Muhalefet Üniversiteleri kurtarabilecek mi?

6 muhalefet partisi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisi geliştirdi. Bu öneri içindeki maddelerden birisi YÖK’ün kaldırılmasını ve üniversiteleri özerk hale getirmeyi öngörüyor. Bu önerinin nasıl uygulamaya konulacağı Türkiye Akademisinin geleceği için hayati önem taşıyor.

Altı siyasi parti, CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti bir araya gelip bir Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Önerisi hazırladı; ve içindeki maddelerden birisi, YÖK’ü kaldırıp üniversiteleri özerk hale getirmek. Ben bu öneriyi büyük bir memnuniyetle karşıladım. Pek çok kişi ise bunun olacağına inanmıyor. Bazıları ise “partiler önerilerinin altını doldursunlar” diyorlar.

Partiler programlarını sunacaklar; biz beğenirsek oy vereceğiz. Sonra seçimi kazanırlarsa gelip uygulayacaklar. Benim kafamdaki demokrasi böyle bir şey değil. Benim tercih edeceğim modelde, akademisyenler, yani bizler, bu önerinin altını doldurmalıyız. Partilerin işi değil bu. 40 senedir dünyanın çeşitli yerlerinde akademik kurumlarda görev aldık; akademik kurumların yönetiminde bulunduk; YÖK’e rağmen üniversitelerimizi daha iyiye götürmek için çalıştık. Onun için YÖK’ün nasıl kaldırılacağının, Türkiye yükseköğretim sisteminin nasıl gelişeceğini konuşmanın, yazmanın zamanı şimdi. Partiler bizi dinleyip programlarını oluşturmalılar.

YÖK kaldırılsın! Bu kısa cümleyi 40 yıldır ne kadar çok duyduk! Peki niye? Yanlış bir model olduğu için. Üniversite, bir şirket ya da genel müdürlük gibi merkezi ve hiyerarşik yönetilecek bir kurum olmadığı için. Bireysel insiyatifi, yaratıcılığı, araştırma, mükemmele ulaşma arzusunu ezdiği, yok ettiği için. Çok büyüdüğü için. Gereksinimden çok sayıda üniversitenin siyasi amaçlarla açılıp yükseköğretim bütçesinin çarçur edilmesine izin verdiği için. Çok değişik bölgelerde, çok değişik branşlara, birbirine benzemeyen kurumlara aynı üniformayı giydirmeye çalıştığı için. Akademik çıtalar çok düşürüldüğü, akademik sahtecilikler ayyuka çıktığı, ve bunlara karşı hiç bir şey yapılmadığı için. En iyi üniversiteleri imha ettiği için. En kötüyü mükafatlandırıp yeniden üreterek Türkiye akademisini öldürdüğü için.

Üniversite çağındaki nüfusun yüzde yüzünden fazla üniversite öğrencisi

Kemal Gözler, 2019’da yayınladığı makalesinde, Türkiye’de akademinin nasıl değersizleştirildiğini sayılarla gösteriyor. 18-20 senede, üniversite sayısı 93’ten 202’ye, öğrenci sayısı 1,6 milyondan 8 milyona çıkıyor. Üniversite çağında, yani 20-24 yaş arası 4,5 milyon nüfusu olan Almanya’da 3 milyon üniversite öğrencisi var. Acaba bizim nüfusumuz daha genç, ondan mı? Türkiye nüfusunun 20-24 yaş arası nüfusu, yaklaşık 6,6 milyon kişi. Geçen haftaki YetkinReport yazımda, Çin’in nüfusunun yarısını üniversite mezunu yapma hedefi koyduğunu yazmıştım. Bizim acaba kaç üniversite mezununa ihtiyacımız var? Böyle bir planlama yapmış mı YÖK? Bu kadar üniversiteyi nasıl açmış? Üniversite çağındaki nüfusun yüzde yüzüne eğitim versek bile 6,6 milyon kişi ediyor. Acaba 8 milyona nasıl ulaşmışız?

Türkiye Üniversiteleri bitti mi?

Kemal Gözler, üniversite enflasyonunun, küçük kasabalarda, hatta köylerde fakülteler kurulmasının eğitim kalitesini nasıl düşürdüğünü, öğretim üyesi yetersizliğini, eğitimin düşük kalitesini, tezlerin, kitapların, makalelerin, uluslararası kongrelerin nasıl içinin boşaltılıp değersizleştirildiğini anlatıp şöyle diyor:

“Ben Türkiye’de ODTÜ ve Boğaziçi gibi başarısını bugüne kadar koruyabilen son bir iki üniversitenin de çok yakın bir gelecekte başarılarının kurbanı olacağından korkuyorum. Aynı korkum başarılarını kanıtlamış bir iki vakıf üniversitesi için de geçerli.”

Şu anda yaşadığımız tam olarak bu: Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, ve hatta önde gelen vakıf üniversiteleri imha ediliyor. Kemal Gözler üniversitelerin nasıl imha edildiğini, Kurbağa Manastırı adlı kitabında satirik bir dille anlatıyor. Önce her söyleneni yerine getiren yöneticilerle başlanıyor. Sonraki aşamalarda idari personel değiştiriliyor; tüm idari ve güç içeren pozisyonlar ele geçiriliyor; baş eğmeyen öğretim üyeleri soruşturmalarla bezdiriliyor; işten çıkarılıyor; susmaya, istifa etmeye ya da emekli olmaya zorlanıyor. Bir senedir Boğaziçi Üniversitesi’nde pek çok üniversitede çoktan tamamlanan bu aşamalar yaşanıyor: YÖK yeni fakülteler, enstitüler kurdu. Başlarına az gelişmiş üniversitelerden niteliksiz akademisyenler atadı. Senatoda yer alan dekanlar YÖK tarafından disiplin soruşturmasına uğrayıp görevden alındı. Üniversite adım adım öğretim üyelerinden alınıyor; fethediliyor. Kemal Gözler “Türkiye akademisi bitmiştir” diyor. Eğer bu süreç tamamlanırsa, sahiden öyle olacak.

Yükseköğretim için planlama, kalite ve sahtecilikle mücadele

Dolayısıyla, evet, YÖK kaldırılmalı. Yükseköğretim planlaması ülkemizin kalkınma planlarıyla birlikte yapılmalı. Bizim hangi branşlarda kaç üniversite mezununa ihtiyacımız var? Hangi üniversiteler hangi branşlarda hangi dereceleri verecek; bunun için ne kriterleri yerine getirmeleri gerek? Şu anda üniversitelerin bütçeleri öğrenci sayısına odaklı; kontenjanını yükselten bütçesini artırıyor. Böyle böyle 8 milyon öğrenciye ulaşmış durumdayız. Oysa araştırma üniversitelerinin doktora eğitimine ve araştırmaya odaklanması gerekli. Bunun için araştırma tabanlı bir bütçe formülüne ihtiyaç var. Araştırma üniversiteleri idari ve mali özerkliğe kavuşturulmalı. Öte yandan, yeni kurulan üniversitelerin yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi için ayrı yapılar gerekli.

Yüksek Öğretim Kalite Kurulu gibi başarılı yapılar bağımsız hale getirilip geliştirilebilir. Üniversiteler özerk olacaksa, şeffaf, denetlenebilir, ve hesap verebilir olmaları daha da önemlidir. Etik kurallar ve bunların izlendiğini denetleyip gereğini yapacak yapılar gerekli. Türkiye’de üretilen tezlerin büyük bir kısmının sahte olduğu, para karşılığı yazdırıldığı, ya da tercüme olduğu tahmin ediliyor. Sahtecilikle mücadele için mekanizmalar oluşturulmalı. Buna dair mevzuat çok eksik. Pek çok ülkede buna dair kanunlar var; bizim de özelleşmiş mevzuat ve denetim mekanizmalarına ihtiyacımız var. Bu çok kapsamlı bir çalışma gerektiriyor.

Bunları kimler planlayacak? Ben 40 senedir YÖK kaldırılsın diyenlerin bu işe girişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, Türkiye akademisini kurtarmak için son fırsatımız olabilir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...