Siyaset

Hukuk Eşiği: “Terörsüz Türkiye”nin Asıl Sınavı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un rapor yayınlandıktan sonra parti liderlerine yaptığı ziyaretler çerçevesinde görüştüğü Özgür Özel: “Raporumuzun 6. ve 7. maddelerinin gecikmeden ve birlikte hayata geçirilmesi önemlidir. 7. madde demokratikleşme adımlarıdır. Peşpeşe değil iç içe bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreç başarıya ulaştığında hem Türkiye terör sorunundan kurtulmuş, hem de başta yargı kararlarına, AYM kararlarına, hukukun üstünlüğüne saygılı olmak, tutuksuz yargılamanın esas olması ve raporda yazılan çok önemli demokratikleşme adımların atılmış olması önemlidir ve bunların bir an önce yapılacak olması önemlidir.” açıklamasını yapmıştı. (Foto: TBMM)

Türkiye’de barış girişimleri en çok niyet eksikliğinden değil, hukuki tasarım ve toplumsal meşruiyet üretimindeki zayıflıktan kırıldı. Bugün gelinen noktada tartışma artık “süreç var mı yok mu” düzeyini geçti. Bahçeli’nin hukuki düzenleme vurgusu ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un temas trafiği, işin yasama aşamasına taşındığını gösteriyor. “Terörsüz Türkiye” raporunun yayımlanmasıyla birlikte mesele artık siyasi irade beyanı değil; hukuki mimarinin nasıl kurulacağı.

Asıl eşik burada. Çünkü silahların susması bir güvenlik; kalıcı barış ise bir hukuk ve kurum meselesidir.

Raporun çerçevesine bakıldığında üç eksen öne çıkıyor: silahsızlanmanın doğrulanması, geçiş sürecini yönetecek özel hukuki düzenlemeler ve demokratikleşme başlıkları. Bu yapı, klasik güvenlikçi yaklaşımın ötesine geçme niyeti taşıyor. Ancak niyet ile tasarım arasındaki mesafe, Türkiye’nin geçmiş deneyimlerinde belirleyici oldu.

Şimdi kritik soru şu: Bu hukuki değişiklikler geçici bir güvenlik düzenlemesi mi olacak? Yoksa çatışma sonrası dönemi kurumsallaştıran bir geçiş mimarisine mi dönüşecek?

Doğrulama: Teknik Ayrıntı mı, Siyasi Eşik mi?

Silahsızlanmanın “devlet tarafından resmi teyidi” teknik gibi görünen ama sürecin güvenilirliğini belirleyen başlık. Eğer doğrulama yalnızca güvenlik bürokrasisinin iç mekanizmalarına bırakılırsa, siyasi tartışma bitmez. Güven üretici ve belirlilik sağlayan bir çerçeve kurulmadığında, süreç her aşamada şüphe üretir.

Uluslararası deneyim açık: Doğrulama ne kadar kurumsal ve öngörülebilir olursa, tartışma alanı o kadar daralır.

Aksi halde “silah bırakıldı mı, bırakılmadı mı?” sorusu siyasal polemiğin kalıcı malzemesi olur.

Geçiş Dönemi Hukuku mu, Revizyon mu?

Raporun en dikkat çekici boyutu, özel hukuki düzenlemelere işaret etmesi. Ancak burada kamuoyunun en hassas olduğu alan devreye giriyor: “Af” algısı.

Türkiye’de benzer süreçlerin kırıldığı nokta tam da burası oldu. Kamu vicdanında “adalet mi, pazarlık mı?” sorusu oluştuğunda, teknik düzenlemeler siyasallaşır. Hukuki metinler yalnızca norm koymaz; aynı zamanda kimin talebinin meşru görüldüğünü de ima eder.

Bu nedenle mesele yalnızca hangi maddelerin değişeceği değil; bu değişikliklerin hangi ilkelerle temellendirileceğidir.

Belirlilik, eşitlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmadan yapılacak her düzenleme, niyet ne olursa olsun, kuşku üretir.

Demokratikleşme: Sembol mü, Yapısal Dönüşüm mü?

Silahlı çatışmanın sona ermesi barışın başlangıcıdır; garantisi değildir.

Kürt meselesi yalnızca bir güvenlik sorunu değildir. Temsil, yerel yönetim yetkileri, kültürel haklar ve siyasal katılım boyutları vardır. Eğer demokratikleşme başlığı sembolik düzenlemelerle sınırlı kalırsa, “terörsüzlük” kısa vadeli bir güvenlik başarısına dönüşür; ancak kalıcı bir barış mimarisi kurulamaz.

Asıl soru şudur: Demokratik standartların uzun süredir gerilediğine dair güçlü eleştirilerin bulunduğu bir ülkede demokratikleşme ne anlama gelecektir?

İfade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve siyasal rekabet alanında iyileşme olmadan yapılacak düzenlemeler ne kadar güven üretebilir? Demokratikleşme yalnızca belirli bir soruna yönelik teknik değişikliklerden ibaretse, toplumsal meşruiyet üretmek zorlaşır.

Bu nedenle mesele yalnızca “Kürt meselesi için hangi adımlar atılacak?” değildir. Asıl soru şudur: Türkiye genel demokratik standartlarını yükseltmeden kalıcı bir barış inşa edebilir mi?

Barış mı, Yeniden Seçim Stratejisi mi?

Tam da burada sürecin en kırılgan sorusu ortaya çıkıyor.

Türk medyasında son günlerde yeniden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığı ve seçim takvimine ilişkin senaryolar tartışılıyor. Hukuki düzenlemelerin zamanlaması ile bu siyasi tartışmaların çakışması, kaçınılmaz bir soruyu gündeme getiriyor:

Bu süreç gerçekten barış için mi? Yoksa seçim mühendisliğinin bir parçası mı?

Elbette siyaset ile barış süreçleri hiçbir zaman birbirinden tamamen ayrışmaz. Realpolitik bir gerçektir: Liderler büyük dönüşümleri çoğu zaman siyasi konjonktür içinde yönetirler. Ancak bir barış girişimi kamuoyunda “seçim hesabı” olarak algılanmaya başladığında, meşruiyet zemini zedelenir.

Barış süreçlerinin en büyük kırılganlığı tam da burada ortaya çıkar: Amaç ile algı arasındaki mesafe açıldığında, hukuki tasarımın içeriği ikinci plana düşer. Dolayısıyla eğer bu hukuki değişiklikler kalıcı bir barış mimarisi inşa etmeyi hedefliyorsa, kısa vadeli siyasi hesaplardan bağımsız bir ilke çerçevesiyle savunulmak zorundadır.

Aksi halde toplumun önemli bir kesimi şu soruyu sormaya devam eder: “Gerçekten barış için mi, yoksa siyasi ömrü uzatmak için mi?” Bu soru cevapsız kaldığı sürece, en iyi yazılmış hukuki metin bile tam güven üretemez.

Asıl Sınav

Şimdi Türkiye bir hukuk eşiğinde. Bu eşik geçici bir düzenleme ile mi aşılacak, yoksa gerçekten yeni bir barış mimarisinin temeli mi atılacak?

Cevap, yalnızca yasalaşacak maddelerde değil; o maddelerin hangi meşruiyet zemini üzerinde yükseldiğinde saklı olacak.

Ve belki de en kritik soru şudur: Bu süreç tarihe bir seçim manevrası olarak mı geçecek, yoksa Türkiye’nin geç kalmış barış tasarımı olarak mı?

Alpaslan Özerdem

Prof. Dr. George Mason Üniversitesi, Barış ve Çatışma Çözümleri Carter Okulu Dekanı

Recent Posts

ABD Elçisi Barrack Şimdi de Irak’ın İran Sınırında Ortaya Çıktı

İki ülke heyetleri arasında 26 Şubat Cenevre görüşmelerinin ABD’nin İran’a saldırmasını durdurma ihtimali ABD’nin İran…

8 saat ago

Bahçeli, Öcalan’a Statü İstedi, DEM Tarif Etti: Baş Müzakereci Olsun

Terörsüz Türkiye sürecinde kural değişmedi, bu fasikülün ilk sayfasını da yine MHP lideri Devlet Bahçeli…

21 saat ago

İngiltere, Üslerini İran’a Karşı ABD’ye Gerçekten Kullandırmayabilir mi?

  ABD’nin İran’a dönük askeri hazırlık sinyalleri güçlenirken, Türkiye ve Katar gibi bölgesel aktörler çatışmayı…

21 saat ago

Rusya-Ukrayna: Türkiye’nin Reel Politikaya Dönüşü ve NATO’da Artan Rolü

Rus orduları dört yıl önce bugün, 24 Şubat 2022’de Ukrayna topraklarına girdi. NATO bu saldırıyı…

2 gün ago

Nükleer Si-lah-lan-ma!

ABD’nin İran’a baskı ve tehdidinin en büyük nedeni olan nükleer silah konusu, Almanya Başbakanı Friedrich…

2 gün ago

Soma’da Isı Krizi ve Emek Mücadelesi Bir Arada

Soma Termik Santrali’ne ilişkin gelişmeler bir süredir hem ilçede yaşayanlar hem de çalışanlar açısından dikkatle…

3 gün ago