AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Meclis Genel Kurulu’na gelmeyen milletvekilleri nedeniyle toplanılamamasından muhalefeti suçlayınca ilk itiraz AK Parti içinden geldi. Başkanlık sistemi siyasileri işlevsiz kılıp teknokratları öne çıkardıkça, vekiller de “kendi işlerine” bakıyor. (Foto: AK Parti)
Meclis Genel Kurulu 9 Nisan günü iki kez yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamaması nedeniyle çalışamadı. Çalışsaydı, doğum iznini 16 aydan 24 aya çıkaran yasa kabul edilecekti.
Oysa AK Parti’nin 275 ve MHP’nin ise 46 milletvekili var ama toplantı yeter sayısı için gereken 200 milletvekiline ulaşamıyor…
Bu sadece düne özgü de değil.
Yılbaşından bu yana TBMM toplantı yeter sayısı veya 151 olması gereken karar yeter sayısına da zaman zaman ulaşılmadığına tanıklık ettik.
Geçen hafta da tam 20 kez oylama yapılmak zorunda kalındı. Sonunda Genel Kurul oturumunu yöneten AK Partili Bekir Bozdağ kendi arkadaşlarına patladı…
Bir önceki hafta da durum farklı değildi…
Yılbaşından bu yana yeterli sayıya ulaşamadığı için Genel Kurul haftanın zaten 3 gün olan çalışma süresinin en az bir gününü boşta geçirdi.
Bazen bir hafta boyunca kanun teklifi üzerinde bir adım ilerlenemedi.
Bir süredir AK Parti Genel Kurulu toplayacak sayı bulamıyor.
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Genel Kurul’a kendi milletvekillerini neden getiremediklerini sorgulamak yerine dün muhalefeti suçlamayı tercih etti. CHP’yi Genel Kurul’da yoklama istediği için suçlayan Usta, “Yaptıkları şey şudur: sorumluluktan kaçmak, hizmeti engellemek ve sonrasında da suçu başkasına atmak…” dedi.
Oysa Meclis’i çalıştırma görevi iktidar partisindedir. Şahin’i ilk eleştiren X mesajıyla AK Partili Şamil Tayyar oldu: “İktidar milletvekilleri meclise gelmeyecek, yoklama istedi diye muhalefete kızacaksınız. Olmadı, başkanım.”
Muhalefet ise karar yeter sayısını her zaman arar; bu doğasında vardır.
Genel Kurul yeterli sayıya ulaşamadığı için kapanmasından hayıflanan kıdemli bir AK Parti milletvekiline dün Usta’nın sözlerini aktardığımda da tepkisini şöyle dile getirdi:
• “Bizler eski vekiliz, yaşımızı başımızı almışız geliyoruz. Ama diğerlerinin neden gelmediğini grup yönetimi bir zahmet sorgulasın. Bir de gelenle gelmeyeni aynı kefeye koymasın… Önce kendileri bir görevlerini yerine getirsin, suçu başkasında aramasın.”
TBMM’de sorun bu kadarla da kalmıyor…
Bakanlıklarda kanun taslağını hazırlayan teknokratların ağırlıklı bölümünün siyasi birikimi olmaması, parlamento veya devlet deneyimlerinin bulunmaması işleri çetrefilli hale getiriyor. Hatta Başkanlık Sisteminin işleyişini de tıkıyor.
Yeni sistem, bakanlıkların kanun tasarısı vermesini kaldırmasına, kanun tekliflerinin sadece milletvekilleri tarafından verileceğini şart koşmasına karşın, yasa teklifleri bakanlık teknokratları tarafından hazırlanıp Meclis’e yollanıyor.
Komisyonda olan milletvekilleri kanun teklifinden son dakikada haberdar olmakla kalmıyor, içeriğindeki olumsuzlukları da zorunlu olarak altına koyduğu imza ile sırtlanmak zorunda kalıyor. Bazıları ancak da Genel Kurul’a geldiğinde kanun metnini görüyor.
Bu da milletvekillerini umursamazlığa, ‘nasıl teknokratlar hazırlıyor bana gerek yok…’ yaklaşımına itiyor.
Bu dönemin dikkat çeken bir diğer noktası da milletvekillerinin geldikleri zemin…
AK Parti’nin listelerine koyup seçilmesini sağladığı milletvekillerinin ağırlıklı bölümü iş ve sivil çevrelerden gelen kişiler…
Kendini Meclis’te işlevsiz görünce, ister istemez kendi işine gücüne yöneliyor; her şeyi teknokratlara bırakıyor.
Bu da Genel Kurul’da yeterli sayıya ulaşılmasının önüne geçiyor.
Bu durum politikacıların daha önce bir telefonla anında yerine getirilen taleplerini işitilmez hale getirdi.
Buna karşın, yeni güç elitleri üzerinden yapılan iş takiplerini anında yerine getirilir kıldı.
Yeni bir siyasal mantık devreye girdi.
Bunun örneklerinden birine Meclis iktidar kulisinde otururken tanıklık ettim.
Doğu’ya yatırım yapan iş adamı olduğunu aralarındaki konuşma esnasında öğrendiğim kişi hâlâ etkin olduğunu sandığı eski bakanın yanına gelip derdini anlattı. Yaptığı yatırımda tıkanan sürecin bir an önce aşılması için desteğini rica etti.
Eski bakan sözünü sakınmadı…
“Ben söylersem yapmazlar” diyerek, AK Parti Genel Merkezi’nden biriyle görüşmesini önerdi.
Ancak sözlerini hemen geri aldı ve durumu özetleyen şu cümle buruk bir şekilde dilinden döküldü:
• “Yok, yok; sen unut unut sözlerimi… Genel Merkez’le de olmaz… Sen en iyisi Külliyeden birini bul, onlar Bakanlığı ararsa anında işin çözülür…”
Aynı grupta oturan milletvekilleri, eski bakanın sözlerini başlarıyla teyit ederken, aslında içinde bulundukları durumu onaylıyordu.
Kurumsal yapıların, biçimsel varlığını sürdürdüğü; ancak fiilî siyasal karar alma süreçlerinin lider etrafında kümelenmiş dar elit çevreler üzerinden yürüdüğü melez bir düzen ortaya çıktı. Bu yeni dünya düzeninde politikacının yolunu bulması zor.
Tarih erkler ayrılığının ortadan kalktığı sistemlerde büyük kopuşların örnekleriyle dolu.
Bu durum, dikey yapılanmayı güçlendirir, ama sosyolojik tabandaki dağılmayı veya kadrolarda dağınıklığı hızlandırır.
Yani, dikey güçlenme ile liderin yakınında olan, elitlerden oluşan danışman ve yönetici kliklerin statü hiyerarşileri güçlenir. Kurultay veya kongrelerle oluşmuş kuralların yerini istisnalar, seçilmişlerden oluşan kurumların yerini kişisel güç ilişkileri ve elit ağlar alır.
Parti kadrolarının toplumdaki saygı ve güç kabullerini etkisiz kılar.
Bu sanılmasın ki sadece Türkiye’de yaşanıyor.
Son dönemde çoğu ülke aynı dertten mustarip.
Kısa süre önce Cambridge Üniversitesi tarafından çevrimiçi yayınlanan Stacie E. Goddard ve Abraham Newman’ın “Neo-Royalizm: Yeni Uluslararası Düzen” ortak makalesi önemli. Makale ABD Başkanı Donald Trump’ı bu “Yeni monarşizm” düzenine en somut örnek olarak gösteriyor.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, 15-19 Nisan’da İstanbul’da yapılacak Parlamentolar Arası Birlik toplantısına 157 ülkeden 857 milletvekili, 86 parlamento başkanının katılacağını, bunun rekor katılım olacağını söyledi.
Dışarıdan bakınca başka görünüyoruz, içerisi başka…
Garip bir durum vesselam…
İran savaşında son iki haftalık ateşkesin gelişi, tam anlamıyla “on birinci saat”te oldu. Bölge, daha…
ABD ve İsrail’in İran Savaşı henüz bitmedi ama şimdiden ilk kaybedenlerinden birinin Dubai olacağı konuşuluyor.…
CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol da gözaltına alındı. 9 Nisan sabahı kapısına gelen…
ABD Başkanı Donald Trump, sinirlerinin bozukluğu diline vuran “İran uygarlığını silme” tehdidinden saatler sonra Tahran’ın…
Batı için tarih boyunca ağır sıfatlar kullanıldı: iki yüzlü, riyakâr, emperyalist, sömürgeci, ırkçı…Biz de…
Sonda söyleyeceğimi başta belirteyim: CHP lideri Özgür Özel’in açıklamasıyla tartışmaya açılan milletvekili ara seçimi mümkün…