Categories: Siyaset

İran ile ABD’nin Hürmüz pazarlığı ve Fidan’ın BAE ziyareti ne anlatıyor?

Türkiye’nin bütün taraflarla konuşma avantajı var ama İran ile ABD arasındaki Hürmüz pazarlığının İsrail seçimleri öncesinde sonuçlanması zor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 28 Eylül’de BAE lideri Muhammed bin Zeyid ile görüşmesinde. (Foto: X/Dışişleri)

İran ile ABD arasında yeniden başlayan temaslarda asıl dikkat çekici gelişme tarafların yeniden konuşması değil, pazarlığın içeriğinin değişmeye başlaması. Basına düşen haberlere göre, Washington ile Tahran arasında aşamalı bir formül tartışılıyor. Bu formülde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması, ABD’nin ise ekonomik ablukayı gevşetmesi ve bazı dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına alan açması konuşuluyor
Ancak bugün itibarıyla Boğaz açılmış değil. Tam tersine, son veriler geçişlerin savaş öncesine göre son derece düşük kaldığını gösteriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin son açıklamaları da bu nedenle önemli. Erakçi, arabulucular üzerinden ABD’ye iletilen yedi maddelik önerinin masada olduğunu, Washington’dan henüz resmi bir yanıt gelmediğini ve İran’ın hem diplomasiye hem de savaşın yeniden başlaması ihtimaline hazır olduğunu söylüyor. İran ayrıca dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını ve petrolünü yeniden satabilmeyi talep ediyor.
Bütün bunlar bize savaşın bittiğini değil, savaşın maliyetinin nasıl yönetileceğine ilişkin yeni bir pazarlığın başladığını anlatıyor.

Hürmüz yalnızca bir geçiş yolu değil

Hürmüz meselesi ilk bakışta gemilerin yeniden geçişi ve enerji akışının normale dönmesiyle ilgili görünebilir. Ancak bugün masadaki asıl mesele, Boğaz’ın hangi koşullarda açılacağı ve İran’ın açıldıktan sonra ne ölçüde söz sahibi olmaya devam edeceği.
Kulislere yansıyan haberlere göre Tahran’ın transit ücretleri konusunda daha esnek davranabileceği, buna karşılık Hürmüz üzerindeki idari kontrol talebini korumaya çalıştığı belirtiliyor. Eğer böyle bir formül ilerlerse, İran açısından ekonomik kazançtan daha önemli bir sonuç ortaya çıkabilir. Tahran savaş sırasında sahip olduğu baskı kapasitesinin bir bölümünü, savaş sonrasında siyasi bir konuma dönüştürmeye çalışabilir.
Bu nedenle Körfez ülkeleri açısından Hürmüz’ün bir gün yeniden açılması tek başına stratejik normalleşme anlamına gelmeyecek.

Risk ortadan kalkmayacak

Gemiler geçmeye başlayabilir, sigorta maliyetleri gerileyebilir ve enerji piyasaları rahatlayabilir. Fakat İran’ın geçişleri yeniden aksatma kapasitesi ortadan kalkmadığı sürece siyasi risk de ortadan kalkmış olmayacak.
Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı petrol boru hattını yeniden devreye alma çabası da aynı arayışın parçası. Riyad, Hürmüz’e bağımlılığını azaltmak istiyor. Ancak bu hat da saldırıya uğradı ve kapasitesinin tamamına dönmesinin zaman alacağı bildiriliyor.
Dolayısıyla son aylarda ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri şu. Alternatif enerji güzergâhları coğrafyanın yarattığı kırılganlığı ortadan kaldırmıyor. Sadece riskin başka güzergâhlara dağılmasını sağlıyor.

Fidan’ın ziyaretinin zamanlaması

Tam bu tablo içinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 28 Eylül’de Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaret ayrıca önem kazanıyor.
Bu ziyareti doğrudan İran ile ABD arasındaki Hürmüz pazarlığının bir parçası olarak görmek için elimizde yeterli veri yok. Ancak zamanlaması önemli. Ankara, son dönemde Suudi Arabistan, Katar, BAE ve Pakistan gibi aktörlerle güvenlik ve diplomasi temaslarını artırırken Körfez’de savaş sonrası oluşabilecek düzenin de dışında kalmak istemiyor.
Türkiye burada Katar ya da Umman gibi doğrudan arabuluculuk kanallarının merkezinde olmayabilir. İran’a Hürmüz konusunda geri adım attıramaz, Washington’ın ekonomik baskı politikasını tek başına değiştiremez, Körfez ülkelerinin güvenlik tercihlerini belirleyemez.
Fakat Türkiye’nin başka bir avantajı bulunuyor. Ankara aynı anda NATO ile, Körfez ülkeleriyle, Pakistan’la, Irak’la ve İran’la konuşabiliyor. Türkiye’nin gücü tek bir masaya hükmetmesinden değil, farklı masalara erişebilmesinden geliyor.
Bu nedenle Ankara’nın rolünü bir bölgesel hegemonya arayışından çok bağlantı gücü olarak okumak daha anlamlı. Erişimi yüksek, fakat dayatma kapasitesi sınırlı bir aktör.

İsrail seçimleri öncesi uzlaşma zor

Bununla birlikte, önümüzdeki birkaç haftada kapsamlı bir bölgesel anlaşma beklemek için de güçlü bir neden yok. İsrail’de genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak. Bu seçim, 7 Ekim 2023 saldırılarından ve ardından Gazze, Lübnan ve İran’a uzanan savaşlardan sonraki ilk genel seçim olacak. Ardından da 3 Kasım’da ABD ara seçimleri var.
Bu takvim önemli çünkü İran, Gazze ve bölgesel güvenlik meseleleri İsrail iç siyasetinin merkezinde bulunuyor. Seçim öncesinde İsrail hükümetinin büyük stratejik tavizler içeren bir bölgesel düzenlemeye bağlanması siyasi olarak zor görünüyor. Aynı şekilde Washington’ın da seçim sonucunu ve sonrasında ortaya çıkacak İsrail hükümetini görmeden kalıcı bir güvenlik mimarisi kurmaya çalışması kolay olmayacak.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde kapsamlı bir barıştan çok, sınırlı ve aşamalı düzenlemeler görmek daha olası görünüyor. Hürmüz konusunda geçici bir formül, ekonomik baskının bir miktar hafifletilmesi, belirli cephelerde ateşkes girişimleri ve Körfez ülkelerinin güvenlik kanallarını açık tutması bunların arasında yer alabilir.

İran ile ABD: yönetilebilir güvensizlik

Burada ortaya çıkan düzen barıştan ziyade yönetilebilir bir güvensizlik düzenine benziyor.
Hürmüz henüz açılmadı. İran ile ABD arasındaki temel meselelerin hiçbiri çözülmedi. İsrail seçimleri sonuçlanmadı. Buna rağmen bölge ülkeleri savaş sonrasında nasıl bir güvenlik yapısının ortaya çıkabileceğini şimdiden hesaplıyor.
Fidan’ın Abu Dabi ziyareti de tam olarak bu nedenle önem taşıyor. Türkiye henüz kurulmamış olan bu düzeni belirleyebilecek güçte olmayabilir. Ancak o düzen kurulurken masanın dışında kalmak da istemiyor.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Fransa ayakta: artık sadece Sarı Yelekliler yok, Kara Blok da sokakta

Fransa'da eğitim politikası ve hayat pahalılığını protesto için öğrencilerin başlattığı eylemler, Sarı Yelekliler ve Kara…

14 saat ago

Dış politikada yeni sorun olmadan Azerbaycan ile gerilim giderilmeli

Türk dış politikasında işlerin pek umulduğu gibi gitmediği bir dönemde Azerbaycan ile yaşanan gerilim, soruna…

19 saat ago

İmamoğlu: “Ey Cumhurbaşkanı, bu pusu düzeninden kendini de koru”

Dört gün süren, ağırlıkla siyasi nitelikteki savunmasını tamamlayan İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Bu kalleş, pusu düzeninden"…

2 gün ago

Türkiye’nin Yeni Savunma Hattı: Kritik Altyapılarımız Ne Kadar Güvende?

Silahlı kuvvetler, istihbarat, emniyet, AFAD, enerji ve ulaştırma kuruluşlarıyla özel sektör aynı risk değerlendirmesi ve…

2 gün ago

Mahkemeye “Ne savunması ya?” diyen İmamoğlu: Kılıçdaroğlu’nu tanık olsun

İmamoğlu savunma hakkı duruşmalarının ikinci gününde iddianamedeki suçlamaları reddederken Kılıçdaroğlu'nun tanık olarak dinlenmesini istedi.

3 gün ago

Sel İstanbul’u kötü vurdu: su topraktan hakkını acı aldı

İstanbul'u vuran sel felaketinde en çok hasar gören semt ve mahalleler dere yataklarında bulunanlar. İmar…

3 gün ago