Eşi Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşit -Irak’ın çoğunluğunu oluşturan Şii nüfusu da temsil eden konumu nedeniyle- doğrudan yapamadığı için, kendisi de aktif bir Kürt siyasetçi olan Şahnaz İbrahim Ahmed’ten gelen net açıklama sadece bir siyasi mesaj değil, aynı zamanda tarihsel bir hatırlatmadır. (Foto: X- Shanaz Ibrahim Ahmed)
İran savaşı kızışırken, ABD ve İsrail “Kürtleri savaşta kullanma” dahil ellerindeki kozları birer birer masaya koyarken Kürt siyasetinin içinden gelen dikkat çekici bir mesaj bu tartışmanın merkezine oturdu: “Kürtleri rahat bırakın. Biz kimsenin kiralık silahı değiliz.”
Bu sözler, Irak Cumhurbaşkanı’nın eşi ve Talabani ailesinin önde gelen isimlerinden biri olan Şahnaz İbrahim Ahmed’in ofisinden yayımlanan resmi açıklamanın başlığıydı.
Bölgede yaşanan son gelişmelerin ortasında gelen bu açıklama, Kürtlerin geçmişte (en son Suriye’de) büyük güçlerin jeopolitik hesaplarında nasıl kullanılıp bir kenara atıldığını hatırlatarak, İran’a yönelik yeni bir bölgesel savaşta aynı rolü oynamaya zorlanmamaları gerektiğini açıkça vurguluyor.
Bu çıkış aynı zamanda önemli bir gerçeği de ortaya koyuyor: Sanıldığının aksine Kürt siyasi dünyasında bu konuda tam bir görüş birliğinden söz edilemez.
Kürt siyasetini dışarıdan izleyenler çoğu zaman onu tek bir blok gibi görme hatasına düşüyor. Oysa sahadaki gerçeklik çok daha karmaşık. Irak Kürdistanı’nda iki ana siyasi damar olan Talabani çizgisini temsil eden Kürdistan Yurtseverler Birliği ile Barzani ailesinin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi arasında tarihsel, siyasi ve stratejik farklılıklar her zaman var olmuştur. Fiilen kendi ayrı yönetimlerini kurdular, kaynakları paylaşıyorlar.
Bu farklılıklar bugün İran bağlamında ortaya çıkan yeni jeopolitik tartışmalarda yeniden görünür hale geliyor. Özellikle PUK lideri Bafel Talabani’nin ABD ve İsrail ile daha yakın güvenlik işbirliğine açık bir çizgi izlediği görülüyor. Talabani’nin Suriye’de Mazlum Abdi komutasındaki Suriye Demokratik Güçleri ile kurduğu ilişkiler ve Ankara ile yaşanan gerilimler de bu algıyı güçlendirdi.
Buna karşılık Kürt siyasetinin başka kesimlerinde ciddi bir ihtiyat var. Bu çevreler, Kürtlerin tarih boyunca büyük güçler tarafından teşvik edilip sonra yalnız bırakıldığı gerçeğini çok iyi hatırlıyor. Şahnaz Ahmed’in açıklamasının taşıdığı asıl anlam da burada yatıyor: Kürtlerin bir kez daha büyük güç rekabetinde ve bölgedeki savaşlarda sadece kullanılan bir araç haline gelmesine karşı güçlü bir uyarı.
Son haftalarda yaşanan gelişmeleri yalnızca İran ile Amerika veya İsrail arasındaki bir gerilim olarak okumak ciddi bir stratejik yanılgı olur. Sahada gördüğümüz tablo birkaç füze saldırısından, drone operasyonundan ya da enerji piyasalarını sarsan Hürmüz geriliminden ibaret değil. Gerçekte yaşanan şey çok daha geniş bir jeopolitik dönüşüm. Enerji güvenliği, etnik fay hatları ve büyük güç rekabeti aynı anda devreye girmiş durumda.
Dünya zaten hepsi birbiriyle ilintili çoklu krizler dönemi içinde. Rusya-Ukrayna Savaşı hâlâ devam ediyor. Asya’da Tayvan ve Güney Çin Denizi üzerinden Amerika ile Çin arasındaki gerilim giderek daha tehlikeli bir boyuta taşınıyor. Güney Asya’da Pakistan ile Afganistan arasında İran’a karşı saldırıdan üç saat önce aynı gün başlatılan savaş ise bölgesel kırılganlıkların başka bir yüzünü gösteriyor.
Bu tablo içinde Kürtler üzerinden İran’da yeni bir cephe açılması, küresel rekabetin daha geniş bir coğrafyaya yayılması ve yaratacağı sonuçların bugünden öngörülemeyecek bir krizle sonuçlanması anlamına gelebilir.
Malum, büyük güçlerin bu tür dönemlerde en sık başvurduğu araçlardan biri etnik fay hatlarıdır. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Osmanlı’nın son döneminde Balkanlar’da yaşanan parçalanma süreçleri, Rusya’nın Ermeni milliyetçiliğini desteklemesi, İngilizlerin Irak ve Anadolu’daki bazı Kürt hareketlerini fişeklemesi hep aynı stratejik düşüncenin farklı versiyonlarıydı.
Daha yakın tarihte Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bölgenin siyasi dengelerini kökten değiştirdi. Bir süre sonra referandumla bağımsızlık yönünde oy kullandı ama yürürlüğe koyamadı. Aynı şekilde Suriye’de YPG’nin devreye alınması. Sudan, Libya ve Somali’nin karpuz gibi ortadan ikiye bölünmesi de tesadüfi gelişmeler değil.
Bugün bazı Amerikan düşünce kuruluşlarında ve medya çevrelerinde konuşulan yeni senaryo İran’daki hatırı sayılır Kürt nüfusunun harekete geçirilerek Irak sınırından Tahran’a karşı yeni bir baskı hattı oluşturulması.
İran yönetimi etnik temelli nüfus sayımı yapmadığı için kesin rakamlar ortada yok; ancak akademik çalışmalar ülkede yaklaşık sekiz milyon Kürt yaşadığını ve bunun nüfusun yaklaşık yüzde dokuzuna denk geldiğini gösteriyor.
Bu nüfus ağırlıklı olarak İran’ın batı eyaletlerinde, Irak sınırına yakın bölgelerde yaşıyor. Coğrafi süreklilik, bu tür senaryoları stratejik açıdan mümkün kılan unsurlardan biri.
Tahran’ın son dönemde Irak Kürdistanı’nda bazı İranlı Kürt muhalif grupların bulunduğu noktaları hedef alan füze saldırıları da bu ihtimalin ciddiye alındığını gösteriyor. İran bu operasyonlarla yalnızca askeri hedefleri vurmadı; aynı zamanda sınırın ötesinden kendisine karşı yeni bir cephe açılmasına izin vermeyeceği mesajını verdi.
Bu gelişmeler yaşanırken Donald Trump’ın bazı Kürt liderlerle yaptığı doğrudan telefon görüşmeleri de dikkat çekti. Trump’ın hem Mesut Barzani hem de Bafel Talabani ile temas kurması sıradan bir diplomatik nezaket olarak görülmüyor. Herhalde Amerikan kaynaklarının “hassas” diyerek detay vermekten ve yorum yapmaktan kaçındığı görüşmelerde Trump hal hatır sormadı.
Normalde bu tür temasların ABD Dışişleri Bakanlığı, hatta CENTCOM üzerinden yürütülmesi beklenir. Bir Amerikan başkanının doğrudan devreye girmek zorunda kalması, Kürt faktörünün bölgesel stratejide yeniden önem kazandığını ve doğrudan şahsi güvence vermek zorunda kalındığını düşündürüyor.
Hatta kimi çevreler savaşa dahil olmaları karşılığında Suriye–Irak–İran hattındaki Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmalarına imkan tanınacağı vaadinin de dillendirildiğini ileri sürüyor.
Bu satırları yazarken kişisel bir gözlemimi de paylaşmak isterim. Uzun yıllar Irak Kürdistanı’ndaki en önemli petrol üreticilerinden birinin yönetim kurulunda görev yaptım. Bu süreçte hem Erbil’de hem Süleymaniye’de Kürt siyasi liderleriyle yakın temaslarım oldu.
Bu deneyim bana şunu öğretti: Kürt siyaseti dışarıdan göründüğünden çok daha pragmatik, çok daha temkinli ve tarihsel hafızası son derece güçlü bir siyasi kültüre sahiptir. Kürt liderler büyük güçlerin verdiği sözlerin ne kadar kırılgan olabileceğini çok iyi biliyor, bunun ciddi hayal kırıklığı yaratan örneklerini de yaşadı.
Belki de bu nedenle (Irak’ın çoğunluğunu oluşturan Şii nüfusu da temsil eden konumu nedeniyle eşi doğrudan yapamadığı için) Şahnaz Ahmed’ten gelen net açıklama sadece bir siyasi mesaj değil, aynı zamanda tarihsel bir hatırlatmadır.
Ortadoğu’daki hiçbir büyük kriz Türkiye’yi tamamen dışarıda bırakmaz. Türkiye hem İran’ın komşusu hem de Irak ve Suriye’deki Kürt bölgeleriyle doğrudan temas halinde olan bir ülke.
İran’da açılabilecek bir Kürt cephesi yalnızca Tahran’ı değil Ankara’yı da etkileyecektir; buna kuşku yok. Böyle bir senaryo sınır güvenliğinden göç hareketlerine, PKK bağlantılarından bölgesel güç dengelerine kadar birçok başlıkta yeni riskler doğurabilir.
O yüzden bugün bölgede yaşananlar yalnızca İran’ı ilgilendiren bir kriz değil. Bu süreç aynı zamanda bölgenin güç dengelerini ve belki de küresel düzenin geleceğini yeniden şekillendirecek daha büyük bir jeopolitik dönüşümün parçasıdır. Tabii ki herşey Washington’un planladığı çizgide ilerleyemeyebilir. Birçok cephede aynı anda Pax Americana’yı tatbik etmeye çalışmak hele de Kasım’daki ara seçimler yaklaşırken ve kaynaklar azalırken kamu desteği düşerken kolay olmasa gerek.
Bu nedenle asıl soru hâlâ açık duruyor: İran sahasında gerçekten bir “Kürt kartı” mı hazırlanıyor? Şayet öyleyse, Kürt toplumunun siyasi bilinci, bölgesel dengeler ve liderlik tecrübeleri artık çok daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Kürtler geçmişte yaşadıkları deneyimlerden önemli dersler çıkardı.
Bu nedenle bugün sorulması gereken asıl soru şu: Kürtler yeniden başkalarının jeopolitik hesaplarında kullanılan bir araç olmayı gerçekten ister mi?
Görünen o ki bu sorunun cevabı eskisine göre çok daha temkinli ve çok daha sorgulayıcı. Ortadoğu’nun sert jeopolitiğinde hiçbir aktör artık yanıbaşındaki komşuları ile ezeli husumet yaratacak şekilde yalnızca başkalarının oyununda bir piyon olmak istemiyor. Kürtler de buna dahil.
Türkiye açısından ise belki de daha zor soru şu: Bu yeni büyük oyunda masada mı olacağız, yoksa menüde mi?
ABD Başkanı Donald Trump işbaşına geldiğinden bu yana, dünyaya ABD’nin son yüz yıldır saklamaya çalıştığı…
İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles Fernandez, 4 Mart’ta Türk hava sahasına yaklaşan İran füzesini saptayıp…
İran’ın 4 Mart’ta Milli Savunma Bakanlığının Türk hava sahasına yönelmişken “Doğu Akdeniz’deki NATO unsurlarınca” imha…
İran savaşı, İngiltere siyasetinin en hassas noktasına dokundu ve dokunmaya da devam ediyor. Burada soru…
Milli Savunma Bakanlığı, İran’dan fırlatılan bir füzenin Türk hava sahasına girmeden önce “Doğu Akdeniz’deki NATO…
ABD Başkanı Donald Trump’ın Iraklı ve İranlı Kürt liderleri telefonla arayarak Kürtleri, İran İslam Cumhuriyeti…