Siyaset

Düşman İnşası ve Yeni Soğuk Savaş

 

21. yüzyılda düşman inşa etmenin başlıca araçlarından biri sosyal medya üzerinden yayılan sahte/yalan haberler. (Görsel: Pixabay)

Düşman hiçbir zaman kendiliğinden ortaya çıkmadı. Hep üretildi. İnşa edildi. Hikâyesi yazıldı. Korkusu yayıldı. Sonra o korkunun etrafında ordular dizildi, bütçeler şişti, özgürlükler daraldı, toplumlar hizaya sokuldu.

Düşman, tarihin en eski ve en etkili psikolojik silahıdır. Çünkü düşman sadece “öteki”ni tanımlamaz; “biz”i de yeniden kurar. Kimin ait olduğunu, kimin dışarıda kalacağını, kimin konuşup kimin susacağını belirler.

Korku üzerinden kurulan bu birlik, akla değil reflekslere dayanır. Refleksle yönetilen toplumlar kolay yönlendirilir ama çok zor iyileşir.

Yeni Soğuk Savaş

Soğuk savaş nükleer silahlanma yarışını, devasa savunma bütçelerini, darbeleri, gizli operasyonları ve üçüncü ülkelerde yürütülen vekâlet savaşlarını meşrulaştırmıştı.

Bugün aynı kalıp yeniden çalışıyor. Çin “sarı tehlike” olarak anlatılıyor: teknolojik casus, sistemik tehdit, otoriter model, dünya düzenini yıkmak isteyen güç. Tayvan’dan yapay zekâya, yarı iletkenlerden ticaret yollarına kadar her dosya bir cepheye dönüştürülüyor.

Rusya, Ukrayna savaşıyla birlikte yeniden “mutlak düşman” ilan ediliyor. Bu artık sadece bir toprak meselesi değil; “demokrasi ile otokrasi arasındaki tarihsel hesaplaşma” diye sunuluyor. Avrupa’da silahlanma hızlanıyor, savunma bütçeleri tırmanıyor, barış kavramı yerini caydırıcılığa bırakıyor.

Orta Doğu’da ise İsrail’in güvenlik söylemi, düşman halkasını giderek genişletiyor. Hamas’tan Hizbullah’a, Suriye’den İran’a (hatta son zamanlarda Türkiye’ye kadar) uzanan tehdit ve düşman yaratma zinciri büyüdükçe askeri refleksler sertleşiyor, olağanüstü yetkiler kalıcılaşıyor, içeride sorgulama alanı daralıyor.

Dış Düşman ve Korku Toplumu

Düşmanlaştırma sadece dış politika aracı değil, iç siyasetin de en güçlü mühendislik aletidir. Korku, toplumu tek bir duygu etrafında kilitler. Eleştirel aklı bastırır. “Ya bizdensin ya onlardan” çizgisi çekilir. Birçok ülkede yaşıyoruz bu gerçeği.

Savunma bütçeleri artarken kimse eğitimi, sağlığı, yoksulluğu konuşmaz. Dış operasyona karşı çıkanlar “hain” olur. İçeride muhalefet “dış güçlerin maşası”, “bölücü”, “tehdit unsuru” olarak damgalanır. İktidar kendini “ulusu koruyan kale” olarak konumlandırır; karşısındaki herkes “kaleye saldıran” olur. Bu da hukukun esnemesini, kurumların zayıflamasını, özgürlüklerin daralmasını “zorunluluk” gibi gösterir.

Ancak bu birlik, akıl birliği değil korku birliğidir. Korku üzerine kurulan düzenler uzun vadede hep aynı sonuçları doğurur: yanlış stratejik kararlar, aşırı silahlanma ve toplumsal çürüme. Sürekli tehdit algısıyla yaşayan toplumlar ya içe kapanır ya da saldırganlaşır. Her iki yol da refahı aşındırır, kurumları zayıflatır, genç kuşakların geleceğe olan inancını eritir. Tarih, düşman üzerinden kurulan imparatorlukların bir süre sonra kendi ağırlıkları altında çöktüğünü defalarca gösterdi.

Düşman Üretmek Yerine Rakip Yönetmek

Çıkış yolu düşman üretmek değil, rakip yönetmektir. Gerçek strateji, çıkar çatışmalarını bastırmak değil; onları soğukkanlılıkla dengelemek, örtüşen alanlarda işbirliği üretmek ve karşılıklı bağımlılığı akıllıca yönetmektir.

Şirketler bunu çok iyi bilir. Rakibini şeytanlaştıran şirket enerjisini savaşa harcar ve zayıflar. Rakibini analiz eden, ondan öğrenen, gerektiğinde onunla ortaklık kuran şirket ise büyür. Devletler için de kural aynıdır.

Çin düşman değil, rakip bir süper güçtür. Rusya yok edilmesi gereken bir varlık değil, çıkarları çatışan ama yönetilmesi gereken bir aktördür. İran ortadan kaldırılacak bir tehdit değil, dengelenmesi gereken bir bölgesel güçtür. İsrail toplumu düşman değil, güvenlik kaygılarıyla yaşayan bir halktır; sorun belirli politik tercihlerdedir.

İçeride de muhalefet düşman değil, sistemin sigortasıdır. Eleştiri tehdit değil, dayanıklılıktır.

Yirmi birinci yüzyılın kazananları, düşman icat edenler değil denge kuranlar olacak. Cephe açanlar değil, köprü inşa edenler öne çıkacak. Korku üretenler değil, güven tesis edenler kalıcı olacak. Gerçek güç askeri yığınakta değil. Psikolojik savaşta değil.
“Biz ve onlar” diye dünyayı bölmekte hiç değil. Gerçek güç, aklı, soğukkanlılığı ve diyaloğu yönetebilme kapasitesinde yatıyor.

Ama naif bir iyimserliğe de bu dünyada yer yok. Çünkü uluslararası siyaset bir niyetler kulübü değil, çıkarlar arenasıdır. Tango tek kişiyle yapılmaz. Barış da ancak karşı taraf da aynı aklı, aynı sorumluluğu ve aynı cesareti gösterdiğinde mümkün olur.
Bu yüzden mesele “herkesle dost olalım” romantizmi değil; çatışmayı yöneten, gücü dengeleyen, diyalogu zorlayan ve gerektiğinde caydırıcılığı da masada tutan olgun bir stratejik akıl geliştirebilmektir.

Mehmet Öğütçü

Londra Enerji Kulübü YK Başkanı

Recent Posts

Diplomasi ABD’nin İran Saldırısını Önleyebilecek mi? Türkiye de Devrede

  ABD’nin Venezuela operasyonu üzerinden daha iki hafta geçmeden dünya şimdi de İran’a saldırısı için…

11 saat ago

Kadın Hâkimi Vuran Erkek Savcı, Kadına Şiddeti Önlemekle Görevliymiş

Savcı Muhammet Çağatay Kılıçarslan, 13 Ocak günü görevli bulunduğu İstanbul Anadolu Adliyesinden çıkıyor. Yürüme mesafesindeki…

23 saat ago

Jeopolitik Belirsizliğe Rağmen Barış Mümkün

Türkiye’nin uzun ve acı dolu çatışma geçmişini yakından takip edenler için bugün giderek daha netleşen…

24 saat ago

Bahçeli, İran’daki Azeri Türklere Hangi Şifreyle, Ne Mesaj Verdi?

Dün, 13 Ocak'ta, TBMM standartlarına göre bile alışılmadık bir gelişme oldu. MHP lideri Devlet Bahçeli,…

1 gün ago

Erdoğan’ın sessiz sedasız iki büyük yenilgisi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çeyrek asra yaklaşan AK Parti iktidarında çok önem verdiği iki konuda aldığı…

2 gün ago

AB ve Türkiye: Küresel Dengelerde Gelecek Stratejileri

El Kaide’nin 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrası “Hepimiz Amerikalıyız” sloganı öne çıktı.  Uluslararası ortam…

2 gün ago