEC’ten ayrılma kararında sadece ekonomik değil, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki siyasi anlaşmazlıklar da pay sahibi. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (solda) BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zeyd ile Abu Dabi ziyaretinde görülüyor. (Foto: BAE Başkanlık)
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 28 Nisan’da ani bir kararla en önemli üyelerinden olduğu Petrol İhracatçısı Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ve Rusya önderliğindeki OPEC+’tan 1 Mayıs itibarıyla ayrılacağını duyurdu. BAE’nin ABD ve İsrail’in başlattığı İran savaşı belirsizliği sürerken attığı bu adım, enerji piyasalarında sessiz ama derin bir kırılmaya işaret ediyor. Bu gelişmeyi sadece üretim kotaları üzerinden okumak eksik kalır. Meseleler çok daha geniş: Basra Körfezi ülkeleri arasındaki rekabet, küresel güç dengesi, savaşın seyri ve petrol piyasalarının geleceği aynı anda yeniden yazılıyor.
BAE ile Suudi Arabistan arasındaki rekabet yeni değil. Jeopolitik nüfuzdan finans merkezleri yarışına, Körfez’deki etki alanından Afrika’daki yatırımlara kadar uzanan çok katmanlı bir çekişme söz konusu.
OPEC içinde bu rekabet uzun süre örtük kaldı. Suudi Arabistan fiyatı yüksek tutmak için arzı kısma stratejisini savunurken, BAE daha fazla üretimle pazar payını büyütmek istedi. Aynı çatı altında bu iki yaklaşımın birlikte yürümesi zaten zordu. Şimdi bu farklılık, kapalı kapılar ardındaki müzakerelerden çıkıp açık piyasa rekabetine taşınıyor.
Bunun yanı sıra BAE’nin İran’a karşı ülkesinde İbrahim Anlaşmaları ortağı İsrail’in Demir Kubbe sistemine ve İsrail askerlerine izin vermesi çekişmeye siyasi boyut katmış durumda
Bugün dünya günde yaklaşık 106–108 milyon varil petrol üretiyor. OPEC’in payı yüzde 35–40, Rusya dahil OPEC+ ile birlikte bu oran yüzde 50–55’e çıkıyor. Buna karşılık ABD tek başına 13 milyon varilin üzerinde üretimle küresel arzın yaklaşık beşte birini sağlıyor.
Bu tablo, OPEC’in hâlâ önemli ama artık tek belirleyici olmadığını gösteriyor. ABD’nin esnek üretim modeli, kota sisteminin etkinliğini zaten aşındırmıştı. BAE’nin attığı adım ise bu süreci hızlandırıyor. Artık daha disiplinsiz, daha rekabetçi, kotaların giderek anlamını yitirdiği bir piyasa düzenine giriyoruz.
Washington bu sürecin doğrudan aktörü değil. Ancak sonuçtan memnun olmaması için hiçbir neden yok. Kartel disiplininin gevşemesi, daha fazla arz ve potansiyel olarak daha düşük fiyat anlamına gelir. Bu da enflasyonla mücadele eden ABD ekonomisi için avantajdır.
Daha da önemlisi, OPEC+ bünyesinde Rusya ile kurulan koordinasyonun zayıflaması, Moskova’nın enerji üzerinden kurduğu jeopolitik kaldıraçları sınırlayacaktır. Bu nedenle BAE’nin hamlesi, doğrudan olmasa da ABD’nin stratejik çıkarlarıyla örtüşüyor.
Üretim artsa bile petrolün pazara ulaşması garanti değil. BAE’nin bir kısmını depolaması, alternatif güzergâhlar araması bu yüzden. Eğer mevcut gerilimler azalır ve kalıcı bir ateşkes ortamı oluşursa, bugün piyasaya giremeyen bu petrol hızla devreye girebilir. İşte o zaman arz artışı gerçek anlamda fiyatlara yansır.
Öte yandan, BAE’nin Hürmüz Boğazı risklerini azaltmak için Habşan petrol sahasıyla Hint Okyanusundaki Fuceyra terminali arasındaki günde 1,8 milyon varil taşıyan petrol boru hattı kapasitesini günde 1,5 milyon varil daha taşıyacak yeni bir Habşan-Fuceyra hattı inşasıyla takviye projesi de ilerliyor. Abu Dabi kendisini OPEC ile bağlamak istemiyor.
Kısa vadede piyasa hâlâ jeopolitik risklere duyarlı. Bir hafta önce bugün (22 Nisan) varili 96 dolardan satılan petrol bugün 112 dolar; neredeyse ABD Başkanı Donald Trump her konuştuğunda değişiyor. Savaşlar, ambargolar ve lojistik darboğazlar fiyatları yukarıda tutabilir. Ancak orta ve uzun vadede, eğer üretim artışı kalıcı hale gelir ve piyasaya engelsiz ulaşırsa, fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşması kaçınılmaz.
Bu nedenle BAE’nin hamlesi bugün hemen sonuç üretmeyebilir. Ama zaman içinde piyasayı daha gevşek, daha bol arzlı bir dengeye doğru iter.
Tarih bize OPEC’in monolitik bir yapı olmadığını gösteriyor. Katar, Endonezya, Ekvador gibi ülkeler farklı dönemlerde ayrıldı. Ancak BAE gibi güçlü bir Körfez üreticisinin farklı bir yol seçmesi, diğer üyeler için de emsal teşkil edebilir.
Özellikle kota kısıtlarından rahatsız olan ülkeler, “neden biz de daha fazla üretmeyelim?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başlayabilir. Bu hemen bir dağılma yaratmaz. Ama kartelin iç disiplinini kalıcı olarak gevşetir.
Bu dönüşümün Türkiye’ye etkisi gecikmeli olacaktır. Ancak yönü büyük ölçüde olumlu. Daha fazla arz ve daha rekabetçi piyasa, orta ve uzun vadede daha uygun fiyatlı enerji anlamına gelebilir.
Öte yandan oynaklık artacaktır. Bu da enerji yönetiminde daha akıllı, daha esnek stratejiler gerektirir. Türkiye’nin enerji ticaret merkezi olma hedefi açısından ise bu yeni dönem önemli bir fırsat penceresi açıyor.
BAE’nin attığı adımı bir kopuştan ziyade bir “işaret fişeği” olarak görmek gerekir. OPEC dağılmıyor, ama dönüşüyor. Enerji piyasası merkezsizleşiyor, rekabet artıyor, kartel gücü aşınıyor.
Yeni dönemin özeti basit:
Bu oyunda kazananlar, hızlı uyum sağlayanlar olacak.
Diğerleri ise eski kuralların artık geçerli olmadığını geç fark edecek.
Kıbrıs meselesi, uzun bir durgunluk döneminin ardından yeniden yoğun bir diplomatik hareketliliğin içine girmiş…
Silivri’de devam eden “Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü” davasının 28 Nisan günkü oturumunda İstanbul Büyükşehir Belediye…
Doruk Madencilik şirketinden aylardır alamadıkları maaşları ile sigorta primleri ve diğer hakları için 9 gündür…
Tarımı konuşuyorsak, hayvancılığı da konuşmak zorunda olduğumuz, çünkü tarım ve hayvancılığın birbirinden ayrılamaz olduğu her…
ABD Başkanı Donald Trump’ın kural tanımayan dış politika uygulamaları, NATO’dan çekilme tehdidi ve savunmasını ABD’nin…
Beyaz Saray Muhabirleri Derneği'nin (WHCA) 25 Nisan akşamı yapılan yıllık balo ve ödül töreni silahlı…