Danıştay Savcısı: İstanbul Sözleşmesi’nin feshi hukuka aykırı

Danıştay Başkanı Yılmaz Akçil, “Danıştay tarihinde bir ilk. Bu kadar kalabalık bir duruşma ilk kez yapıyoruz” dedi. (Foto: twitter)

“Bir senedir bekliyoruz. Kadınlar karakollardan gönderiliyor. Bu dava uzadıkça kadınlar hayatlarından oluyor, çocuklar istismara uğruyor. Tek bir gün bile bizim için çok önemli. Hukuki ve politik bir sorun var. Kararınızı verin”
Avukat Hülya Gülbahar, Ankara’da Danıştay 10. Dairesine bu sözlerle seslendi. Danıştay Başkanı Yılmaz Akçil, 600 kişilik salonu dolduran kadınlara, avukatlara, sivil toplum temsilcilerine bakıp, “Danıştay tarihinde bir ilk, bu kadar kalabalık bir duruşma ilk kez yapıyoruz” demişti. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı gösterilen bu irade, belli ki heyeti de şaşırtmıştı. Gazeteciler dakika dakika salondan haber gönderdiler. Ben de gazeteci Sibel Yükler’den aktarıyorum bu sözleri.

“Biz o günün iktidarıyla birlikte çalıştık İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun için. Bütün toplumun elbirliğiyle hazırlandı o sözleşme. 6284’ü biz yazdık. Heyetin elinde nur gibi bir hukuki sorun var. Anayasa 90 ve 87. madde bu kararla rafa kalkmış oluyor,” dedi Gülbahar davacı taraf olarak savunmasında.

“Sadece Nahide Opuz davasına değil, önceki ve sonraki davaların kararlarına da çalıştık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İstanbul Sözleşmesi için uzmanlar konseyine Feride Acar’ı seçti. Bu kadar emeğimiz olan yerli ve milli sözleşmeden bahsediyoruz. Bu yüzden politik de bir sorun var,” diye ekledi.

Neden Danıştay’da?

Danıştay, kamu idarelerinin yürüttükleri işlem ve eylemlerin hukuka uygunluk denetimini gerçekleştiren mahkemelerin, yani idare mahkemelerinin, verdikleri kararlarda bir üst mahkeme olarak çalışır. İdare Mahkemelerinde verilen kararlarla ilgili temyiz istemlerini inceler ve karara bağlar. Sorabilirsiniz; peki genellikle ceza mahkemelerinde kadın cinayetlerini takip ederken gördüğümüz kadın dernekleri, avukatlar, baro temsilcileri Danıştay’da ne yapıyorlar? Bu dava neden önemli?

Çünkü kadınlar bir kamu idaresi olan Cumhurbaşkanlığının verdiği İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararına itiraz ediyorlar.

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında Avrupa Birliği’nin ve 45 ülkenin imzaladığı uluslararası bir sözleşme. Türkiye ilk imzacısı olduğu bu sözleşmeyi aynı yıl meclisinde onayladı ve onaylayan da ilk ülke oldu. Bu sözleşmeye dayanarak sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hazırlandı ve yürürlüğe girdi. Bu da yasama organı olan Meclis’te oldu.

10 yıl sonra, Mart 2021’de İstanbul Sözleşmesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla feshedildi. Bu kararın ardından geçen bir yılda pek çok dernek, avukat, tüzel ve özel kişi bu kararın Anayasaya aykırılığı sebebiyle 200’ü aşkın dava açtı. Danıştay işte bu davalardan 10’unu incelemek için toplandı 28 Nisan’da.

Anayasaya aykırı, Yoklukla sakat

Hülya Gülbahar’ın sözlerine dönelim. Anayasa’nın 90. maddesi, “Türkiye Cumhuriyeti adına Yabancı Devletlerle ve Milletlerarası Kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır,” diyor, 87. maddesi ise Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak olduğunu belirtiyor.

Türkiye 2018’de yapılan referandumla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti ve değişen anayasa uygulamaya koyuldu. Yeni anayasayla daha önce Başbakan’da olan yürütme yetkileri Cumhurbaşkanına verildi ancak “özel kanunlarla düzenlenen konularda, kanunda açıkça belirtilen konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamadığı gibi kanunlarla çakıştığı durumlarda kanun hükümleri uygulanmaktadır. Bunlara ek olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi daha önce cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenen bir konuda yeni bir kanun çıkardığında da kararname hükümsüz kalmaktadır.”

İşte itiraz bu iki noktada yükseliyor. Davacılar, uluslararası sözleşme niteliğinde olan ve meclis tarafından onaylanan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararının yine Meclis tarafından alınabileceğini, aksinin Anayasaya aykırı olacağını savunuyor ve yürütmenin durdurulmasını, kararın iptal edilmesini istiyor.

Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan da davacılar adına konuşmasında da bu noktayı vurguladı ve “Fesihi kabul edemeyiz. Tartışmamız gereken 9 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3 numaralı maddesinin hukuka uygun olup olmadığı. Bu maddeyle ilgili yükümlerinin yetkisizlik itibariyle yoklukla sakat olduğu hükmündeyiz. Bu karar, yoklukla sakattır. Yarın bir başka Uluslararası Sözleşmeden çıkılabileceğini de gösteriyor,” dedi.

Danıştay savcısı kadınlarla aynı görüşte, şimdi ne olacak?

Savunmaların ardından Danıştay Savcısı Aytaç Kurt görüşünü açıkladı ve meclisin onayına bağlı bir uluslararası sözleşmenin ancak meclis onayıyla feshedilebileceğini, çekilme kararının hukuka aykırı olduğunu söyledi. Salonda alkışların koptuğunu aktarıyordu Yükler. Orada olanların sosyal medya paylaşımları bir bir düştü, alkışların videolarını da gördük.

Bu kararın ardından ne olacak diye soracak olursanız, şimdilik yalnızca savcılık görüşü bildirildi. Karar bir ay içerisinde yazılı olarak açıklanacak. Danıştay kararları bağlayıcı ve kesin nitelikte ancak 10. Daire’nin verdiği bu karara karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edilebiliyor. Şimdi gözler Daire’nin vereceği kararda.

Türkiye siyasal alanın daralmasını tartışıyor. Hak savunması sivil toplumun hareketinden, önce mahkeme salonlarına, ardından yargıtay salonlarına en nihayetinde bir ülkenin kurucu unsuru olan Anayasa tartışmalarına taşındı. Artık yaşam hakkı kadar temel bir hakkın korunması için hazırlanan bir yasa ve bu saikle imzalanan bir uluslararası anlaşma, Anayasa gibi temel bir unsur üzerinden tartışılıyor. Dolayısıyla Danışta salonunu dolduranların ortaya koydukları irade, her gün öldürülen ve öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya kalan tüm kırılgan grupların iradesinin bir yansıması. Aynı zamanda, her gün biraz daha küçülen siyasi alanın genişletilmesi için de bir umut ışığı. Hak savunusunun Danıştaya taşındığı bir idari zelzele içerisinde ses yükseltmenin meşru zemini.

Gülbahar “kaybedecek tek bir gün yok” demişti, bir de Avukat Ceren Kalay’ın sözünü aktaralım: “bu ülkede anıt sayaç diye bir şey var, öldürülen kadınlara oradan bakabilirsiniz.”

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...