Siyaset

Batı’nın Değerler Krizi: Seçici Sessizlik

 

Son dönemde önce Gazze, şimdi de İran’da sivil halkı hiçe sayan savaşta Batı’nın ana akım siyasi liderliğinin büyük ölçüde temkinli, parçalı ve çoğu zaman yetersiz kalan tepkiler vermesi dikkat çekiyor. (Foto: Gazze/ Mohammad Ibrahim/Unsplash)

Batı için tarih boyunca ağır sıfatlar kullanıldı: iki yüzlü, riyakâr, emperyalist, sömürgeci, ırkçı…Biz de hep şu soruyu sorduk: “Hangi Batı?” Çünkü Batı yekpare değildi. Bir yanda sömürgeci geçmişin gölgesi, diğer yanda Aydınlanma Çağı’nın ürettiği evrensel değerler vardı: insan hakları, özgürlük, hukukun üstünlüğü. Uzun süre bu ikinci damar ağır bastı. Batı, tüm çelişkilerine rağmen, bu değerlerin taşıyıcısı olarak görüldü. Bugün ise o moral üstünlük ciddi bir aşınma yaşıyor.

Değerler ile Gerçekler Arasındaki Uçurum

Bugün Batı’nın karşı karşıya olduğu kriz, askeri ya da ekonomik değil; ahlaki bir krizdir. Bir yanda insan hakları söylemi, diğer yanda seçici sessizlik. Bir yanda demokrasi vurgusu, diğer yanda otoriter rejimlerle kurulan pragmatik ilişkiler. Irkçılık hâlâ bir sorun. İslamofobi yükseliyor. Antisemitizm yeniden tartışılıyor.

En çarpıcı olanı: Uluslararası hukuk, çıkarlara göre esneyebiliyor. Bu tablo, Batı’nın kendi değerleriyle arasına mesafe koyduğunu gösteriyor. Özellikle son yirmi yılda “demokrasi getirme” iddiasıyla yapılan müdahaleler, birçok coğrafyada istikrar üretmek yerine daha büyük kırılmalar yarattı.

Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada, milyonlarca insanın hayatı altüst oldu. Katledildi. Bu süreçlerin önemli bir kısmı Müslüman toplumları doğrudan etkiledi.

Bu nedenle bugün birçok toplumda şu algı güçlenmiş durumda: Batı’nın değerleri evrensel değil, seçicidir. Bu algı doğru olsun ya da olmasın, artık bir gerçekliktir. Bu gerçeklik, Batı’nın küresel inandırıcılığını zayıflatmaktadır.

Yeni Kırılma: Netanyahu–Trump Hattı

Son dönemde yaşanan gelişmeler, bu tartışmayı daha da derinleştirdi. Binyamin Netanyahu ve Donald Trump ekseninde şekillenen söylem ve politikalar, Ortadoğu’da zaten kırılgan olan dengeleri daha da sertleştirdi. Gazze’de yaşanan katliamlara göz yumuldu, İran’a saldırı sivil halkı etkiliyor.

Bu liderlerin attığı adımlar, sadece bölgesel değil, küresel sonuçlar doğurabilecek nitelikte. Daha önemlisi, bu süreçte Batı’nın ana akım siyasi liderliğinin büyük ölçüde temkinli, parçalı ve çoğu zaman yetersiz kalan tepkiler vermesi dikkat çekiyor.

Evet, tamamen bir sessizlikten söz edemeyiz. ABD’de ve Avrupa’da bazı siyasi gruplar, akademik çevreler ve medya organları daha eleştirel bir dil kullanmaya başladı. Sokaklarda protestolar var. Parlamentolarda farklı sesler yükseliyor.

Ama bu sesler henüz yeterince güçlü değil. Çünkü mesele sadece eleştirmek değil; ortak ve net bir duruş sergileyebilmek. Bugün Batı’nın en büyük sorunu, fikir eksikliği değil; irade eksikliğidir.

Avrupa İlk Kez Sıkışıyor

Belki de bu dönemi farklı kılan en önemli unsur şu: Avrupa, modern tarihinde ilk kez bu kadar açık şekilde üç büyük güç arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta güvenlik şemsiyesi ve siyasi bağımlılık ilişkisiyle Amerika Birleşik Devletleri, diğer tarafta enerji, güvenlik ve jeopolitik gerilimlerle Rusya, ve yükselen ekonomik ve teknolojik gücüyle Çin.

Bu üçgen, Avrupa’nın hareket alanını daraltıyor. ABD’den tam kopamıyor. Rusya ile karşı karşıya. Çin’e bağımlılığı ise giderek artıyor. Avrupa şimdi bu denklemden çıkmanın yollarını arıyor. Ama bu çıkış, yalnızca ekonomik ya da askeri araçlarla mümkün değil.

Bu çıkış, aynı zamanda zihinsel ve politik bir yeniden konumlanmayı gerektiriyor. Bu tabloda Türkiye’nin rolü de yeniden önem kazanıyor. Doğu ile Batı arasında yalnızca coğrafi değil, zihinsel bir köprü kurma kapasitesine sahip nadir ülkelerden biri.

Bu rol ancak tutarlı bir strateji ve güçlü bir iç denge ile anlam kazanabilir. Batı’nın yaşadığı bu kriz, Türkiye için de bir fırsat ve aynı zamanda bir sınav.

Avrupa İçin Yol Ayrımı

Avrupa’nın önünde artık net bir tercih var: Ya ABD ekseninde kalmaya devam edecek ve küresel sistemde ikinci planda bir aktör olmayı kabullenecek, ya da kendi değerleri ve çıkarları doğrultusunda bağımsız bir stratejik kimlik inşa edecek.

Bu kolay bir yol değil. Ama kaçınılmaz. Çünkü dünya artık tek kutuplu değil. Çok kutuplu dünyada ise,  kimliksiz kalanlar yönlendirilen olur.

Peki ahlaki üstünlük yeniden inşa edilebilir mi? Evet, ama bunun için üç temel adım gerekiyor: Birincisi, tutarlılık. İnsan hakları ve hukuk, coğrafyaya ve aktöre göre değişmemeli. İkincisi, cesaret. Yanlışı, kimden gelirse gelsin açıkça ifade edebilmek. Üçüncüsü, özeleştiri. Geçmişin hatalarını kabul etmek ve bunlardan ders çıkarmak.

Aksi halde “ahlaki üstünlük” söylemi, içi boş bir retorik olmaktan öteye gidemez. Bugün artık şu soruyu açıkça sormak gerekiyor: Yükselen eleştirel sesler yeterli mi? Cevap net: Hayır. Çünkü parçalı ve cılız tepkiler, büyük krizleri yönetemez. Batı’nın yeniden güven kazanması için daha güçlü, daha net ve daha tutarlı bir duruş sergilemesi gerekiyor.

Bunlar olmazsa, tarih boyunca yöneltilen eleştiriler—iki yüzlülük, çifte standart, çıkarcılık—birer iddia olmaktan çıkıp kalıcı bir yargıya dönüşecektir. O zaman  da asıl kaybeden yalnızca Batı değil, küresel değerler sistemi olacaktır.

 

 

 

Mehmet Öğütçü

Londra Enerji Kulübü YK Başkanı

Recent Posts

Kim bu 12 kişi? Borsa zararını halk değil, vurguncular ödemeli

Patlayan fonlara TEFAS öncesi girip fiyat şişirip fahiş kârlarla çıkarak borsa skandalını tetikleyen isimler de…

14 saat ago

Terörsüz Türkiye Sürecinin Eksik Ayağı: Demokratikleşme

MetroPOLL anketine göre, halkın çoğunluğu Terörsüz Türkiye sürecinde demokratikleşme ayağının eksik kaldığı kanısında.

17 saat ago

Berlin Eyalet Meclisi seçimini Sol Parti Elif Eralp ile kazandı

Berlin eyalet meclisi seçimini, eyalet başbakanı adayı olarak Türk kökenli Elif Eralp'i gösteren Die Linke…

1 gün ago

Mehmet Uçum: Anayasa değişikliği seçimden sonra

Cumhurbaşkanı danışmanı Uçum'un yeni Anayasa tasarımı üzerine yazdıklarında hem MHP'yi hem de DEM'i rahatlatmaya yönelik…

2 gün ago

Ege Isınıyor: Türkiye’nin Ekonomik Durumunu Atalet Sayma Hatası

Yunanistan, İsrail, AB ve ABD desteğine dayanarak Türkiye'nin ekonomik sıkıntılarını stratejik atalet sanma hatasına düşmemeli.

2 gün ago

Erdoğan-Trump görüşmesi öncesi İran’a ekonomik yaptırımlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Trump ile görüşmesi öncesinde Ankara İran'a yönelik iki ekonomik yaptırım kararı…

2 gün ago