Balkanlar yeniden kaynamaya başladı. Hırvatistan, Arnavutluk ve Kosova’nın işbirliği anlaşması üzerine Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç 13 Mart’ta “saldırılarına hazır” olduğunu ilan etti, ardından Çin’den yeni silahlar aldıklarını açıkladı. (Foto: X/Slavic Networks)
Önce Rusya-Ukrayna Savaşı, ardından ABD-İsrail ittifakının başlattığı İran Savaşı, Avrupa’nın hep patlamaya hazır barut fıçısı Balkanlar bölgesinde sorunları dondurmuş, daha doğrusu ertelemişti. Sırbistan bu ertelenmiş kriz alanlarında yeniden hareketlenmeye, yeni bir siyaset üretmeye başladı.
Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić;
Milliyetçi gündem deyince de Sırbistan’ın komşuları ile ilişkileri öne çıkarılıyor.
Kosova’daki sorunlar da tam burada düğümleniyor. Temel mesele, kuzeydeki Sırp nüfusun önemli bir bölümünün Priştine’nin egemenliğini ve kurumlarını tam olarak kabul etmemesi.
Kuşkusuz burada Vučić el altından desteği de söz konusu. Bölgeden gelen haberlere göre Kosova’nın kuzeyindeki Sırplar uzun süre hem Kosova kurumlarından uzak durdu hem de Belgrad’dan maaş ve destek almaya devam etti. Plaka çıkarmak, kimlik yenilemek, belediye otoritesi ve polis-yargı düzeni gibi gündelik devlet işleyişi bile bu yüzden krize dönüştü. Son günlerde bir de ikamet/oturum ve sivil kayıt rejimi tartışması eklendi.
Bu bağlamda Kosova yönetiminin yeni uygulamaları, Kosova belgesi olmayan ya da Sırbistan belgeleriyle yaşayan Sırplar arasında ciddi tedirginlik yarattı. Hükümet bu yüzden bazı kolaylıklar ve geçici oturum düzenlemeleri açıklamak zorunda kaldı. Yani Kosova’daki sorun tek bir olay değil. Egemenlik, vatandaşlık, belge rejimi ve kuzeyde kimin fiilen devlet olduğu sorusunun hâlâ kapanmamış olması. Elbette bu Sırbistan ile büyük bir gerilim demek.
Batı Balkanlar bölgesinin en sorunlu yerlerinden birisi olan Bosna-Hersek’te de durum hiç iç açıcı gözükmüyor.
Bosna-Hersek’teki kriz daha da yapısal. Burada mesele yalnızca hükümetin neden zor kurulduğu değil, Dayton Anlaşması sonrası kurulan etnik güç paylaşımı sisteminin artık karar almayı felce uğratacak ölçüde tıkanmış olması. Bu yapı geçmişte de uzun hükümet krizleri üretmişti. Bugün buna bir de Bosna Sırp Cumhuriyetinin önceki başkanı Milorad Dodik çizgisinin merkezi kurumları tanımayan, anayasal düzeni aşındıran ve Republika Srpska’yı devlet yapısından koparmaya yaklaşan siyaseti eklenmiş durumda.
Dodik’in görevden alınmasına ve siyasetten menedilmesine rağmen ayrılıkçı dili sürdürmesi, Bosna krizini sıradan bir koalisyon pazarlığının ötesine taşıyor. Geçenlerde Müslüman Boşnak kanaat önderleri İslamofobi ve nefret söyleminin yayılmasına karşı ortak bir bildiri yayınladı.
Sorun artık hükümeti kimin kuracağında değil, devletin hangi kurallarla ayakta kalacağında.
Yakın geçmişte Balkanlar’da bir kriz çıktığında AB dengeleyici rol oynayabiliyordu. Üyelik perspektifi, mali destek ve diplomatik baskı sayesinde tarafları tümüyle uzlaştıramasa bile krizi belirli sınırlar içinde tutuyordu.
Bugün ise AB;
Bu stratejik yorgunlukta Balkanlar ve sorunlarına ayıracak dikkat ve enerji kalmamış görünüyor. AB bölgeyi kaybetmek istemiyor, ama onu dönüştürecek siyasi enerjiyi de ortaya koyamıyor.
Tam da bu noktada Türkiye’nin rolü önem kazanıyor.
Ankara’nın Balkanlar ile tarihsel, kültürel ve dini bağları var. Aynı anda Saraybosna, Priştine, Üsküp ve Belgrad’la konuşabilen az sayıdaki aktörden biri.
Fakat Türkiye’nin de eli rahat değil. İran, Doğu Akdeniz-Yunanistan, İsrail, Karadeniz-Ukrayna ve içeride Terörsüz Türkiye dosyaları Ankara’nın dikkatini zaten zorluyor. Bu yüzden Türkiye’nin iddialı jeopolitik hamleler yerine, gerilim düşürücü, diyaloğu açık tutan ve özellikle AB’nin boş bıraktığı alanlarda tamamlayıcı rol oynayan önleyici diplomasiye ağırlık vermesi beklenmeli.
Bugünlerde İran ve Ukrayna’daki savaş hali ölçek, bölgesel ve küresel etkileri bakımından doğal olarak öncelik kazanıyor. Ancak tam da bu yüzden, daha küçük görünen ama giderek biriken kırılma hatlarını gözden kaçırmamak gerekiyor. Balkanlar bugün manşetlerin merkezinde olmayabilir. Fakat bu, bölgede tansiyonun düşük olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, büyük savaşların gölgesinde, daha sınırlı gibi görünen ama birbirini besleyen yeni bir istikrarsızlık zemini yavaş yavaş oluşuyor.
Sorun da tam burada başlıyor. Dünya artık yalnızca büyük savaşların maliyetini değil, ihmal edilmiş küçük krizlerin zamanla büyüyerek yaratacağı yeni yükleri de taşımakta zorlanıyor. Bu nedenle Balkanlar’a bakmak, büyük krizleri küçümsemek değil, tam tersine, küresel sistemin artık kaldırmakta zorlandığı yeni bir kırılmayı önceden fark etmek anlamına geliyor
ABD ara seçimlerinde Demokratlar, Başkan Donald Trump'ı hezimete uğrattı. Sonuçların hem dünya hem Türkiye-ABD ilişkilerinde…
Adalet Bakanı Akın Gürlek fon krizinin üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan bir suç örgütünün…
Fon krizi, SPK'dan Borsa İstanbul'a dek mali kurumları sarstı. Bankacı Piraye Antika sistemin denetim yollarını…
Doğuş Grubu'nun Volkswagen ile Türkiye'de üretim hedefiyle imzaladığı niyet mektubu AB ile "Made-in-Europe" tartışmalarında umut…
Türkiye'nin halen AGİT Genel Sekreteri olan Feridun Sinirlioğlu'nu BM genel Sekreteri adayı olarak ilan etmesinin…
Partiye nerede, nasıl ediniliği belli olmayan parayı getirdiği için aday yapılanların muhalif seçmeni utandırmasına, öfkelendirmesine…