Güney Kıbrıs’ın 6 ay sürecek AB Konseyi Dönem Başkanlığı her iki tarafın da başkenti olan Yeşil Hat’la bölünmüş Lefkoşa’da 7 Ocak’ta yapılan bir törenle başlamıştı. Foto: Ekran Görseli
Kıbrıs meselesi onlarca yıldır aynı diplomatik kalıplarla konuşuluyor: Federasyon, iki toplumlu eşit siyasi temsil, kapsamlı çözüm, güven artırıcı önlemler… Ancak bugüne gelindiğinde milim ilerleme sağlanamadığı da ortada.
Önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmeler bize tarihin her zaman müzakere masasında değil, teknik kararların satır aralarında da yön değiştirebileceğini gösterebilir. 2026’nın ilk 6 ayındaki AB dönem başkanı Güney Kıbrıs’ın Schengen Bölgesi’ne katılma hazırlıkları tam da böyle bir kırılmaya işaret ediyor.
Üstelik bu artık kişisel bir yorum ya da spekülasyon değil. AB’nin resmî belgeleriyle teyit edilen, takvimi olan somut bir süreç.
Avrupa Birliği içinde Schengen çoğu zaman “Sınırsız Avrupa, serbest dolaşım” söylemiyle pazarlanıyor. Bizim gibi vize sorunları yaşayan ülkeler açısından da bu romantik anlatı sıkça tekrar ediliyor. Oysa hukuki gerçeklik çok daha net.
AB’nin Schengen Sınırlar Düzenlemesi (EU Regulation 2016/399) açıkça şunu söylüyor:
Formül basit: İçeride serbestlik = dışarıda sert sınır.
Bu bir tercih değil, ağır yükümlülükleri olan bağlayıcı bir hukuki zorunluluk. Biyometrik veri toplama, sistematik pasaport kontrolü, düzensiz göçün engellenmesi, polis ve veri tabanlarının entegrasyonu bu mimarinin ayrılmaz parçalarıdır.
Schengen romantik bir özgürlük projesi değil; soğukkanlı bir güvenlik rejimidir. Güvenlik rejimleri ise gri alanlardan hoşlanmaz.
Sorun tam burada başlıyor. Bugün güneyi kuzeyden ayıran Yeşil Hat, hukuken uluslararası sınır sayılmıyor. AB, “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni adanın tamamını temsil eden tek devlet olarak kabul ederken, KKTC’yi hukuken “işgal altındaki Kıbrıs toprağı” olarak tanımlıyor.
Ancak fiiliyatta tablo bambaşka.
Bugün Güney Kıbrıs’ta yaklaşık 920 bin kişi, KKTC’de ise Türkiye’den yaklaşık 400 bin kişi yaşıyor. İki taraf arasındaki geçişler 2003’ten bu yana kademeli olarak açıldı. Son yıllarda yıllık karşılıklı geçiş sayısı 4–5 milyon seviyesine ulaştı. Bu rakam, adanın nüfusuyla kıyaslandığında olağanüstü yüksek.
Geçişler görece esnek, denetimler sınırlı, günlük hayat pragmatik. Bu “yumuşak sınır” hali, bugüne kadar bölünmenin psikolojik olarak sertleşmesini engelleyen en önemli unsurlardan biriydi.
Ancak Schengen mantığıyla bu yapı sürdürülebilir değil. Çünkü Schengen sisteminde yarı kontrollü, belirsiz ya da gri sınır rejimi diye bir kategori yok. Ya iç sınırdır ya da dış sınır. Ara formül yok. Çünkü geçilen her sınır, aynı zamanda diğer 27 ülkenin de sınırı sayılıyor.
Güney Kıbrıs şu anda hem Brüksel’de teknik müzakereleri hızlandırmış durumda hem de sahada fiili sınır altyapısını güçlendiriyor. AB dönem başkanlığını yürütüyor olması da bu sürece ciddi bir siyasi ivme kazandırıyor.
AB Komisyonunun son Schengen uyum raporunda, Güney Kıbrıs’ın sınır yönetimini AB müktesebatıyla uyumlu hale getirme konusunda “kayda değer ilerleme” sağladığı açıkça belirtiliyor. Sınır yönetimi dijitalleşiyor, vize ve göç sistemleri entegre ediliyor, polis ve veri altyapısı Schengen standartlarına yaklaştırılıyor.
Komisyon çevrelerinde konuşulan takvim, 2026 sonu – 2027 başı.
Bugün AB içinde Schengen dışında kalan tek ülke, bilinçli bir “opt-out” tercihi yapan İrlanda. Bulgaristan ve Romanya yeni sisteme dâhil edildi. Yani, Kıbrıs için bu artık uzak bir ihtimal değil; kapıdaki gerçeklik.
Schengen’e girildiği gün, Güney Kıbrıs’ın kuzeyle olan hattı hukuken olmasa bile fiilen AB’nin dış sınırı gibi yönetilmek zorunda kalacak. AB mevzuatı bunu emrediyor.
Bu ne anlama geliyor?
Daha sıkı kimlik kontrolleri, biyometrik tarama, düzensiz göçün engellenmesi, işgücü hareketinin kısıtlanması, yoğun dijital gözetim ve bugünkü “geçiş noktaları”nın fiilen “sınır kapıları”na dönüşmesi.
Fiziki duvarlar şart olmayabilir; ama prosedürler zaten duvar kadar sert. AB sınır rejiminde gevşekliğe yer yok.
Bu dönüşümün en sert etkisi kuskusuz KKTC’de hissedilecek. Güney Kıbrıs pasaportu olan Kıbrıslı Türkler Schengen içinde serbest dolaşıma devam edecek. Ancak pasaportu olmayanlar – özellikle 1974 sonrası adaya yerleşen on binlerce kişi – fiilen “üçüncü ülke vatandaşı” statüsüne düşecek.
Aynı toplum içinde iki farklı hukuk, iki farklı özgürlük seviyesi ortaya çıkacaktır. Bu sadece hukuki değil; ekonomik, sosyal ve psikolojik bir ayrışma anlamına gelir.
Türkiye, Güney Kıbrıs’ı tanımıyor. Limanlarını ve hava sahasını açmıyor. Bu durum Schengen sonrası tabloda daha da karmaşık bir hâl alacak. Çünkü AB’nin dış sınırı fiilen Türkiye’nin garantörlüğündeki bir coğrafyaya dayanmış olacak.
Hukuk başka, fiili gerçeklik başka. AB hukuken “tek devlet” derken, Schengen uygulaması fiilen “dış sınır” muamelesi yapacak. Kimse resmen ilan etmese bile iki ayrı düzen zamanla kalıcılaşacak. Uluslararası siyasette çoğu zaman normu hukuk değil, uygulama belirliyor.
Bu tablo riskler de barındırıyor: izolasyonun derinleşmesi, ticaretin daralması, AB ile temasın daha da zayıflaması. Ama aynı zamanda fırsatlar da var: iki devlet tezinin fiili zemininin güçlenmesi, Türkiye–KKTC entegrasyonunun hızlanması, enerji, liman, savunma ve finans alanlarında doğrudan bir bütünleşmeye varacak çok daha yakın ilişkiler.
Diplomaside yıllardır reddedilen bazı gerçekler, sahada kendiliğinden meşruiyet kazanabilir. Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Kıbrıs’ta kaderi şaşaalı zirveler değil; sessiz, teknik ama kalıcı yönetmeliklerin belirlemesi ihtimali yabana atılmamalı; Schengen de bunlardan birisi olabilir.
Bir sınır kapısına konan turnike, yıllarca süren diplomasiden daha güçlü sonuçlar doğurabilir. Zaten Güney Kıbrıs’ın KKTC ile ihtilaflarını çözmeden daha 2004’te Annan Planını reddettiğinde AB’ye alınmaması gerekiyordu. Şimdi Schengen senaryosu ile fiili ayrışmayı daha da pekiştirecek gibi görünüyor.
Görünen o ki Kıbrıslı Rumlar için fazla zaman kalmadı. Türkiye ve KKTC’nin de bu süreci nasıl kendi menfaatlerine çevireceklerini vakit varken ciddiyetle değerlendirmesi gerekiyor.
TBMM, PKK lideri Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” tanırsa bu uygulama Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve…
TBMM’de Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nun hazırladığı, sosyal medyanın 15 yaş altındakilere yasaklanması ve 18…
Bir yandan Türkiye dahil bölge ülkelerinin ABD’yi İran’a saldırmaktan vazgeçirme girişimleri devam ederken Tahran pozisyon…
ABD’nin saygın ve etkili gazetelerinden The Washington Post, 4 Şubat 2026 sabahı 300'den fazla gazeteciyi…
“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.” MHP lideri Devlet…
Danıştay 1’inci Dairesi İçişleri Bakanlığının Ankara Büyükşehir Belediyesinin (ABB) önceki Başkanlarından Melih Gökçek hakkında ABB’nin…