Siyaset

ABD-Çin Pazarlığı: Beklentiler Büyük Ama Dağ Fare Doğurabilir

Donald Trump ve Şi Jinping 30 Ekim 2025’te, Trump’ın Güney Asya turunun son etabında, Busan/ G. Kore’de iki saat süren bir ikili görüşme yapmışlardı. (Foto: Beyaz Saray)

ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs’ta Çin’i ziyaret etmesi bekleniyor ancak ne yazık ki bu kritik temas, Türkiye’nin hararetli gündeminde henüz hak ettiği ilgiyi görmüş değil. Oysa Trump’ın Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Xi  Jinping) ile görüşmesi, yalnızca iki liderin diplomatik buluşması değil, bunun da ötesinde küresel ticaretin, enerji güvenliğinin, teknoloji rekabetinin, tedarik zincirlerinin ve orta güçlerin manevra alanının yeniden tartışılacağı bir eşik olabilir. Trump’ın ikinci dönemi ve İran savaşıyla birlikte Washington-Pekin pazarlığı artık klasik ticaret savaşının çok ötesinde.

Peki bu yeni büyük pazarlık AB, İngiltere ve Türkiye için ne anlama gelecek?

AB Çin’den Kopamıyor

AB’nin bu denklemde istediği şey, Çin’le ilişkileri koparmadan Çin’e olan stratejik bağımlılığı azaltmak. Kısacası kısa vadede hayal gibi bir şeyi arzuluyor, ancak uzun vadede belki olabilecek bir şey.

Zira, an itibariyle Brüksel açısından mesele artık yalnızca ticaret açığı ya da ucuz Çin malları değil, otomotivden bataryaya, güneş panellerinden, nadir minerallere ve liman altyapılarına kadar uzanan geniş bir ekonomik güvenlik sorunu. Çin, Avrupa için hem vazgeçilmez bir pazar ve üretim ortağı hem de Avrupa sanayisini zorlayan güçlü bir rakip.

Bu nedenle AB, ABD’nin istediği türden sert bir kopuşu gerçekçi bulmuyor, fakat mevcut bağımlılık ilişkisinin de sürdürülebilir olmadığını görüyor. Zira, AB için Çin aynı zamanda siyasi bir güvensizlik demek.

Avrupa’nın Trump-Şi Endişesi

Esasında, Brüksel’in aradığı şey, bağların kopması (decoupling) değil, risklerin azalması (de-risking), yani Çin’le ticareti sürdürürken, kritik sektörlerde kırılganlığı azaltmak. Ama bu da kısa vadede çok mümkün değil. Bununla beraber, Trump-Şi pazarlığından çıkacak yeni dengenin Avrupa’yı edilgen bir alana dönüştürmesi istenmiyor.

AB, Çin’in devlet destekli üretim kapasitesinin Avrupa sanayisini zayıflatmasını sınırlamak, ama aynı zamanda yeşil dönüşüm ve küresel ticaret açısından Çin’le çalışmaya devam etmek istiyor. Kısacası Avrupa’nın talebi, Çin’i dışlamak değil, Çin’le ilişkiyi daha kurallı, dengeli ve Avrupa’nın sanayi kapasitesini koruyacak bir zemine çekmek. Bu bağlamda, ay ortasında çıkacak mesajları çok önemsiyor.

Londra: Çin Pazarına ABD Güvenliğiyle

Londra’nın bu denklemde istediği şey, Brexit sonrası küresel rol arayışını hem Washington hem Pekin üzerinden yeniden görünür kılmak. Londra iki taraftan da kazanç sağlamayı hedefliyor, ancak bu, AB’nin beklentileri gibi, şu an için kolay görünmüyor. Çin, ticaret, yatırım, finans ve hizmetler açısından hâlâ önemli bir pazar olduğu için Britanya ekonomik ilişkileri koparmak istemiyor. Buna karşılık kritik altyapı, teknoloji, üniversiteler, veri güvenliği ve savunmada Çin’e karşı temkinli davranıyor. İngiliz pozisyonu bu yüzden AB’den daha esnek, fakat güvenlik refleksi daha güçlü bir pragmatizme dayanıyor: Çin’le iş yap, stratejik alanlarda kapıyı açık bırakma.

Bu yaklaşımın diğer ayağı Washington. Kral Charles’ın son Washington ziyareti, Londra’nın Amerikan siyasetindeki yumuşak güç kapasitesinin hâlâ tükenmediğini gösterdi. Ingiltere eski ağırlığında değil, ama monarşi, istihbarat ortaklığı, NATO, finans piyasaları ve İngilizce konuşan dünya sayesinde ABD nezdinde özel erişimini koruyor. Trump-Şi pazarlığına bakışı da bu esasında. Çin’le kontrollü angajman, ABD ile güvenlik bağını zedelememe.

Türkiye Vazgeçilmez Olmak İstiyor

Türkiye’nin bu denklemde istediği şey, ABD-Çin rekabetinin açtığı boşluklarda kendisini daha vazgeçilmez bir orta güç olarak konumlandırmak. Ankara’nın ilk beklentisi, Washington’la güvenlik bağlarını koparmadan Pekin’le ekonomik fırsatları kaçırmamak. NATO üyeliği, Avrupa pazarına yakınlığı, Körfez’le gelişen ilişkileri ve Kuşak-Yol güzergâhındaki yeri Türkiye’ye önemli bir manevra alanı sağlıyor. Kısa vadede bu oldukça mümkün bir strateji.

Her tarafla konuşabilen, ama hiçbirine tamamen yaslanmayan esnek bir diplomasi. Türkiye sadece bu konuda değil, birçok konuda kendisini bu şekilde bir manevra kabiliyetine sahip olarak tanımlıyor.

Ankara’nın ikinci beklentisi, küresel tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanmadan pay almak. Çin’e bağımlılığı azaltmak isteyen AB ve Britanya için Türkiye yakın üretim, lojistik, enerji geçişleri ve bağlantısallık açısından cazip bir merkez olabilir. Avrupa, Asya, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz hatlarının kesişiminde yer alması Türkiye’nin en büyük avantajı. Savunma sanayii de bu tabloya eklenince Ankara, yalnızca coğrafi bir köprü değil, stratejik bir üretim ve güvenlik aktörü olarak görünmek istiyor.

Dağ Fare Doğurabilir

Fakat bu stratejinin ciddi sınırları bulunuyor. ABD-Çin gerilimi sertleştikçe teknoloji, finans, yaptırımlar, enerji maliyetleri ve ticaret standartları üzerinden Ankara üzerindeki baskı artabilir. Türkiye’nin aynı anda hem Batı güvenlik mimarisinin parçası kalması hem de Çin’le ekonomik angajmanı derinleştirmesi her zaman sorunsuz ilerlemeyebilir. Bu nedenle asıl mesele köprü olmak değil, jeopolitik avantajı güvenilir, öngörülebilir ve uzun vadeli bir stratejik değere dönüştürmektir.

Ankara kurumsal tutarlılık ve uzun vadeli politik akıl gerektiren kapasiteye sahip; önemli olan bunun nasıl kullanılacağı.

Trump’ın Çin ziyareti aslında tüm dünya başkentlerinde yakından izlenecek. Çünkü Pekin’deki pazarlık savaşların seyrinden enerji fiyatlarına, tedarik zincirlerinden teknoloji rekabetine kadar birçok dosyaya dokunabilir.

Ancak şunu da not etmek lazım. Büyük liderler büyük masalara oturabilir, büyük cümleler kurabilir, fakat belirsizlikler çağında dağ bazen fare doğurabilir.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Özel’in Yıldızı Yükselişte: Butlan Ne Kılıçdaroğlu Ne Erdoğan’a Yarar

Bunu Özgür Özel’in önüne CHP’den ihraç ve milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasından hapse atılmasına dek artık hepsi…

1 gün ago

Türk Siyasetinin Kara Günü: Serbest Siyasete Darbe

Türkiye’de siyaset daha önce de kara günler yaşadı. Ülkeyi yöneten halife sultanın işgalci ordularla işbirliğine…

1 gün ago

Bu da oldu: Kılıçdaroğlu istedi, polis zorla CHP Genel merkezine girdi

Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve yönetiminin Genel Merkez binasından…

2 gün ago

CHP’de İlk Kılıçdaroğlu-Özel Çatışması 2 Haziran’da

İstinaf mahkemesinin “Mutlak Butlan” kararı ile CHP Genel Başkanlığına tedbiren atanan Kemal Kılıçdaroğlu ile milletvekillerinin…

3 gün ago

Toplum Güçlü Ama Adil Bir Devlet İstiyor: Anket Bunu Gösteriyor

Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları yeniden gündeme gelirken asıl soru yalnızca metnin nasıl yazılacağı değil, toplumun…

3 gün ago

Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na Özel’le Anlaş, Başa Geçme Dedi: Neler Oluyor?

İstinaf Mahkemesinin görülmedik şekilde CHP’de seçimle işbaşına gelmiş Özgür Özel yönetimini düşürüp Kemal Kılıçdaroğlu’nu geri…

4 gün ago