Sayıştay’ın geleceğinden endişe duyuyorum

Gazeteci-Yazar

Son zamanlarda kamunun zarara uğratılmasına dair çıkan çoğu haberin Sayıştay’ın raporlarına dayanması, iktidarın şimşeklerini çekebilir. (Foto: Sayıştay)

İktidar pahalılık, işsizlik gibi konularda ne zaman sıkışsa dümeni din konularına, inanca çeviriyor. Daha bir kaç gün önce sanki 19 yıldır ülkeyi başkası yönetiyormuş gibi “fahiş fiyatlardan” söz eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “fiyatlar gayet uygun” dediği gün, Cumhurbaşkanlığındaki sayısı sürekli artan “baş danışmanlardan” İsmail Kahraman Anayasa’nın ilk dört maddesinin de değiştirilebileceğini söyledi. Derdi din işlerişnin devlet işlerine karıştırılmaması demek olan laiklik. Bence o iş biraz zor ama bu tartışılsın, onlar da eleştirenleri din düşmanlığıyla suçlayabilsin istiyorlar. O yüzden bugün onların istediği konuya değil devletin para ve yönetim işlerine bakacağız. Son günlerde ortaya çıkan neredeyse bütün kamu zararı haberlerinin kaynağı aynı: Sayıştay’ın 2020 yılı denetim raporları.
Örneğin Sayıştay’ın raporuna göre Cumhurbaşkanlığı 2020 yılında günde 7,9 milyon lira harcamış. Sadece tıbbi ve laboratuvar sarf malzemesi harcaması büyükçe bir hastaneninki kadar olmuş; 51,1 milyon lira. Vatandaşa “porsiyon küçültün, az yiyin” önerilerine karşı Cumhurbaşkanlığının mutfak masrafı, pandemi nedeniyle o kadar da çok davet verilmemesine rağmen yüzde 64 artmış. Cumhurbaşkanlığı harcamalarından doğan kamu zararı 2 milyar 800 milyon küsur lira olmuş, rapora göre.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istifa eden damadı Berat Albayrak’ın yerine Lütfi Elvan’ı atadığı Hazine ve Maliye Bakanlığı faaliyeti de incelenmiş Sayıştay Denetçileri tarafından. “Cumhuriyet altını basımı sürecinde, müşteriler tarafından getirilen külçe altınların eritilerek üretime dönüştürülmesi karşılığında, (ayni olarak) tahsil edilen altın baskı bedelinin gelir hesaplarında muhasebeleştirilmediği ve dolayısıyla elde edilen hasılatın Hazineye aktarılamadığı” görülmüş. “Baskı bedeli olarak Darphanede kalan altınlar için gelir kaydı” da yapılmamış ve Sayıştay’ın raporuna göre, “Baskı bedeli olarak kalan ayni altın için gelir kaydı yapılmamasının bu gelirlerin Hazineye aktarılamaması sonucunu” da doğurmuş.
Karayolları genel Müdürlüğü üzerinden 6 otoyol projesi için, yıllara yayılmış vaziyette inşaat müteahhitlik şirketlerine toplam 24 Milyar 871 milyon dolar ve 2 milyar 988 milyon lira Hazine garantisi verilmiş olduğunu da Sayıştay raporlarından okuduk.

Bakanlıklardan üniversitelere, tel tel dökülmüş

Tarım ve Orman Bakanlığının maden izni verdiği 649 sahanın 152’sinde izinsiz yapı ve amaç dışı kullanıma göz yumduğu da Sayıştay’ın 2020 yılı raporunda yazılı. Ayrıca deniyor ki, Bakanlığın “Mali tablo ve raporları güvenilir değil, banka hesapları muhasebeleştirilmemiş. Bu da kamu zararına yol açıyor.
Bakanlığın banka hesaplarını neden muhasebeleştirmediğini soracak olursanız, üniversitelerin durumuna da bakın derim.
Erdoğan’ın rektörlüğüne eskiden AK Parti’de Genel Başkan Yardımcılığını yapmış olan Nükhet Hotar’ı atadığı İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinden çarpıcı bir örnek var Sayıştay sayesinde öğrenebildiğimiz. Deniyor ki, raporda, üniversitenin Strateji Geliştirme Başkanlığına dair 3 bankada açılmış 345 hesap hakkında bilgi istenmiş ama verilmemiş. Hesaplarda 2 milyar 897 milyon küsur lira açıklanamaz durumda. Üniversitenin döner sermayesi ise iflas noktasında, yine Rapor’da yazılana göre.
Bu Strateji geliştirme Başkanlıkları, anlaşılan hülle yolu olarak görülüyor. Sayıştay örnek olarak Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesindeki bir atamayı vermiş. Erzurum’un Palandöken ilçesinde müezzinlik yapan Ergün Halis, 2017’de Erdoğan tarafından Rektörlüğe atanan Erzurumlu hemşerisi Abdülhalik Karabulut tarafından Sosyal Bilimler Enstitüsü Sekreteri olarak atanmış. Sadece bir hafta sonra Rektörün Özel Kalem Müdürlüğüne vekaleten yükseltilmiş. 2019’da da Strateji Geliştirme Şube Müdürü olarak görüyoruz yetenekli Ergün Halis’i. Oradan Rektör Özel Kalem Müdürlüğüne dönüş yapmış. Sayıştay demiş ki, kamu personel sınavına girmeden bu yolla müdür kadrosu verilmesi yanlıştır.

Sayıştay’a mı ne bütün bunlardan?

Siz “Sayıştay’a ne bunlardan?” demeden önce bir iki örnek daha vereyim sabrınıza sığınarak.
Sayıştay’a göre Ankara Üniversitesi envanterine kayıtlı 440 yazma tarihi eser kayıp. Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesine kayıtlı 404 eser kayıp, 42’sinin yerine de sahteleri konmuş.
Aile Bakanlığının engellilere verdiği maaşta dahi usulsüzlükler ve kamu zararı saptamış Sayıştay. Deniyor ki, sahte ve şüpheli raporlarla ölçülere uygun olmayan kişilere engelli maaşı bağlanmış. Kimlerin hakkı yendi acaba?
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Sayıştay’ın Avrasya tüneli geçişlerinde hem kamunun hem vatandaşın zarara uğratıldığı saptamasının doğru olmadığını söyledi. Sayıştay, bu zararın, Yap-İşlet-Devret işletmecisi şirket lehine dolar kurunun hatalı hesaplandığını yazmıştı. Bakanlık ise “Sözleşmede yazdığı üzere, dolar kurunu 2020 başına göre hesap ettik diyor. Ya Bakanlık ya Sayıştay Denetçisi ve raportörü hatalı.
İşin ilginç yanı suçlayan da suçlanan da devlet görevlisi ve hepsini ataması da AK Parti iktidarı döneminde yapılmış. Ama neticede Sayıştay denetçiliği diye bir kurum var ve o denetçi eksik hesap verirse devletin zarara uğrayacağını, fark edilirse faturanın kendisine çıkarılacağını bilerek çalışıyor.
Şimdi gelebiliriz konuya.
“Sayıştay’a ne karışıyor. Seçilmiş iktidar, seçilmiş Cumhurbaşkanı, istediğini atar, atadığı kişi de sadece ona hesap verir” demeyin.
Sayıştay’ın görevi; “Kamuda hesap verme sorumluluğu ile mali saydamlığa katkı sağlamak üzere denetim, yargılama ve rehberlik yapmak.”
O yüzden endişeliyim Sayıştay’ın ve Sayıştay raporlarının kamuoyuyla paylaşılması geleneğinin geleceğinden.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...