Hayat

Akran Zorbalığı Sicili ve Üniversiteye Kabulde Güney Kore Örneği

Güney Kore örneği, üniversiteyi yalnızca akademik performansın ödüllendirildiği bir yarış pisti olmaktan çıkarıp, eşitlik ilkesine dayalı toplumsal normların korunduğu ve kimi zaman da yeniden üretildiği bir kamusal alan olarak konumlandırıyor. (Foto:Seul Ulusal Üniversitesi Fotoğraf Galerisi)

Güney Kore’de üniversiteler, zorbalığı artık “okulda kalmış bir mesele” saymaktan vazgeçiyor. Başarılı notlar, parlak sınav skorları tek başına yeterli değil; kampüse kimin girdiği, kampüste nasıl bir kültür kurulacağını da belirliyor. Bu, yalnızca gençleri cezalandıran bir hamle değil: üniversitenin, güvenlik ve etik iklim üretme sorumluluğunu yeniden hatırlatan sert bir uyarı.

Türkiye’de ise zorbalık çoğu zaman yaşanıyor ama adlandırılmıyor; adlandırılmadığı için de kurumsal hafızaya yazılmıyor. Ve hafızaya yazılmayan her şey, tekrar ediyor.

Güney Kore’de ne değişti?

2026 erken yerleştirme sonuçlarıyla birlikte Güney Kore’de üniversite kabulü yeni bir eşiğe taşındı. On devlet üniversitesi, okul zorbalığı kaydı bulunan 180 başvurudan 162’sini reddetti. Yani neredeyse her on adaydan dokuzu, akademik başarısından bağımsız olarak kabul dışı kaldı. Üstelik bu uygulama yalnızca belirli kabul türleriyle sınırlı değil: kompozisyon, yetenek sınavı ve diğer tüm başvuru yollarına yayılmış durumda.

Daha da önemlisi, üniversitelere cezanın ağırlığını belirleme yetkisi tanındı. Bazı kurumlar ağır vakalarda başvuruyu tamamen reddederken, bazıları puan kırma yoluna gitti. Özel üniversiteler de benzer biçimde “sıfır puan” ya da fiili diskalifikasyon gibi açık yaptırımlar ilan etti. Mesaj netti: Zorbalık, bireysel bir “gençlik hatası” olarak değil, üniversite kültürünü doğrudan etkileyen bir etik ihlal olarak görülüyor.

Bu yaklaşımın özü şu: Üniversite yalnızca bilgi seçmez; insan seçer. Ve bu seçim, kampüs içindeki güven, eşitlik ve karşılıklılık iklimini belirler.

Üniversite: Bir Norm Üretim Alanı

Güney Kore örneği, üniversiteyi yalnızca akademik performansın ödüllendirildiği bir yarış pisti olmaktan çıkarıp, eşitlik ilkesine dayalı toplumsal normların korunduğu ve kimi zaman da yeniden üretildiği bir kamusal alan olarak konumlandırıyor. Burada mesele, “kötü öğrencileri elemek” değil; üniversiteyi ulaşılamaz kılmak hiç değil. Asıl hedef, toplumun hafızasında yeri olan temel kültürel bileşenleri—eşitlik, karşılıklılık ve güveni—başından itibaren koruyan, zorbalığın meşrulaşmadığı bir ortamın kapısını en baştan kurmak.

Bu nokta önemli, çünkü zorbalık çoğu zaman üniversiteye taşınan bir alışkanlıktır. Akademik zorbalık üzerine yıllardır yapılan tartışmaların gösterdiği gibi, sorun yalnızca bireylerde değil; bu davranışları tolere eden, adlandırmayan ve kayıt altına almayan kurumsal sessizliktedir. Okulda öğrenilen güç ilişkileri, hiyerarşiyle birleştiğinde laboratuvarlara, jüri odalarına, kampüs koridorlarına sızar.

Türkiye’de tablo ne söylüyor?

Türkiye’de okul zorbalığının boyutu, Kore örneğini “uç bir vaka” olmaktan çıkaracak kadar geniş. TBMM bünyesinde kurulan Akran Zorbalığı Alt Komisyonu’na sunulan veriler, çocukların yaklaşık yarısının zorbalık döngüsüne — zorba, mağdur ya da tanık olarak — bir şekilde dahil olduğunu gösteriyor. Bu, 18 milyon civarındaki çocuk nüfus içinde 9–10 milyon çocuğun etkilendiği anlamına geliyor.

Bazı örneklemlerde mağduriyet oranları yüzde 70’e kadar çıkabiliyor. Ortaokul ve lise düzeyinde siber zorbalık oranlarının yüzde 40–50 bandında seyrettiği bildiriliyor. Resmî istatistikler ise çocukların yüzde 13,8’inin en az ayda bir kez zorbalığa maruz kaldığını ortaya koyuyor. Yani sorun marjinal değil; yaygın, süreğen ve ölçülebilir.

Buna karşılık Türkiye’de politika çerçevesi, Kore’deki gibi disiplin kayıtlarının üniversiteye girişe taşınmasından ziyade, önleyici ve rehberlik temelli bir hatta ilerliyor. Millî Eğitim Bakanlığı son yıllarda milyonlarca öğrenci, öğretmen ve ebeveyni kapsayan zorbalık karşıtı eğitim ve psikoeğitim programları yürütüyor. Bu yaklaşım, etiketleme ve damgalamadan kaçınma açısından önemli bir etik hassasiyet içeriyor.

Peki boşluk nerede?

Boşluk tam da burada başlıyor. Türkiye’de lise düzeyindeki zorbalık ve ağır disiplin ihlallerinin, üniversiteye giriş süreçlerine sistematik ve şeffaf biçimde yansıtıldığı bir mekanizma bulunmuyor. Merkezi sınav ve yerleştirme sistemi, başvuruları neredeyse tamamen puan ve okul başarı ortalaması üzerinden değerlendiriyor.

Üniversite içindeki disiplin hükümleri ise “Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği” ile düzenleniyor ve büyük ölçüde kayıt sonrası döneme ait. Ağır vakalarda üniversiteden çıkarma kararı verildiğinde bu durum YÖK, ÖSYM ve ilgili kurumlara bildiriliyor; yani etik ihlal üniversite aşamasında kalıcı bir kayda dönüşebiliyor. Ancak bu eşik, üniversite kapısından önce değil, çoğu zaman kapıdan sonra devreye giriyor.

Kore modeli ise tam tersini yapıyor: Zorbalığı üniversite kapısında karşılanan bir etik eşik olarak tanımlıyor.

Sertlik mi, adalet mi?

Burada zor bir soru var ve görmezden gelinmemeli. On dört–on yedi yaş arasında işlenen bir zorbalık eylemi, bir gencin tüm eğitim hayatını kalıcı biçimde belirlemeli mi? Yanlış, eksik ya da bağlamından kopuk disiplin kayıtları yeni eşitsizlikler üretir mi?

Bu sorular özellikle Türkiye için kritik. Çünkü kayıtların standartlaştırılması, adil süreçlerin işletilmesi ve itiraz mekanizmalarının güvenilirliği başlı başına bir mesele. Etik sicil tartışması, ancak şeffaf tanımlar, bağımsız inceleme ve onarıcı adalet ilkeleriyle birlikte yürütüldüğünde meşruiyet kazanabilir. Aksi hâlde, etik iklimi korumak isterken yeni bir dışlama rejimi üretme riski ortaya çıkar.

Sonuç yerine: Eşiği konuşmak

Kore örneği Türkiye için bir reçete değil, bir ayna. O aynada görünen şey şu: Üniversite, yalnızca başarıyı ölçen bir kapı olmaktan çıkıp, hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu ilan eden bir kurum hâline geliyor. Bu, yasakçı bir refleks değil; üniversitenin kendi etik iklimini kurma iddiası.

Türkiye’de zorbalıkla mücadeleye dair veri var, program var, niyet var. Ama bu mesele hâlâ üniversiteye girişte konuşulmuyor. Zorbalık çoğu zaman “okulda yaşanmış bir sorun” olarak geride bırakılıyor; üniversite kapısında ise yalnızca notlar, puanlar ve sıralamalar konuşuyor. Oysa üniversite dediğimiz yer, sadece bireysel başarının değil, birlikte yaşama kültürünün de sınandığı bir eşik.

Belki de asıl soru şu: Üniversiteye kimi aldığımızı değil, neyi normal saydığımızı tartışmanın zamanı gelmedi mi?

Üniversiteler çoğu zaman bir anda çökmez; alışkanlıklar üzerinden, sessizce çözülür. Daha önce başka bir bağlamda tartıştığım gibi, bu çözülme çoğu zaman büyük kararlarla değil, “önemsiz” sayılan eşiklerle başlar.

Küçük ihlallerin, adlandırılmayan davranışların ve görmezden gelinen eşiklerin normalleşmesiyle. Notlar yeterli olabilir; ama etik hafıza kaybolduğunda, başarı tek başına üniversiteyi ayakta tutmaz.

Bazen asıl belirleyici olan, birlikte yaşama ehliyetidir.

Utku Perktaş

Prof. Dr. Utku Perktaş, Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji Bölümü öğretim üyesi.

Recent Posts

Japonya’da İlk Kadın Başbakan Takaichi’nin Tarihi Zaferi

Japonya, 8 Şubat 2026’da yapılan erken genel seçimlerle tarih yazdı. Ülkenin ilk kadın Başbakanı Sanae…

41 saniye ago

CHP’de Özeleştiri ve Revizyon Zamanı Geldi Geçiyor

CHP TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Tele2 YouTube kanalında Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’den…

10 saat ago

Savunma Bakanı Güler: Suriye’den Henüz Çekilmiyoruz

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Suriye hükümetiyle SDG arasında varılan anlaşmaya rağmen henüz Türk askerini…

1 gün ago

Tarım ve Hayvancılık Maliyetlerini Konuşmadan Gıda Fiyatları Konuşulamaz

  Ocak ayı verileri geldi, tarım ve hayvancılık alanında ülkemiz adına gerçekten çok üzücü bir…

1 gün ago

Keçiören Belediye Başkanı CHP’den ayrıldı. Özel: Daha Yeni İnkâr Etmişti

Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan 8 Şubat akşam saatlerinde X hesabından yayınladığı bir metinle…

2 gün ago

AB’den Somut İşaret Yokken Bu Bayram Havası Nedir?

Kos’un ziyareti hem hükümetin AB ile yakınlaşma beyan ve girişimleri, hem de geçtiğimiz günlerde Türk…

3 gün ago