Hayat

Marmara Denizi’ne Hayat Öpücüğü: Pina

Marmara Denizi, Akdeniz’de son kalan canlı ve yüksek yoğunluklu Pinna Nobilislere ev sahipliği yapıyor. Foto: Wikicommons

Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlık, jeolojik zaman boyunca yavaş yavaş birikmiş enerjiyi benzeri görülmemiş bir hızla serbest bırakıyor. Fosil yakıtlar, milyonlarca yılın basınç, sıcaklık ve zamanla yoğrulmuş enerji stoklarıydı; biz ise bu birikimi birkaç yüzyıla sığdırarak tüketiyoruz.

Bu yalnızca bir enerji kullanımı meselesi değil, aynı zamanda”zamanın sıkıştırılması”ve doğanın taşıyabileceğinden daha hızlı bir enerji akışının dayatılması. Ortaya çıkan şey ise kaçınılmaz olarak entropi: düzenin bozulması, yani geri dönüşü zor bir ekolojik yıpranma.

Müsilaj: Neden Değil Sonuç

Bu küresel sürecin etkileri çoğu zaman soyut grafikler ve istatistiklerle anlatılır. Oysa bazı yerler vardır ki, Antroposen’in bütün ağırlığı orada somutlaşır. Marmara Denizi bunlardan biri. Yarı kapalı yapısı, iki farklı deniz sistemi arasında bir eşik oluşturması ve etrafındaki yoğun nüfus ve sanayi baskısı nedeniyle Marmara, hızlanan enerji ve madde akışlarının doğrudan okunduğu bir ekosistemdir.

Son yıllarda Marmara’yı dünya gündemine taşıyan müsilaj, çoğu zaman “ani bir felaket” ya da “beklenmedik bir doğa olayı” gibi sunuldu. Oysa müsilaj ne ani ne de beklenmedik bir durumdu. Aksine, Marmara Denizi’nde uzun süredir biriken azot ve fosfor yükünün, artan deniz suyu sıcaklıklarının ve oksijen kaybının görünür hâle gelmiş haliydi, aslında bir sonuçtu. Yaklaşık 20 milyon insanın evsel atıkları, İstanbul, Bursa ve Kocaeli gibi sanayi merkezlerinin yükü, tanker trafiği ve nehirler aracılığıyla taşınan kirleticiler, Marmara’yı kronik bir baskı altında tutmakta. Müsilaj, bu baskının yüzeye çıkan biyolojik ifadesidir; neden değil, sonuçtur.

Tam da bu nedenle Marmara’daki asıl soru “Deniz öldü mü?” değil; daha doğru soru şu: Bu deniz, hâlâ düzen üretebiliyor mu? İşte bu noktada, çoğu insanın adını bile bilmediği bir canlı devreye giriyor: Pinna nobilis. (Pina)

Akdeniz’in en değerli karbon yutakları arasında yeralan, Türkiye kıyılarında ise 40 metre derinliğe kadar  ulaşan deniz çayırlarının gelecekte iklim krizine karşı en büyük dayanaklarımızdan biri olacağına  daha önce değinmiştik.  Pina’nın  da ekosistem üzerinde benzer bir etkisi var.

Müsilaj Savaşcısı  Pina Uyarıyor

Pina, Akdeniz’e özgü, uzun ömürlü ve son derece hassas bir çift kabuklu yumuşakça türü. Saatte yaklaşık altı litre deniz suyunu filtreleyerek yaşar. Bu filtrasyon, yalnızca suyu berraklaştırmak anlamına gelmez; aynı zamanda ekosistemdeki besin ve enerji akışlarını yavaşlatan, düzenleyen bir süreçtir. Pina, hızlı üretim ve aşırı birikim üzerine kurulu bir sistemin değil, denge ve süreklilik üzerine kurulu bir ekosistemin canlısıdır.

2016–2019 yılları arasında, Akdeniz genelinde Pina popülasyonları büyük ölçüde çöktü. Parazitler, artan sıcaklıklar ve kirlilik birleşerek türü neredeyse yok oluşun eşiğine getirdi. Bu yüzden Marmara Denizi’nde, özellikle de İstanbul gibi yoğun sanayi ve kentleşme baskısı altındaki bir bölgede, sağlıklı Pina bireylerinin hâlâ varlığını sürdürüyor olması sıradan bir biyolojik gözlem değil. Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın Ocak 2026’da İstanbul Tuzla kıyılarında gerçekleştirdiği saha gözlemleri, yoğun sanayi ve kentleşme baskısına rağmen Marmara Denizi’nde sağlıklı Pinna nobilis popülasyonlarının varlığını ortaya koyuyor.  Sarı’nın notlarında, bu popülasyonların 2016–2019 yılları arasında Akdeniz genelinde yaşanan kitlesel kayıplara rağmen Marmara’da bir sığınak bulduğu vurgulanıyor. Bu, Marmara’nın tüm yıpranmışlığına rağmen henüz tamamen entropik bir çöküşe sürüklenmediğini gösteren güçlü bir işaret.

Pina’yı bu kadar önemli yapan, onun bir “umut sembolü” olması değil; bir “eşik göstergesi” olması. Pina varsa, deniz hâlâ kendini düzenleyebilecek biyolojik mekanizmalara sahip anlamına geliyor. Pina yok olduğunda ise, yalnızca bir türü değil, Marmara’nın düşük entropili işleyiş kapasitesini de kaybedebiliriz. Bu yüzden Pina, müsilajın tam karşısında duran bir canlıdır: biri aşırı hızlanmanın ve birikimin ürünü, diğeri ise yavaşlığın, filtrasyonun ve ekolojik hafızanın.

Marmara İçin Zaman Daralıyor

Ancak bu direncin kendiliğinden süreceğini varsaymak büyük bir yanılgı olabilir. Kanal İstanbul gibi projeler, Karadeniz’in besin açısından zengin sularını Marmara’ya daha fazla taşıyarak binlerce yılda kurulmuş hassas dengeyi bozma potansiyeline sahip. Aynı şekilde sanayi atıkları, yetersiz biyolojik arıtma, aşırı avcılık ve iklim değişikliğine karşı geciken politikalar Marmara üzerindeki yükü artırmaya devam ediyor.

Pina bize şunu söylüyor: Marmara hâlâ tamamen kaybedilmiş değil. Ama bu bir romantik umut değil; zamanı daralan bir uyarı. Fosil yakıtlarla hızlandırdığımız enerji akışını, denizlere taşıdığımız yükü ve ekosistemlerin kaldırabileceğinden fazla zorladığımız sınırları yeniden düşünmezsek, Pina da müsilaj gibi yalnızca geçmişte kalmış bir hatırlatmaya dönüşecek.

Marmara Denizi’ni korumak, yalnızca bir denizi değil korumak değil,  hız, tüketim ve unutma üzerine kurulu bir dünyada, düzenin hâlâ mümkün olup olmadığını göstermektir.

Utku Perktaş

Prof. Dr. Utku Perktaş, Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji Bölümü öğretim üyesi.

Recent Posts

SDG Anlaşma Bozdukça Şam’la Biraz Daha Azına Uzlaşıyor. Ankara Memnun

  Suriye hükümeti 30 Ocak öğle saatlerinde SDG ile yeniden anlaştığını duyurdu. Ankara memnun. Ama …

14 saat ago

Türkiye, İran-ABD geriliminde aktif diplomatik rol üstlenmeye hazır

Türkiye, İran ile ABD arasındaki artan gerilimde aktif diplomatik rol üstlenmeye hazır olduğunu açıkladı. Türk…

15 saat ago

Çin: Xi Jinping’in Gücü Sarsıldı mı, Yeniden mi İnşa Ediliyor?

Çin’de son aylarda yaşanan ve kimi çevrelerce “askerî darbe girişimi” olarak sunulan, daha yaygın ve…

24 saat ago

Enerji Politikaları: Davos’tan Çıkan Mesajlar Ve Türkiye

Enerji politikaları artık bir üretim meselesi değil, bir gelecek meselesi. İklim krizinin soyut bir risk…

24 saat ago

Türkiye, ABD’nin İran Saldırısını Önleyebilir mi? Olmaz mı?

Türkiye'nin, ABD’nin İran saldırısını önleyebilmek için elinden geleni yaptığını söylemek mümkün. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan…

2 gün ago

14 Yaşında bir  Büyükusta: Yağız Kaan Erdoğmuş

2011 doğumlu Yağız Kaan Erdoğmuş, satranç dünyasının bir sonraki Magnus Carlsen’ı(*) olarak değerlendiriliyor. Başarıları göğsümüzü…

2 gün ago