Kadına ve Sağlık Çalışanlarına Şiddetin Önlenmesi Kanunu TBMM’den geçti

Kanun teklifi 29 Mart’ta Adalet Komisyonunda onaylanmıştı. (Foto: AA)

Kadına ve Sağlık çalışanlarına şiddetin önlenmesiyle ilgili maddeleri de içeren kanun teklifi 12 Mayıs’ta TBMM genel kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Kanun ile kasten öldürme, yaralama, işkence eziyet ve tehdit gibi suçların alt sınırları kadına karşı işlenmesi halinde arttırılıyor. İyi hal indirimi ile ilgili şartlar kısıtlanıyor, ısrarlı takip ayrı bir suç kapsamına giriyor.

Sağlık çalışanları ile ilgili düzenlemede, sağlık personeline karşı işlenen kasten yaralama suçu katalog suç olarak tanımlanıyor, tutuklanma konusu ediliyor. Sağlık çalışanları için Mesleki Sorumluluk Kurulu oluşturuluyor ve tıbbı işlem ve uygulamalar sebebiyle ceza soruşturması açılabilmesi kurul iznine bağlanıyor.

Kanun teklifi 29 Mart’ta TBMM Adalet Komisyonu’nda muhalefet milletvekillerinin ve hukukçuların eleştirilerine rağmen kabul edilmişti. Bir ayın ardından meclis genel kuruluna taşınan tasarıda geçen zaman diliminde hiçbir değişiklik yapılmadı. Tasarı, ilk haliyle yasalaştı.

Cezaların alt sınırı yükseltiliyor

Kanunlaşan teklif Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesindeki kasten öldürme suçunu yeniden düzenliyor ve bu suçun kadına karşı işlenmesi halinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörüyor. Kanuna göre kasten yaralama, tehdit, işkence ve eziyet suçlarının cezalarının alt sınırları kadına karşı işlenmesi halinde arttırılıyor. Aynı şekilde hayata, vücut ve cinsel dokunulmazlığa yönelik saldırı yönünde tehdit suçunun mağdurunun kadın olması halinde cezanın alt sınırı arttırılıyor.

İyi hal indirimi olarak da bilinen ve kadınlara yönelik şiddet vakalarında sıkça gündeme gelen “takdir indirimi” verilme şartları da sınırlandırılıyor ancak haksız tahrik indirimine dokunulmuyor.

Israrlı takip olarak nitelendirilen fiiller ayrı bir suç olarak nitelendiriliyor, ancak bu suç için sınırlandırmalar getiriliyor. Bu suç uzlaştırma hükümleri kapsamından da çıkarılıyor.

Çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadına karşı işlenen kasten yaralama işkence veya eziyet suçlarının soruşturma, kovuşturma evrelerinde özellikle şiddet mağduru kadınların istekleri halinde baro tarafından görevlendirilecek avukatlardan yardım almaları sağlanıyor.

Sağlıkçılara Mesleki Sorumluluk Kurulu

Kanunla birlike kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçunun konusunun sağlık hizmetleri olması durumunda verilecek ceza altıda biri oranına kadar artırılacak.

Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçları tutuklamaya ilişkin katalog suçlar arasına alınacak.

Sağlık çalışanlarıyla ilgili sağlık mesleğinin icrasına ilişkin verilecek tazminat gibi kararlar için Mesleki Sorumluluk Kurulu oluşturulacak.

Evrensel Gazetesi’nden Birkan Bulut’a konuşan Türk Tabibler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, yasanın yeterli olmadığını, “Sağlıkta dönüşümün sonucudur şiddet. Dolayısıyla sağlıkta dönüşüme ilişkin somut adımlar atılmadığında, koruyucu sağlık hizmetleri güçlendirilmediğinde, kışkırtılmış sağlık talebini çekilmediğinde şiddeti önleme olanağı maalesef yok” dedi.

Toplumsal cinsiyet tanımı yok

Muhalefet vekilleri ve hukukçuların kanun teklifine dair dile getirdikleri ilk eleştiri, yasanın Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen “kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” ilkesine aykırılık gösterebileceğiydi. Komisyon görüşmeleri sırasında muhalefet vekilleri özellikle suçların “kadına karşı” olduğunda arttırılması ilkesinin “anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık” gerekçesiyle yeniden düzenlenmesini teklif etmişti. Vekiller, düzenlemenin “cinsiyet kimliği” nedeniyle işlenen suçları kapsaması gerektiğine dikkat çekmişti.

Komisyonda Mersin Milletvekili Alpay Antmen, “kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet ve cinsiyet kimliği nedeniyle işlenen suçlar anlamında bir ağırlaştırıcı neden” koyulması gerektiğini belirtmiş ancak teklifte bir değişikliğe gidilmemişti.

Kadın dernekleri de yasanın özellikle “toplumsal cinsiyet” tanımından kaçındığı, bu sebeple de böyle bir yasayla cinsiyet temelli şiddetin önüne geçilemeyeceği kanaatinde. İstanbul Sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen “toplumsal cinsiyet farklılıkları nedeniyle kadınlara uygulanan şiddet eylemleri” ifadesi kanunda yer almıyor.

Ceza değil uygulama önemli

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çalışma yürüten hukukçular ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ise cezaların arttırılmasının bir caydırıcı unsur olmayacağını, Türkiye’de kadınların şiddete karşı korunmasıyla ilgili en önemli unsurun yasaların uygulanmasında olduğunu belirtiyor.

Hukukçular, ağır hapis cezalarında bile kısa sürede şartlı tahliye ile serbest kalınabildiğini belirtiyor. Taciz amaçlı takibin ayrı suç olarak tanımlanması olumlu karşılansa da, suçun “kadının hayatında büyük değişikliklere yol açması” gibi çok fazla şarta tabi olması ve tutuklulukla sonuçlanmayacak ceza olması kadınların aleyhine bir düzenleme olarak yorumlanmıyor.

Kadınların hayatlarını kurtaran asıl unsurun kolluk kuvvetlerinde, mahkemelerde ve idari kurumlarda tedbir kararlarının uygulanması, hızlı ve etkili bir soruşturma ve hızlı cezalandırma olduğunu söyleyen hukukçular, yasaların uygulanmadığını özellikle tutuklama tedbirinin çok nadir verildiğini söylüyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin en büyük kazanımlarından birinin bu tedbir kararlarının uygulamaya koyulmasını kolaylaştırması olduğunu belirten hukukçular, mahkemelerin kadınların aleyhine karar verdiğinin altını çiziyor.

Türkiye Mart 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş, iktidar partisi yetkilileri Türkiye’nin kadına karşı şiddetin önlenmesi için yeterli yasalarının olduğunu, eksikliklerin yapılacak düzenlemelerle giderileceğini belirterek çekilme kararını savunmuştu.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...