Siyaset

Barışın Geleceği: Büyük Güçler mi, Orta Güçler mi?

Kanada Başbakanı Mark Carney Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada, eski kurallara dayalı dünya düzeninin sona erdiğini ve orta güçlerin büyük güçlerin tehditlerine karşı ortak hareket etmeleri gerektiğini vurgulamıştı. (Foto: Ekran Görüntüsü)

Son yıllarda uluslararası siyasete dair giderek daha sık dile getirilen bir tespit var: Dünya değişiyor ve orta güçler daha görünür hale geliyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Davos’taki konuşması da bu gözlemi kavramsal bir çerçeveye oturttu. Büyük güç rekabetinin uluslararası sistemi kilitlediği, çok taraflı kurumların ise giderek daha işlevsiz hale geldiği bir ortamda, işbirliği ve istikrarın artık daha esnek, daha pragmatik ve daha diyalog odaklı aktörler üzerinden ilerleyebileceğini savundu.

Ancak bu tabloyu doğru okumak gerekiyor. Asıl mesele, orta güçlerin klasik anlamda “yükselip yükselmediği” değil; barış yapıcılığın niteliğini nasıl dönüştürdükleridir.

Arabuluculuk ve Kriz Yönetimi

Orta güçlerin son dönemde daha fazla inisiyatif aldığı açık. Bunun nedeni yalnızca büyük güçlerin geri çekilmesi değil; aynı zamanda bu ülkelerin bilinçli bir tercih olarak arabuluculuğu, diyaloğu ve kriz yönetimini dış politikalarının merkezine yerleştirmeleri.

Bu yaklaşım, askeri ya da ekonomik hegemonya iddiasına değil; erişim, esneklik ve güven inşa etme kapasitesine dayanıyor. Sert kutuplaşmaların hakim olduğu kriz ortamlarında, konuşabilen, temas edebilen ve köprü kurabilen aktörler haline geliyorlar. Burada söz konusu olan şey yeni bir güç hiyerarşisi kurmak değil; sistemin tamamen dağılmasını önleyen bir denge ve tampon rolü üstlenmek.

Alternatif Üretmek

Orta güçlerin sunduğu katkıyı doğru anlamak için “alternatif üretmek” kavramını netleştirmek gerekir. Çatışma çözümü çoğu zaman nihai anlaşmalarla özdeşleştirilir. Oysa sahadaki gerçeklik, bunun nadiren mümkün olduğunu gösteriyor.

Kalıcı bir siyasi çözüm için asgari düzeyde güven, hazırlık ve olgunluk gerekir. Tarafların birbirini tamamen şeytanlaştırdığı, iletişim kanallarının koptuğu ve şiddetin kontrolsüz biçimde tırmandığı ortamlarda, çözüm girişimleri erken ve kırılgan kalır.

İşte orta güçlerin rolü tam da burada belirleyici hale gelir. Çatışmayı hemen çözmekten ziyade, onu yönetilebilir kılmak, gerilimi düşürmek, temas kanallarını açık tutmak ve tarafların gelecekte bir siyasi çözüme hazır hale gelmesini sağlamak. Bu, kısa vadede mütevazı görünen ama uzun vadede barışın ön koşullarını oluşturan hayati bir katkıdır. Sürdürülebilir barış çoğu zaman bu sabırlı, uzun soluklu ve görünmez diplomatik yatırımların ürünüdür.

Barış Kurulu ve Küresel Barış

Davos’ta gündeme gelen Board of Peace  (Barış Kurulu) önerisi, bu bağlamda desteklenmesi ya da reddedilmesi gereken bir modelden çok, küresel barış mimarisinin nereye evrildiğine dair kritik sorular sormayı zorunlu kılıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin bu girişime mesafeli yaklaşması tesadüf değil; bu tepki, evrensel çok taraflılık ile seçici ve güç temelli düzen arayışları arasındaki gerilimin giderek keskinleştiğini gösteriyor.

Öncelikle şu soru açıkça sorulmalı: Neden yeni bir Kurul?  Birleşmiş Milletler merkezli mevcut barış ve güvenlik mimarisi neden yetersiz görülüyor ve bu yetersizlik yeni, paralel yapılarla mı aşılmak isteniyor? Eğer sorun evrensel mekanizmaların tıkanmışlığıysa, çözüm onları baypas eden yapılar mı, yoksa reform iradesinin yokluğu mu?

Board of Peace fikri, çatışmaları çözmekten ziyade “yönetilebilir” kılmayı önceleyen bir yaklaşımı ima ediyor. Ancak bu yaklaşım, barışı daha gerçekçi kılmaktan çok, onu düşük yoğunluklu ama kalıcı bir istikrarsızlık rejimine dönüştürme riski taşımıyor mu? Dahası, ABD öncülüğünde şekillenmesi öngörülen böyle bir yapı, barışı gerçekten çok taraflılaştırır mı, yoksa büyük güç önceliklerini daha esnek ama daha az hesap verebilir bir çerçevede yeniden üretir mi?

Orta güçler açısından asıl mesele tam da burada düğümleniyor. Bugüne kadar arabuluculuk ve kriz yönetiminde esneklikleri sayesinde alan açabilen orta güçler, bu tür yeni düzeneklerde bağımsız aktörler mi olacak, yoksa büyük güç stratejilerinin tamamlayıcı unsurlarına mı dönüşecekler? Kurumsallaşma, orta güçlerin etkisini artırabileceği gibi, onların hareket alanını daraltan yeni bir hiyerarşiyi de beraberinde getirebilir.

Bu nedenle Board of Peace tartışması, orta güçler için bir “fırsat penceresi” olmaktan çok, barış yapımındaki rollerinin yeniden tanımlandığı bir eşik anı olarak okunmalıdır. Asıl soru, barışın hangi araçlarla değil, kimin adına ve hangi meşruiyetle üretileceğidir.

Transatlantik Hattı ve Küresel Barış

Orta güçlerin barış yapıcılıkta oynadığı rol, tek başına taşınabilecek bir yük değildir. Aksine, bu çabanın etkili olabilmesi için büyük güçlerle dikkatli bir eşgüdüm gerektirir. Günümüz dünyasında, büyük kriz dosyalarında orta güçlerin tamamen bağımsız bir barış diplomasisi yürütmesi gerçekçi değildir.

Bu durum, orta güçleri hassas bir dengeleme siyasetine zorlar: Bir yandan özerk diplomatik alanlarını korumaya çalışırken, diğer yandan büyük güçlerle ilişkileri gözetmek zorundadırlar. Önümüzdeki dönemde bu denklemi daha da karmaşık hale getirecek unsur ise ABD–AB ilişkilerinin alacağı yön olacaktır. Transatlantik hattaki uyum ya da gerilim, orta güçlerin manevra alanını ve barış yapıcılığın sınırlarını doğrudan etkileyecektir.

Barış diplomasisi bu nedenle yalnızca iyi niyet değil; ince ayar, zamanlama ve stratejik öngörü gerektirir. Bu da orta güçleri, yalnızca ara aktörler değil; uzun vadeli ve sürdürülebilir barışın vazgeçilmez paydaşları haline getirebilir.

Alpaslan Özerdem

Prof. Dr. George Mason Üniversitesi, Barış ve Çatışma Çözümleri Carter Okulu Dekanı

Recent Posts

Kılıçdaroğlu CHP’deki Bölünmeyi Tescil ederken Kurultay Senaryoları

CHP’de ayrılığın ilk gongu 30 Mayıs “Bayramlaşma” mitingleriyle vuruldu. CHP’nin sosyolojik tabanı dün partinin ayrılık…

6 saat ago

CHP’de İlk Hesaplaşmanın Kazananı Özel ve Yavaş, Kaybedeni Kılıçdaroğlu

Ankara’da “Bayramlaşma” adı altında yapılan iki miting, CHP tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak anılabilir ileride.…

6 saat ago

İran Savaşı Sonrası Ortadoğu: Türkiye İçin Fırsat mı, Tuzak mı?

Trump’ın onayı, İsrail’in tutumu, İran içindeki güç dengeleri ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları İran Savaşı'nda…

14 saat ago

Kılıçdaroğlu cephesinden Altay: Mutlak butlan CHP’ye bombaya dönüştü

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel’e kaybettiği ancak istinaf mahkemesinde yok sayılan 2023 kurultayı öncesi TBMM Grup…

1 gün ago

Kılıçdaroğlu-Butlan Hamlesiyle Perdelenip Erdoğan’ı Rahatlatan Gelişmeler

İstinaf Mahkemesinin “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatının başvurusuyla polisin CHP Genel…

3 gün ago

Moskova, Pekin ile Yakınlaşıyor mu, Yoksa Mecbur mu Kalıyor?

Dünya enerji dengeleri bugün yeniden şekilleniyor. ABD Başkanı Donald Trump’tan sadece birkaç gün sonra Rusya…

3 gün ago