Categories: Siyaset

Yargı krizi en zayıf halkadan patladı, kavga içeride, CHP direnişte

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Can Atalay’a tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesinin “yetkisini aştığı” değerlendirmesini 7 Kasım’da davaya bakan Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderdiği haberi AYM’nin bir kararına daha uyulmayacağını göstermekle kalmamıştı. Aynı zamanda yargı bünyesindeki fay hatlarındaki enerji birikiminin tehlikeli boyutlara geldiğini göstermişti. Ancak kimse işin Yargıtay’ın AYM’nin Atalay’ın tahliyesini isteyen 9 üyesi hakkında suç duyurusunda bulunmasına kadar gideceğini tahmin etmiyordu. 8 Kasım akşam saatlerinde gelen Yargıtay açıklaması Ankara’daki idaeryi de etkileyecek yargı krizini en zayıf halkadan; iki yüksek mahkeme, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay çekişmesinden başlattı.

Genel Başkanlık görevini daha bir saat kadar önce Kemal Kılıçdaroğlu’dan devralan CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel’in ilk icraatı “Anayasa’ya darbe” olarak nitelediği bu “yargı krizi” üzerine partisinin TBMM grubunu olağanüstü ve kapalı toplantıya çağırmak oldu.

Nasıl Yargıtay’ın AYM’te göstereceği tepki beklenenden sert geldiyse, CHP’nin tepkisi de beklenenden sert geldi. Özel, gece yarısına doğru TBMM’yi sivil toplumu ve halkı “hukuksuzluğa karşı direnişe” çağırdı.

Hedef Anayasa Mahkemesi

Genel Başkan olarak ilk sınavını Türkiye’nin son yıllardaki en büyük yargı kriziyle vermek durumunda kalan Özel, sabah saatlerinde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’la görüştüğünü, yargı kriziyle ilgili Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmasını talep ettiğini onun da kabul ettiğini söyledi. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, daha önce Özel’in halkı “sokaklarda, meydanlarda” direnmeye çağırmasını “yanlış ve sorumsuzca” bulmuştu ama Özel’in çıkışı siyaseti -belki de ihtiyacı olan şekilde- sarstı.

Başkanı olduğu Türkiye Barolar Birliğini olağanüstü toplantıya çağıran Erdinç Sağkan’ın Yargıtay’ın hedefinin AYM’yi “fiilen ortadan kaldırmayı” amaçladığı saptaması önemlidir.  Zaten bu açıklama ile hemen hemen aynı esnada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından Ayhan Ogan “Yargı hiyerarşisinde en üst mahkeme Yargıtay’dır” diyerek yıllardır süren tartışmanın köklerine inmişti. Bu beyan akıllara Erdoğan’ın Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, HDP’nin kapatılması konusundaki kararına tepki olarak AYM’nin “kapanmasını da artık ertelenemez bir hedef” olarak 2021’de ilan etmesini getirdi.

Amaç üyeleri istifaya zorlamak

Yargıtay’ın suç duyurusu ilk aşamada hedefteki 9 AYM üyesini istifaya zorlamayı amaçlıyor.

Mahkeme Başkanı Zühtü Arslan yakında emekli oluyor. İstifa zorlamasıyla, suç duyurusu tehdidi altındaki AYM üyelerinin yargılanmasındaki karmaşık açmazları beraberinde getirecek süreçten de kaçınmak isteniyor olabilir.

Mahkemelerin iktidarın takdir edeceği kararlarını onaylayacak bir dikensiz gül bahçesine dönüşecek bir Anayasa Mahkemesinin iktidar ortağı kimseyi rahatsız etmeyeceği düşünülebilir.

Anayasa Mahkemesi, Türkiye’yi 27 Mayıs 1960 askeri darbesine götüren çekişmeler bir daha yaşanmasın diye, Avrupa anayasaları örnek alınarak 1961 Anayasasıyla yüksek mahkeme olarak kurulmuştu. Kuruluşundan itibaren de AYM ile Yargıtay arasında çekişme eksik olmamıştı. Özellikle AK Parti’nin ilk yıllarında Avrupa Birliği uyum reformları çerçevesinde Anayasa’nın 90’ıncı maddesine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının, ulusal mahkeme kararlarıyla çeliştiği durumlardaki üstünlüğünün yazılmasıyla bu çekişme tırmandı. AB ile siyasi ilişkiler bozuldukça bu yargı içindeki fay hatlarında daha fazla enerji biriktirir oldu.

Anayasa Mahkemesi milli yargı değil mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hukuk Baş Danışmanı Mehmet Uçum, Yargıtay kararına tepki gösterenlere ve AYM’ye karşı X hesabı üzerinden yaptığı yayında suç duyurusuna “Milli Yargıya karşı saldırıların çok büyük bir birikim oluşturması sebebiyle reaksiyoner bir tavır” nitelemesiyle haklılık payı vermesi, yargı bünyesindeki enerji birikimiyle fay hattının kırıldı saptaması yapıyor aslında.

Uçum’un AYM’yi Anayasa’nın 14’üncü Maddesini yok saymakla suçlaması aslında 14’üncü maddenin içerdiği tuzağı da gösteriyor. Herhangi bir mahkemenin sanık aleyhine kararı devlete karşı işlenen suçlar içinde tanımlaması, onun -milletvekili dokunulmazlığı dahil- herhangi bir haktan yararlanmasını önlüyor; ona göre tasarlandığını Uçum elbette en iyi bilecek konumda.

Uçum, “kim milli yargıdan yana, kim değil belli olsun” ve Türkiye “Milli Yargısını batıcı ve neo liberal yargı anlayışlarına karşı sonuna kadar savunacak” sözleriyle AİHM kararlarının AYM açısından bağlayıcılığını hedef alıyor. AYM’nin milli değil, “Batıcı ve neo-liberal” yargı olma baskısına maruz bırakan bu sözler, aynı zamanda neyin milli sayılacağının da siyasi iktidar çizgisinde belirlenmesi hedefini dışa vuruyor.

Kavga içeride, artçı sarsıntılar olabilir

Deneyimli yargı muhabiri Alican Uludağ, Yargıtay’ın suç duyurusu kararının iktidar içinde kavganın başladığını gösterdiğini söylüyor; ayrıntılı bilgileri için bu bağlantıya gidebilirsiniz.  Uludağ gelişmeleri Erdoğan, İrfan Fidan’ın seçilmesini istediği halde AYM üyelerinin emekliliği yaklaşan Zühtü Arslan’ı yeniden başkan seçmesine iktidar çevrelerinde duyulan tepkiye de bağlıyor.

CHP lideri Özel ise “Kriz, Cumhur İttifakı’nın krizidir” dedi 8 Kasım gecesi grup toplantısı sonrası konuşmasında; “Kriz, MHP-AK Parti krizidir. AK Parti’nin içindeki kliklerin çatışma krizidir. AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın bir bileşeninin desteklediği, şımarttığı birilerinin Türkiye Cumhuriyeti devletini bir yargı, devlet krizine sokacak kadar ciddi bir krizdir,” dedi.

Siyasi kulisteki iddialar ise ortada sadece Yargıtay-AYM çekişmesiyle sınırlı olmadığını, Adalet Bakanlığı kademelerinde ve hatta Erdoğan’ın Beştepe ekibi içinde de uzantılarının bulunduğu yönünde.

Şahinler-güvencinler değil de şahinlerle kartallar arasında diye tanımlayabileceğimiz bu iç kavgada kartalların MHP’den destek bulduğu da konuşuluyor.

İç kavgayla açığa çıkan yargı krizi, CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel’in CHP tabanının belki de bir süredir özlediği bir çıkış yapmasına izin verdi. Bu çıkışın hem hukuk mücadelesi hem siyasi mücadele boyutu var. Her ikisinde de alınacak sonuçlar hem Türkiye’nin demokratik işleyişi hem de yerel seçim yolunda CHP’nin gidişi üzerinde etkili olacaktır.

 

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Askeri Teknolojilerin Sivil Alanda Kullanılması: ASELSAN Örneği

İzmir, Çiğli’de 30 Aralık günü İZBAN istasyonunda treninin gelmesini bekleyen 73 yaşındaki Hamit Öğretim yere…

1 gün ago

Avrupa 2026’da Dünyaya Hâlâ Demokrasi Dersi Verebilir mi?

2026’ya girerken dünyaya baktığımda, içimde tuhaf bir duygu var: Demokrasiden herkes söz ediyor ama kimse…

1 gün ago

2026’da 2025’ten Devraldığımız 6 Ağır, 2 İyi Yük: Sıfırdan Başlamıyoruz

Yeni yılınız kutlu olsun. Hepinize sağlık ve huzur, ülkemize adalet ve esenlikler dileriz. Hem Türkiye…

2 gün ago

2026’da Küresel Çatışma Riskleri ve Türkiye

ABD merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations – CFR) yayımladığı 2026’da İzlenmesi Gereken…

2 gün ago

Ersoy’un Tahliyesine Yetmeyen İtirafı ve AK Partide İç Temizlik Talebi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen uyuşturucu operasyonunun kilit ismi, Habertürk’ün görevden alınan Genel Yayın Yönetmeni Mehmet…

3 gün ago

Açık Bırakılmaması Gereken İki Olay: Yalova’daki IŞİD ve Düşürülen İHA

Açık bırakılmaması gereken, yetkililerce yapılan açıklamaların yetersiz kalıp daha çok soru işareti ürettiği iki olay…

4 gün ago