Prof. Dr. İlber Ortaylı Doğu-Batı dengesini gözeterek tarih ve siyasete Türkiye odaklı bakışı koruyan bir aydındı. Batı kültürüne hâkim olması batı fetişizminden kaçınmasına, doğu kültürüne hakimiyeti de doğu güzellemesine karşı durmasına engel olmadı. (Foto: @ilberortaylı)
Dün, 13 Mart’ta vefat eden İlber Ortaylı’yı sadece tarihçi olarak tanımlamak Türkiye’nin son kırk yılına giderek artan ağırlığını koymuş bir aydının değerini belli bir alana hapsetmek olur; Hocaya haksızlık olur.
İlber Ortaylı’nın bir millete tarihle, tarihiyle ilgilenmeyi sevdirdiği doğru. Tarihin sadece şu savaşı filanca kazandı, başa filanca geçti demek olmadığını tatlı tatlı bazen tatlı sert öğretti. Bilgiçlikten uzak ama cehalete, hurafeye pabuç bırakmayan bilgi derinliğiyle kimi zaman Erasmus, kimi zaman Nasreddin Hoca olmayı bildi. Yaşarken milyonlarca insanın sevgisini, saygısını kazanmak her alime nasip olmaz; ona oldu. Şimdi yanına defnedileceği hocası Halil İnalcık da tanındı, okundu, tarihçi olarak el üstünde tutuldu ama Ortaylı çok yüksek oktanlı, olumsuz anlamıyla kullanmıyorum, yüksek oktanlı ve her daim gözde bir süper star karizmasına sahipti.
Bu yönleriyle İlber Hoca tarihçi olmanın ötesine çoktan geçmişti. Seyahat kitapları ve sohbetleriyle her yaştan genç ve öğrenmeye açık zihinleri başka kültürlerle, başka kültürlerin bizlerle ayrıştırıp birleştirdiği eklemlerle tanıştırdı. Onun tarih kitabı niyetine okuduğum ilk ve belki son kitabı, “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” oldu; diğerlerini genel kültür, siyaset bilgisi ve estetik niyetine okudum.
Bilgiye verdiği değerin, ona daha önce bilmediği bir şeyi duyuran kişilere verdiği değerin de… İnternetin olmadığı yıllarda bir belgenin peşinde Viyana’ya, Petersburg’a, Tahran’a gitmekten çekinmedi. Bir lisanı iyi biliyorum diyecekseniz bazen rüyanızda o lisanda konuştuğunuzu görmeniz, o lisanda fıkra anlatıp güldürebilmeniz ve gerektiğinde yaratıcı küfredebilmeniz gerekir. Rüyalarını bilemem ama Fransızca ve Rusça hakaret ettiğine, ne dediğini kendisine sorarak tanık oldum. Farsça fıkra anlattığına güldürdüğüne tanık olduğum (İhsan Doğramacı ile birlikte) iki entelektüelden biriydi.
Doğu-Batı dengesini gözeterek tarih ve siyasete Türkiye odaklı bakışı koruyan bir aydındı. Batı kültürüne hâkim olması batı fetişizminden kaçınmasına, doğu kültürüne hakimiyeti de doğu güzellemesine karşı durmasına engel olmadı.
İmparatorluğun son, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’ye modern fikir akımlarının ciddi kısmı kuzey ve biraz da doğu Türkleriyle gelmiştir. Doğuda Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan, kuzeyde Tataristan, Başkurtistan ve Kırım. İlber Hoca bu geleneğin son temsilcilerindendi.
Ailesinin Türkiye’ye göçüp yerleşme öyküsü birkaç roman, birkaç dizi senaryosuna ilham verebilir. Kardeşi Nuriye Ortaylı yakınlarda annelerinin hayat öyküsünü “Annem Şefika” adıyla yayınladı. Sadece bir aile tarihi değildir, kimi cühelanın (Hocayı bu alıntıyla da analım) görmezden geldiği bir başka Türkiye öyküsüdür.
Önceki yaz Ayvalık’ın İstiklal Savaşında işgalden kurtuluşunun yıldönümümünde, şehir merkezinde bir panelde konuşuyorduk. Anlattıklarının yarısı hakkında izleyenlerin çoğunun bir fikri olmadığını bildiği halde sabırla, tatlı tatlı anlatmaya devam ediyordu. Onun, bazen tartışma çıkaran “cahil, aptal” gibi sözleri, kulaktan dolma temelsizlikle kendisine ve halka bilgi satmaya çalışanlaraydı çoğunlukla. Yoksa ailece yediğimiz bir yemek sonrası onu uğurlarken aracının arkasından koşup, önünü kesip Hoca ile iki kelam edip fotoğraf çektirmek isteyen gençlerle sevgi ve anlayışla şakalaşmasını da görmüşlüğümüz vardır.
Yazmaktan en çok gurur duyduğu kitabın Atatürk olduğunu söylemişti. Sistemde gördüğü hataları usturupluca eleştirmekten çekinmez ama Cumhuriyete de Cumhuriyetin temel ilkelerine de toz kondurmayan bir yurtseverdi.
İlber Hoca’dan son madalyamı, durumu kötüleşmeden bir süre önceki hastane ziyaretinde aldım. Kızı Tuna yanıbaşındaydı.
Daha önce telefonda da benimle mutlaka bir şey konuşmak istediğini söylemiş, ben de meraklanmıştım. “Bu Avrupa’yla ne noktadayız?” diye sordu, şimdi tekrarlamayacağım bazı sıfatlar kullanarak; “Bu İran, İsrail işleri nereye gidiyor? Çok yazan var ama doğru dürüst anlatan yok. Senden dinlemek istedim, bir özet ver bana.”
Özeti verdim, madalyamı almış oldum, vedalaşıp ayrıldım.
Türkiye’nin bu büyük değerini, otuz küsur yıllık aile dostumuzu son görüşüm bu oldu.
İlber Ortaylı, kitabını da yazdığı gibi dolu dolu yaşadığı bir hayatı 79 yaşında terketti.
Türkiye’nin ortak zihin dünyasında yaşamaya devam edecek.
CHP lideri Özgür Özel, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere İBB davalarından yargılanan bütün arkadaşlarının tahliye…
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in ilk mesajı üzerinden bir kaç saat geçmişken Adana,…
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görülmesi yalnızca sembolik bir…
CHP’liler de DEM’liler de sürece “Terörsüz Türkiye” denmesini istemiyor ama bu slogan tuttu; oradan ilerleyelim.…
Trabzon’da deniz dolgusu üzerine inşa edilen şehir hastanesi son günlerde farklı bir tartışmayla gündeme geldi.…
İsrail artık yalnızca Gazze’de, Lübnan’da ya da İran cephesinde savaşmıyor. Ölçeğini aşan çok daha geniş…