Siyaset

Ankara, İran Savaşı’nın Sünni-Şii Çatışmasına Dönüşmesi Endişesinde

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son konuşması Türkiye’nin İran savaşının uzayarak Sünni-Şii çatışmasına dönüşmesinden kaygısını gösteriyor. AK Parti grubundaki Türk bayrakları ve atkılar, Türk millî futbol takımının Kosova’yı yenerek Dünya Kupası’na katılma hakkı kazanmasını kutlama amaçlı. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 1 Nisan’da AK Parti grubuna hitabından CHP lideri Özgür Özel’le söz düellosu kısımlarını ayıkladığımızda, geriye aslında dış muhataplara verilmiş önemli bir mesaj kalıyor. Bu mesajın ABD ve İsrail’in başlattığı İran Savaşı’nın bölgesel ve küresel etkileriyle bir Sünni-Şii çatışmasına dönüşmesi endişesini öne çıkarttığını görmek için biraz satır arası okuması gerekiyor. Erdoğan, Türkiye’nin bu savaşa girmeyeceği ve uzlaşma için elinden geleni yaptığını yineledikten sonra şunları söyledi:
• “Ancak bölgemizi bekleyen tehlikelerin başında savaşın uzamasının yanı sıra bölgesel bir iç çatışmaya dönüşmesi riski vardır. Enerji, ulaştırma, sivil altyapıya yönelik misillemeler maalesef bu ihtimali artırmaktadır. (…) Savaşın yeni cepheler açılmak suretiyle devam etmesine sebebiyet verecek her gelişme İsrail’in kanlı stratejisine hizmet edecek, bölgemize ise kaybettirecektir.”

Sünni-Şii Çatışması Kaygısı

Şimdi satır arası okuması:
• Türkiye şu anda en büyük tehlike olarak savaşın uzaması ve “bölgesel iç çatışmaya” dönüşmesini görmektedir.
• Bölgede zaten savaş var. İkisi de din devleti olan İsrail de İran da bölge ülkesi. Keza İran’a saldıran ABD-İsrail ittifakı ile İran’ın misillemeleri arasında kalan Arap monarşileri de. ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırması iç savaş değildir.
• O zaman Erdoğan, “bölgesel iç savaş” derken Müslüman ülkeler arasında bir çatışmadan söz etmektedir. Erdoğan belli ki 11 Mart konuşmasında açıkça söz ettiği Sünni-Şii çatışması tehlikesinden, bu defa işin üstüne daha sert gitmemek adına açıkça söz etmemekte ama onu kastetmektedir.
• Mesajındaki “enerji, ulaştırma, sivil altyapıya misillemeler” uyarısının muhatabı İran’daki Şii mollalar rejimi. “Savaşta yeni cepheler açılması” uyarısının muhatabı ise, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Körfez bölgesindeki petrol zengini, Sünni Arap monarşileri; BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn.
• Dolayısıyla Erdoğan, Ortadoğu’da Müslüman yönetimler arası mezhep savaşının küresel yansımaları da olacak en büyük bölgesel tehlike olduğunu söylemektedir.

İsrail ve Trump’ın NATO Blöfü

Erdoğan, ABD’nin adını hiç anmadan İsrail’in Körfez monarşilerinin de İran’a karşılık vererek savaşa girmesini böylelikle Sünni-Şii çatışmasını kışkırttığına inanmaktadır. İsrail’in savaşın ortasında Kudüs’ü ibadete yasaklaması, ardından parlamentonun Filistinli mahkûmlara özel idam cezasını oylaması, kışkırtma bakışını doğrulamaktadır.
Bu gelişmelerse İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni’nin, “İsrail kırmızı çizgiyi aştı” diyerek bomba yüklü ABD uçaklarının havaalanlarını kullanmasına izin vermemesine, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un benzeri bir karar almasına yol açtı.
Trump’ın Avrupalı müttefiklerine “NATO’dan ayrılma” blöfü atması bu gelişmeler üzerineydi. Ama blöf tutmadı; en başta İngiltere Başbakanı Keir Starmer “O biraz zor” mealinde karşı çıktı. NATO ittifakının coğrafi avantajları olmaksızın ABD’nin Cebelitarık’ın doğusunda operasyon yapması, Çin ile bağları güçlenen Rusya’ya meydan okuması ve İsrail’e bugünkü gibi açık çek vererek destek olması çok zor.
Aslında 1 Nisan’daki Ulusa Sesleniş konuşmasında “İran’da kimsenin yapamadığını yaptım” demesi, Vaşington’daki İsrail lobisine, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya “Söyleyin artık bitirelim” arzuhali gibi.

Sünni-Şii Fay Hatları

Sünni-Şii çatışması ihtimaliyse, Trump’ın bitirmek istediği savaşın, Ortadoğu’daki Müslüman halkların birbirine düşmesi, İsrail’in bir taşla iki kuş vurması demek.
Bu kışkırtmaya en açık ülkeler, Mekke dolayısıyla kendisini Sünni İslam’ın lideri gören Suudi Arabistan ile Hürmüz Boğazı’nın diğer yakasında bulunan, İran’a misilleme yaparsa, Boğaz’da stratejik konumdaki Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarının kendisine verileceği ümidi kışkırtılan BAE’dir.
Ancak bu durumda Ortadoğu ve Güney Asya’da Şii nüfusa sahip ülkelerin ve bunların Batı ülkelerindeki bağlantılarının nasıl etkileneceği sorunu ortaya çıkıyor:
• Suudi Arabistan’ın yüzde 10-15’i tahmin edilen Şii nüfusu Irak ve Kuveyt’le sınır bölgesi olan, aynı zamanda dünyanın en büyük petrol şirketlerinden ARAMCO’nun merkezi ve bir ABD üssünün bulunduğu Dahran şehri civarında ve güneyde Yemen’deki Husilere komşu bölgelerde yaşıyor.
• Irak (ABD’ye yardımcı olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi dışında) savaştan uzak kalmaya çalışıyor ama nüfusun yüzde 65-70’i Şii ve Kuveyt-Suudi Arabistan’la sınır oluşturan ana petrol bölgesinde yaşıyor.

Muhtemel Bölgesel ve Küresel Etkileri

• Pakistan, İran ve Irak’tan sonra Şii nüfusun en etkili olduğu ülke. Pakistan, İsrail’le ittifak içindeki Hindistan’ın desteğine sahip Afganistan’daki Taliban yönetimiyle savaş halinde.
• Bahreyn’de nüfusun yüzde 60 kadarı Şii, ama yönetim Suudi destekli Sünni.
• Bölgede Sünni-Şii çatışması şiddetlenirse Lübnan diye bir ülkenin filen kalmayacağı ve İsrail tarafından yutulacağı ihtimali var.
• İran’da (yönetime seçilme hakları bulunmayan) Sünni azınlığın durumu var. Bunlar Kürtler, Beluçlar ve bir miktar da Türkmenlerden oluşuyor; vatandaşlık hakları yönetime seçilememekle sınırlanmış durumda. İsrail’in ABD’ye İran ve Irak’taki Kürt ve Beluç silahlı güçlerini piyade olarak kullandırma planı şimdilik boşa çıktı, ama bir Sünni-Şii çatışmasını Türkiye, Mısır ve Pakistan tarafından engellenmesi zorlaşabilir.

Türkiye’nin Durumu

Türkiye’de Şiiler nüfusun yüzde 1 civarında tahmin ediliyor. Iğdır, Kars, Ardahan civarında ve iç göçlerle İstanbul’da yaşıyorlar; duygusal bağlardan kaynaklanan rahatsızlıklar olsa da iç barışa fazladan tehdit olacak bir durum yok.
İran’ın Körfez ülkelerinden karşı saldırıya uğraması halindeyse, Türkiye’nin asli dokusundaki Aleviler arasındaki bazı militan grupların ve aynı şekilde militan Sünni grupların gibi birbirlerine karşı kışkırtılması sorunu olabilir. Bundan kaçınılması için iktidara olduğu kadar muhalefete de siyasi rol düşer.
Ancak Ankara’nın asıl stratejik endişesi, İran savaşının uzamasıyla artacak Sünni-Şii çatışması ihtimalinin bölgedeki Müslüman halkların ve mezhep savaşları yoluyla hem birbirlerini hem de yaşadıkları ülkeleri yıpratarak zayıflatması ve İsrail’in bu yolla bölgedeki nüfuzunu artırması.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Hürmüz Asya’nın Şah Damarıysa, Malakka Onun Boğazıdır

Hürmüz Boğazı küresel bir boğaz; genellikle küresel enerji sisteminin kalbi olarak tanımlanıyor. Doğru ama eksik: …

1 gün ago

Kosova’yı 1-0 Yenen Milli Futbol Takımı 24 Yıl Sonra Dünya Kupasında

Türk A Milli Erkek Futbol Takımı 31 Mart akşamı Priştine’de oynanan eleme grubu maçında Kosova…

1 gün ago

Özel, Bursa Operasyonuna Ateş Püskürdü: Mafya mısınız siz?

CHP lideri Özgür Özel, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in 31 Mart sabahı aile…

2 gün ago

MHP ve DEM’den AK Parti’ye Aynı Mesajı Verdi: Yasalar Meclise Gelsin

DEM Parti PKK lideri Abdullah Öcalan’la 27 Mart’ta yaptıkları görüşmede söylediklerini -belli ki üç gün…

2 gün ago

İran Savaşının Gidişatı ve Bir Delinin Hatıra Defteri

ABD’nin İsrail’in desteğiyle İran’a saldırılarıyla başlayan savaş bir ayını dolduruyor. İranlı yetkililerin açıklamalarına göre savaşta…

2 gün ago

CHP’ye Yargı Fırtınası Şiddetleniyor: Bursa Belediye Başkanı Gözaltında

Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın yolsuzluk suçlamalarıyla 30 Mart’ta tutuklanmasının ardından CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye…

2 gün ago