Categories: Siyaset

CHP’deki krizin asıl sorusu: Yetki geri alınabilir ama ya rıza?

CHP’deki krizin asıl sorusu meşruiyet sorunudur: Yetki mahkeme kararıyla da alınabilir. Peki ya seçmen rızası?

CHP’deki son gelişmeler yalnızca bir parti içi liderlik mücadelesi olarak okunursa, meselenin özü kaçırılır. Tartışmanın merkezinde artık Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ya da kurultay sürecine ilişkin hukuki iddialar değil, çok daha temel bir soru bulunuyor:
Bir siyasi partide nihai meşruiyetin kaynağı nedir?
Mahkeme kararları mı?
Yoksa üyelerin, delegelerin, örgütlerin ve seçmenlerin rızası mı?
CHP içinde iki farklı meşruiyet anlayışı karşı karşıya. Bir tarafta kurultayın geçerliliğini tartışmaya açan hukuki süreçler vardı. Diğer tarafta ise parti örgütünün, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve tabanın ezici çoğunluğunun Özgür Özel yönetimine verdiği güçlü destek bulunuyordu.
Bu nedenle bugün sorulması gereken asıl soru, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hukuken yeniden genel başkan olup olamayacağı değildir.
Asıl soru şudur: Kılıçdaroğlu siyasi meşruiyetini yeniden kazanabilir mi?
Benim kanaatim, bunun oldukça zor, hatta büyük ölçüde imkânsız olduğudur.
Çünkü demokratik siyasette meşruiyetin temel kaynağı makam değil, rızadır. Bugün görünen tabloysa, CHP tabanında bu rızanın büyük ölçüde ortadan kalkmış olmasıdır.

Başarısızlıkla gelen meşruiyet sorunu

Siyasette meşruiyet yalnızca niyetlerden değil, sonuçlardan da beslenir.
Kılıçdaroğlu’nun karşı karşıya olduğu ilk sorun budur.
Yaklaşık on üç seçim boyunca partiyi yöneten bir lider olarak seçim kazanma konusunda ikna edici bir başarı hikayesi oluşturamadı. Buna karşılık CHP, onun genel başkanlığı bıraktığı dönemde tarihinin son yıllardaki en güçlü siyasi ivmesini yakalayarak Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükseldi.
Bu durum birçok CHP seçmeni açısından son derece net bir karşılaştırma ortaya çıkarıyor.
Bir tarafta seçim kayıplarıyla özdeşleşen bir dönem, diğer tarafta ise yönetim değişikliğinden sonra gelen yükseliş.
Bugün parti tabanının önemli bir bölümü Kılıçdaroğlu’nun dönüşünü geleceğe yönelik bir hamle olarak değil, başarısız olduğu düşünülen bir döneme geri dönüş olarak değerlendiriyor.
Bu şartlar altında siyasi meşruiyet üretmek son derece güçleşiyor.

Parti tabanına kulak vermek

Bir siyasi liderin meşruiyetini aşındıran en önemli gelişmelerden biri, kendi tabanının verdiği mesajlarla arasındaki bağın kopmasıdır.
Son dönemde Kılıçdaroğlu ve yakın çevresinden gelen açıklamalar incelendiğinde dikkat çeken nokta, parti örgütlerinden, belediye başkanlarından, milletvekillerinden ve seçmenlerden yükselen itirazların dikkate alınmıyor gibi görünmesidir.
Daha da önemlisi, kullanılan dil uzlaşma arayan değil, hesaplaşma arayan bir görüntü vermektedir.
Oysa demokratik liderlikte asıl mesele makamı elde etmek değil, temsil ettiği kitlenin güvenini korumaktır.
Bugün CHP tabanının önemli bir bölümü çok basit bir soru soruyor: Partinin büyük çoğunluğu bu dönüşü istemiyorsa neden bu kadar ısrar ediliyor?
Bu soruya ikna edici bir cevap verilmediği sürece meşruiyet sorunu derinleşmeye devam edecektir.

CHP’nin kontrolü mü, iktidar hedefi mi?

Siyasi partiler seçim kazanmak ve ülkeyi yönetmek için vardır.
Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine bakıldığında, CHP’nin Türkiye’yi nasıl yöneteceğinden çok CHP’nin kimin tarafından yönetileceği konuşuluyor.
Kılıçdaroğlu ve yakın çevresinin ortaya koyduğu siyasi enerji yeni bir program, yeni bir vizyon ya da yeni bir seçim stratejisi etrafında şekillenmiyor.
Ortada iktidara yürüyen bir siyasi hareket görüntüsünden çok siyasi hırs ve intikam duygusuyla parti içi kontrol mücadelesi görüntüsü bulunuyor.
Bu da kaçınılmaz olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Amaç CHP’nin iktidara gelmesi mi, yoksa CHP’nin yönetimini ele geçirmek mi?

Muhalefetin iktidar umudunu zayıflatmak

Belki de en kritik mesele budur. Bugün CHP’nin karşısındaki temel siyasi rakip AK Parti iktidarıdır.
Ancak yaşanan süreç birçok seçmenin gözünde muhalefetin enerjisini tüketen, dikkatini dağıtan ve seçim kazanma kapasitesini zayıflatan bir iç mücadeleye dönüşmüş durumda.
Çünkü ortada cevaplanması gereken çok basit bir soru var: CHP’nin bölünmesinden siyasi olarak kim fayda sağlayacak?
Bu soruya verilen en yaygın cevap AK Parti oluyor.
Buna rağmen Kılıçdaroğlu ve çevresinden gelen açıklamalarda bu riskin yeterince dikkate alındığını gösteren güçlü bir yaklaşım görmek zor.
– Parti bölünürse ne olacak?
– Muhalefetin ortak hareket kapasitesi zayıflarsa ne olacak?
– Seçmen motivasyonu düşerse ne olacak?
Kılıçdaroğlu’nun cevapları henüz ortada yok.
Bu nedenle birçok CHP seçmeni yaşananları yalnızca bir liderlik mücadelesi olarak değil, muhalefetin iktidar alternatifi olma kapasitesini zayıflatan bir süreç olarak görüyor.
Siyasi meşruiyetin aşınması da tam bu noktada başlıyor.

Demokratik siyasetin son hakemi kimdir?

Siyaset bilimi literatürü bu konuda oldukça nettir.
Max Weber’den Robert Dahl’a kadar uzanan geniş bir düşünsel çizgide ortak kabul şudur: Güç sahibi olmak ile meşru olmak aynı şey değildir.
Bir lider hukuken yetkili olabilir.
Ancak takipçileri artık onu kendi iradelerinin temsilcisi olarak görmüyorsa, siyasi meşruiyetini kaybetmiş demektir.
Demokratik partilerde nihai hakem mahkemeler değil, parti üyeleri, delegeler, örgütler ve seçmenlerdir.
Bu nedenle CHP krizinin merkezindeki soru aslında oldukça basittir:
Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan olabilir mi?
Belki.
Ancak siyasi meşruiyetini yeniden kazanabilir mi?
Bugünkü tabloya bakıldığında, asıl zor görünen budur.
Çünkü yetki mahkeme kararıyla geri alınabilir.
Ancak rıza mahkeme kararıyla geri verilemez.

Alpaslan Özerdem

Prof. Dr. George Mason Üniversitesi, Barış ve Çatışma Çözümleri Carter Okulu Dekanı

Recent Posts

Halk TV’ye polis baskını, yayın durduruldu, kayyım atandı. Nereye kadar?

Halk TV'ye polis baskını: el kondu, yayın durduruldu, kayyım atandı. Gerekçe sahibi Cafer Mahiroğlu'na mali…

22 saat ago

Türkiye, AB’nin Kararsızlığıyla Büyüyen Açmazları Nasıl Aşabilir?

Türkiye-AB ilişkilerine engel olan önemli siyasi konular 2016 anlaşmasından geri kalan 6 maddeyle ilgili.

2 gün ago

Devasa Fon Dolandırıcılığının Temelindeki Yapısal Sorunlar

Kamu görevlilerinin görev suçlarında, “amirin yargıya soruşturma izni” vermesi kurumu stratejik görevler için istisna kaldırılmalıdır.…

3 gün ago

AB Türkiye’yi Dışarda Tutarken Kendi Geleceğini mi Sınırlıyor?

AB Türkiye’yi içeri almak istemeyebilir. Türkiye de bütün stratejik geleceğini bu karara bağlamak zorunda değil.

3 gün ago

Sigara yasağı sıkı uygulansın denince hangi lobiler ayağa kalkıyor?

Sağlık Bakanının sigara yasağının daha sıkı uygulanması için sunacağı yasa teklifine Cumhurbaşkanlığı bünyesinden gelen tepki…

4 gün ago

Mekke Paktı’nın kendisi mi basın açıklaması mı Meclis’e getirilecek?

Mekke Paktı, önemli, stratejik bir girişim ve TBMM’nin de Türk halkının da bunu ayrıntılarıyla bilme…

6 gün ago