Categories: HayatSiyaset

Göç anlaşmasının 5. yılında AB ile ilişkiler yine çıkmazda

Yunanistan’ın Midilli Adası, Türkiye’den Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmenlerin önemli geçiş noktalarından biriydi. Türkiye ve AB arasındaki anlaşmayla Ege’deki mülteci trafiği büyük oranda azaldı. (Fotoğraf: Pixabay)

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 18 Mart 2016’da ilan edilen göç anlaşmasından birkaç ay önce Berlin’deki bir konferansta sohbet ettiğim üst düzey bir Alman yetkiliden kendi kulaklarımla duydum: “Kim derdi ki geçmişte yaşanan tüm karşılıklı atışmalara rağmen, Erdoğan Merkel’in siyasi kariyerini kurtaracak.”

Durumun böyle açıklıkla özetlenmesine şaşırmıştım ama aslında şaşılacak bir şey yoktu. 2015’te Suriye’den gelen göçmen akını karşısında Merkel, o dönem tarihe geçecek “Bunu yapabiliriz” cümlesiyle Almanya’nın ve Avrupa’nın göçmenlere kapıları açabileceğini söylemişti.

Ancak Merkel’in yaklaşık bir milyon göçmenin Almanya’ya gelmesine yol açan bu sözleri pahalıya patladı. Kamuoyu yoklamalarında destek oranları baş aşağı giderken, ırkçı AfD partisi yükselişe geçti. Diğer Avrupa başkentleri “Biz bu işte yokuz” deyince, yükü tek başına kaldıramayacağını anlayıp istikameti Türkiye’ye çevirdi.

Merkel’in siyasi kariyerini, göçmenlerin hayatını ve Türkiye-AB ilişkilerini kurtaracak göçmen anlaşması böyle ortaya çıktı.

Meraklısına Bahadır Kaleağası ve o dönem Brüksel’de görevli Büyükelçi Selim Yenel’le Medyascope’ta gerçekleştirdiğimiz yayını izlemesini öneririm. Emekli Büyükelçi Yenel sağ olsun, o dönem kendisinden sızdıramadığım pek çok perde arkası detayı anlattı.

Türkiye mali yardım talebinde bulunmadı

Misal, göçmen akımının Türkiye sınırlarında durdurulması için mali yardım talebinde bulunan Türkiye değil  AB olmuş. Türk tarafı tereddüt gösterince, “Siz yeter ki evet deyin, gümrük birliğinin modernizasyonunu, vize liberalleşmesini vs. gündeme alırız” demişler.

Halbuki o dönem; İngilizce “refugee deal,” denen göçmen anlaşması insan hakları ve göç konularıyla ilgilenen kuruluşlar tarafından “dirty deal” yani kirli anlaşma diye yaftalanırken; bazı çevreler Türkiye’nin 6 milyar avroya satın alındığı propagandasına başlamıştı.

Ne yazık ki izleyen aylarda seçim meydanlarından verilen “Bize vaat edilen paralar verilmedi” şeklinde mesajlar Türkiye’nin sadece finansman desteği peşinde olduğu algısını pekiştirdi. Yine aynı meydanlardan “Yahu bu para bizim harcadığımızın yanında devede kulak” mesajı ise “AB maddi yardım sözünü tutmuyor” haykırışının altında duyulamıyordu.

2016 darbe teşebbüsü yaşanmasaydı göç anlaşması AB ile ilişkilerin canlanmasına yardımcı olabilirdi. Ancak darbe teşebbüsü, bizi demokratik anlamda o kadar geriye attı ki AB bu geri gidişi ödüllendirme anlamına gelecek olumlu bir adım atmaktan kaçındı.

Bugün itibariyle anlaşma 5. yılını doldurdu. Aslında bu resmi bir anlaşma değil, yazılı bir açıklama olduğu için süresi bulunmuyor. Ancak vaat edilen 6 milyar avronun transferi yapıldığı için bundan sonrası için “Tamam mı, devam mı” diye karar vermek gerekiyor.

Bu kez gönülsüz olan AB, talepkâr olan Ankara

Her iki taraf da anlaşmanın yenilenmesini istiyor. Ancak bu kez gönülsüz olan AB; talepkâr olan Ankara. Başta Almanya, bazı ülkeler mali yardım karşılığı göç kontrolü ile anlaşmayı sınırlı tutmaya razı; ancak çoğunluk, elini cebine atıp para vermeye istekli değil.

Çünkü kendilerini eskisi kadar göç baskısı altında hissetmiyorlar. Başta Yunanistan olmak üzere; uluslararası kuralları ihlal etme pahasına göçmenlerin “geri itilmesiyle” sorunu böylece “başlarından savmayı” tercih ediyorlar. Türkiye’nin “kapıları açarız” tehdidinin geçen sene Şubat’ta yaşanan provasının fos çıkması, eskisi kadar Ankara’ya muhtaç olunmadığı hissini kuvvetlendirmiş durumda.

Ancak mesele bu kadar basit değil. Sonbaharda siyasete veda edecek olan Merkel büyük bir seçim yenilgisiyle kariyerini sonlandırmak istemeyecektir. Göç meselesini herhangi bir anlaşma olmadan ortada bırakma riskini alamaz.

Türkiye ise anlaşmanın “çek yazma karşılığında göç kontrolü” ile sınırlı olmasına karşı. Gümrük birliğinin revize edilmesi, vize serbestisi gibi diğer maddelerin yeniden gündeme gelmesini istiyor. AB’nin ise iki şartı var: Doğu Akdeniz’de gerilimin azalması, demokrasi ve insan haklarında iyileşme. Doğu Akdeniz’de sular durulmuş olsa da, insan hakları konusunda somut ilerleme olduğu konusunda Ankara muhataplarını ikna edebilmiş değil.

Bu nedenle genel beklenti, yeni anlaşmanın mali yardım karşılığı göç kontrolü ile sınırlı kalacağı yönünde. Aslında Ankara demokratik reformlar konusunda “mış” gibi yapmaktan vazgeçse, göç anlaşmasının yıldönümünü ilişkilerin önünü açmak için fırsat olarak kullanabilirdi. Son gelişmelere baktığımızda kaçırılan fırsatlar silsilesine bir tane daha eklenecek gibi.

Barçın Yinanç

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Fransa ayakta: artık sadece Sarı Yelekliler yok, Kara Blok da sokakta

Fransa'da eğitim politikası ve hayat pahalılığını protesto için öğrencilerin başlattığı eylemler, Sarı Yelekliler ve Kara…

13 saat ago

Dış politikada yeni sorun olmadan Azerbaycan ile gerilim giderilmeli

Türk dış politikasında işlerin pek umulduğu gibi gitmediği bir dönemde Azerbaycan ile yaşanan gerilim, soruna…

18 saat ago

İmamoğlu: “Ey Cumhurbaşkanı, bu pusu düzeninden kendini de koru”

Dört gün süren, ağırlıkla siyasi nitelikteki savunmasını tamamlayan İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Bu kalleş, pusu düzeninden"…

2 gün ago

Türkiye’nin Yeni Savunma Hattı: Kritik Altyapılarımız Ne Kadar Güvende?

Silahlı kuvvetler, istihbarat, emniyet, AFAD, enerji ve ulaştırma kuruluşlarıyla özel sektör aynı risk değerlendirmesi ve…

2 gün ago

Mahkemeye “Ne savunması ya?” diyen İmamoğlu: Kılıçdaroğlu’nu tanık olsun

İmamoğlu savunma hakkı duruşmalarının ikinci gününde iddianamedeki suçlamaları reddederken Kılıçdaroğlu'nun tanık olarak dinlenmesini istedi.

3 gün ago

Sel İstanbul’u kötü vurdu: su topraktan hakkını acı aldı

İstanbul'u vuran sel felaketinde en çok hasar gören semt ve mahalleler dere yataklarında bulunanlar. İmar…

3 gün ago