Enerji krizinin yalnızca petrolle sınırlı olmadığı da açık. Bugün küresel enerji piyasalarında doğal gaz ve LNG tarafında çok daha sert bir baskı oluşmuş durumda. Dünya LNG ticaretinin yaklaşık %25’i Katar’dan geliyor. Bölgedeki gerilim ve lojistik riskler nedeniyle LNG sevkiyatlarının aksaması ihtimali piyasaları ciddi şekilde tedirgin ediyor. (Foto:LNG Tankeri/ commons.wikimediai org/Wmeinhart)
Petrol fiyatlarının yeniden 100 doların üzerine çıkması yalnızca enerji piyasalarını değil, dünya genelinde enflasyonla mücadele eden ekonomileri de alarma geçirdi. Çünkü petrol fiyatındaki her sıçrama, zincirleme şekilde ulaştırmadan gıdaya, üretim maliyetlerinden lojistiğe kadar ekonominin neredeyse tüm damarlarına yayılıyor.
Bu nedenle bugün dünya genelinde hükümetler aynı soruyla karşı karşıya: Enerji fiyatlarındaki artış tüketiciye ne ölçüde yansıtılmalı?
Farklı ülkeler bu soruya farklı araçlarla cevap veriyor.
Türkiye’de akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmaları yumuşatmak için kullanılan temel mekanizma eşel mobil sistemi.
Bu sistemin mantığı oldukça basit. Petrol fiyatları yükseldiğinde devlet Özel Tüketim Vergisi’nden (ÖTV) feragat ederek pompa fiyatlarındaki artışı sınırlıyor. Petrol fiyatları düştüğünde ise ÖTV yeniden artırılarak bütçe dengesi kısmen telafi ediliyor.
Başka bir ifadeyle devlet vergi gelirinden vazgeçerek fiyat artışının bir bölümünü kendi üzerine alıyor.
Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının yaklaşık %35–45’i vergi niteliğinde olduğu için ÖTV ayarlamaları pompa fiyatları üzerinde önemli bir etki yaratabiliyor.
Ancak bu sistemin de doğal bir sınırı var. ÖTV sıfıra yaklaştığında eşel mobil mekanizması artık çalışamaz hale geliyor.
Bazı ülkeler ise farklı bir yol izliyor.
Örneğin Güney Kore, akaryakıt fiyatlarında doğrudan tavan fiyat uygulamasına gidiyor. Devlet belirli bir fiyat seviyesinin aşılmasına izin vermiyor. Amaç, enerji fiyatlarının genel enflasyonu tetiklemesini önlemek.
Bu modelde hükümet ya vergi indirimleriyle ya da doğrudan sübvansiyonlarla fiyatı belirlenen seviyede tutmaya çalışıyor.
Ancak bu yaklaşımın da maliyeti yüksek. Çünkü fiyat ile piyasa maliyeti arasındaki farkı genellikle kamu bütçesi karşılamak zorunda kalıyor.
Enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletmek için yalnızca ulusal politikalar değil, uluslararası koordinasyon da devreye girmiş durumda.
Bugün G7 ülkeleri, stratejik petrol rezervlerinin piyasaya sürülmesi konusunu görüşmek üzere bir araya geliyor. Şimdiden ABD dahil altı ülkenin bu yönde olumlu görüş bildirdiği belirtiliyor.
Eğer bu karar alınırsa, milyonlarca varil petrolün stratejik stoklardan piyasaya verilmesi gündeme gelebilir.
Amaç oldukça net:
Arzı artırarak petrol fiyatlarındaki spekülatif yükselişi frenlemek.
Bu tür müdahaleler geçmişte de kullanıldı. Özellikle büyük jeopolitik krizler veya arz kesintileri sırasında stratejik rezervler piyasaya sürülerek fiyat şoklarının etkisi azaltılmaya çalışıldı.
Ancak enerji krizinin yalnızca petrolle sınırlı olmadığı da açık. Bugün küresel enerji piyasalarında doğal gaz ve LNG tarafında çok daha sert bir baskı oluşmuş durumda.
Dünya LNG ticaretinin yaklaşık %25’i Katar’dan geliyor. Bölgedeki gerilim ve lojistik riskler nedeniyle LNG sevkiyatlarının aksaması ihtimali piyasaları ciddi şekilde tedirgin ediyor.
Arz tarafındaki sıkıntılar nedeniyle LNG fiyatları bazı piyasalarda %70’e varan artış gösterdi.
Bazı ülkelerde ise durum daha da dramatik. İngiltere’de doğal gaz fiyatları zaman zaman %100’e varan artışlar yaşadı. Asya piyasalarında ise fiyat baskısı daha da yüksek.
Bu nedenle enerji piyasalarında tartışılan konu artık yalnızca petrol değil. Petrol ve LNG birlikte ele alınmadan küresel enerji fiyatlarını dengelemek mümkün değil.
Bugün ortaya çıkan tablo aslında çok net bir gerçeği yeniden hatırlatıyor. Enerji piyasaları küreseldir. Bu nedenle tek bir ülkenin aldığı kararlar çoğu zaman yeterli olmaz.
Bir tarafta G7 ülkelerinin stratejik rezerv hamlesi, diğer tarafta ülkelerin kendi iç piyasalarında uyguladığı eşel mobil, tavan fiyat veya vergi indirimi gibi araçlar.
Tüm bu adımların amacı aynı: Enerji fiyatlarının enflasyon üzerinde yaratacağı yıkıcı etkiyi sınırlamak.
Ancak enerji piyasalarının temel gerçeği değişmiyor. Jeopolitik riskler arttığında, arz daraldığında ve küresel talep güçlü kaldığında enerji fiyatları yükselir.
Hükümetler bu dalgayı tamamen durduramaz. Ancak doğru politikalarla şokun ekonomiye verdiği zararı sınırlayabilirler.
Bugün dünya tam olarak bunu yapmaya çalışıyor.
Kommagene’nin kuş uçuşu yüz kilometre güneyinde arkeoloji dünyasının son yıllardaki yıldızı, bulunmasıyla insanlık tarihinin anlatısını…
CHP’de ayrılığın ilk gongu 30 Mayıs “Bayramlaşma” mitingleriyle vuruldu. CHP’nin sosyolojik tabanı dün partinin ayrılık…
Ankara’da “Bayramlaşma” adı altında yapılan iki miting, CHP tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak anılabilir ileride.…
Trump’ın onayı, İsrail’in tutumu, İran içindeki güç dengeleri ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları İran Savaşı'nda…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel’e kaybettiği ancak istinaf mahkemesinde yok sayılan 2023 kurultayı öncesi TBMM Grup…
İstinaf Mahkemesinin “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatının başvurusuyla polisin CHP Genel…