Siyaset

Terörsüz Türkiye Sürecinin Dış Politikaya Olası Yansımaları

Terörsüz Türkiye sürecinin başarıya ulaşması ilişkilerin ticaret, enerji, ulaştırma ve bölgesel bağlantısallık ekseninde daha hızlı çeşitlenmesini sağlayabilir. Bunun en somut örneği, Irak, Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yer aldığı ve Basra Körfezi’ni Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu projesi. (Görsel: Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Terörsüz Türkiye süreci, 10 Ağustos’ta Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesiyle yeni bir aşamaya geçti. Yaklaşık kırk yıldır Türkiye’nin güvenlik politikalarının merkezinde yer alan PKK meselesindeki olası dönüşümün etkileri ise yalnızca iç siyasetle sınırlı değil.

Irak ve Suriye’den ABD ve Avrupa ile güvenlik ilişkilerine kadar geniş bir alanda dış politikayı şekillendiren bu meselenin çözüm yönünde ilerlemesi, Ankara’nın askerî ve diplomatik kaynaklarını daha farklı önceliklere yöneltmesine ve dış politikadaki hareket alanını genişletmesine imkân verebilir.

Yeni enerji ve ulaştırma koridorları

Bu dönüşümün ilk görülebileceği alan Irak olabilir. Ankara-Bağdat ilişkilerinde son yıllarda güvenlik işbirliği ve PKK meselesi merkezi bir yer tutarken, Terörsüz Türkiye sürecinin başarıya ulaşması ilişkilerin ticaret, enerji, ulaştırma ve bölgesel bağlantısallık ekseninde daha hızlı çeşitlenmesini sağlayabilir.

Bunun en somut örneği, Irak, Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yer aldığı ve Basra Körfezi’ni Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu projesi. Böylece Türkiye, yalnızca Irak’ın kuzeyindeki güvenlik denkleminde etkili bir aktör değil, Körfez ile Avrupa arasındaki ticaret ve lojistik ağlarının temel geçiş ülkelerinden biri olmayı amaçlıyor.

Enerji de bu dönüşümün önemli bir parçası. Kerkük-Ceyhan hattı ve Irak petrolünün Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşınması yeniden önem kazanırken, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz çevresindeki krizler alternatif enerji ve ticaret güzergâhlarının stratejik değerini artırıyor. Irak’taki güvenlik yükünün azalması, Ankara’nın bu jeoekonomik gündeme daha fazla diplomatik ve siyasi kapasite ayırmasını mümkün kılabilir.

Irak, Suriye, Suudi Arabistan

Benzer bir değişim Suriye’de de yaşanabilir. Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri arasında 2026 başında varılan entegrasyon anlaşması Ankara tarafından yakından takip ediliyor. Türkiye’deki silahsızlanma süreciyle Suriye’de merkezi otoritenin güçlenmesinin birlikte ilerlemesi halinde, Ankara’nın Suriye politikasında güvenliğin yanında yeniden yapılanma, ticaret ve bölgesel bağlantısallık daha fazla ağırlık kazanabilir. Elbette İsrail’in bu süreçte negatif bir rol oynama ihtimali bulunuyor; ancak bunun ne ölçüde etkili olacağını zaman gösterecek.

Dahası hedeflenilen sürecin başarıya ulaşması Ankara’nın bölgesel coğrafyayı yalnızca güvenlik koridorları üzerinden değil, ulaştırma ve ticaret hatları üzerinden yeniden düşünmesine sebebiyet verebilir. Misal Hicaz Demiryolu güzergâhının yeniden canlandırılmasına yönelik projeleri de daha anlamlı hale getirebilir. Irak, Suriye ve Türkiye üzerinden Körfez’i Akdeniz’e ve Avrupa’ya bağlayabilecek karayolu, demiryolu ve enerji hatlarının güçlenmesi, Ankara’nın bölgesel etkisini askeri kapasitenin ötesine taşıyarak Türkiye’yi Ortadoğu’nun temel bağlantı ve transit merkezlerinden biri haline getirebilir. Bu da dolaylı yoldan Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkilerine değer katabilir.

NATO ve Ortadoğu

Diğer önemli bir sonuç Türkiye’nin sahip olduğu askerî ve diplomatik kapasitenin kullanımında ortaya çıkabilir. Ankara yaklaşık kırk yıldır sınırları içinde ve dışında PKK ile mücadeleye ciddi askerî, istihbari, ekonomik ve diplomatik kaynak ayırdı. Bu yükün kalıcı biçimde azalması halinde aynı kapasitenin başka bölgesel alanlara yönelmesi mümkün olabilir. Bu da Türkiye’nin aktif bir orta-güç olma hedefine katkı sağlar.

Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği stratejik özerklik arayışıyla da örtüşüyor. Ankara NATO üyeliğini temel güvenlik sütunlarından biri olarak korurken, Karadeniz’den Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Körfez’e kadar farklı bölgelerde kendi diplomatik ve güvenlik ağlarını genişletmeye çalışıyor.

Dolayısıyla çatışmanın sona ermesi Türkiye’nin yalnızca kendi sınır güvenliğini yönetmeye yoğunlaşan bir aktörden, çevresindeki güvenlik düzenlemelerine daha fazla kapasite ayırabilen bir ülkeye dönüşmesini hızlandırabilir.

Mekke Anlaşması ve yeni güvenlik ağları

Bu ihtimal, 7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması nedeniyle daha da dikkat çekici hale geliyor. Anlaşma, Ankara’nın NATO üyeliğini sürdürürken aynı zamanda tamamlayıcı bölgesel güvenlik mekanizmalarında daha etkin rol almak istediğinin önemli göstergelerinden biri. Terörsüz Türkiye sürecinin başarıya ulaşması halinde bu tür girişimlerin önemi daha da artabilir. Türkiye, uzun yıllardır kendi sınırları ve yakın çevresindeki terör tehdidine ayırdığı kapasitenin bir bölümünü farklı iş birliği fırsatlarına ayırabilir. Elbette burada Türkiye’nin çok ciddi kâr-zarar hesabı yapması gerekli.

Bu bağlamda, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve siyasi ağırlığı, Pakistan’ın askerî kapasitesi ve Türkiye’nin NATO tecrübesi, savunma sanayii ve operasyonel kabiliyeti birlikte düşünüldüğünde Mekke Anlaşması, değişen bölgesel güvenlik mimarisinin dikkatle izlenmesi gereken unsurlarından biri olabilir. Kuşkusuz bölgenin diğer aktörlerinin yapabileceği karşı hamleler de hesaplanmalı.

Yeni bir dış politika için fırsat

Bütün bu nedenlerle, Terörsüz Türkiye’nin dış politikadaki asıl etkisi yalnızca Türkiye’nin daha güçlü hale gelmesi olmayabilir. Daha önemli olan, Ankara’nın uzun yıllardır yönetmek zorunda kaldığı bir güvenlik probleminin dış politika üzerindeki ağırlığının azalmasıdır. Irak ve Suriye’de güvenlik baskısının gerilemesi, Körfez ile Avrupa arasındaki enerji ve ticaret bağlantılarının güçlenmesi ve Mekke Anlaşması gibi yeni güvenlik ağlarının gelişmesi aynı dönüşümün farklı parçaları haline gelebilir.

Süreç başarıya ulaşırsa Türkiye’nin önündeki fırsat tam da burada ortaya çıkacak. Ankara, enerjisini kendi sınırları içindeki ve çevresindeki bir çatışmayı yönetmeye harcayan bir ülkeden, ticaret yollarını, enerji koridorlarını ve bölgesel güvenlik düzenlemelerini şekillendirmeye daha fazla kapasite ayırabilen bir aktöre dönüşebilir.

Böyle bir değişim gerçekleşirse Terörsüz Türkiye, yalnızca kırk yıllık bir güvenlik yükünün sona ermesi anlamına gelmez. Türkiye’nin yakın çevresindeki krizler tarafından şekillendirilen bir dış politikadan, yakın çevresinin ekonomik ve güvenlik mimarisini daha fazla şekillendiren bir dış politikaya geçişinin başlangıç noktalarından biri olabilir.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Geri Dönüşüm Atığı İthalatının Çevresel Etkilerinden Korunmak Mümkün mü?

Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı…

8 dakika ago

Petrolün Yeni Süper Gücü Yeni Stratejisiyle Çin mi Oluyor?

Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan…

21 saat ago

Terörsüz Türkiye’nin Siyasi Faturası Neden Özgür Özel’e Kesiliyor?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Terörsüz Türkiye sürecinin çerçeve yasası kabul edildi. Fakat oylamanın öncesinde ve…

24 saat ago

Terörsüz Türkiye oylaması Anayasayı Mecliste değiştirme ihtimali doğurdu

Terörsüz Türkiye projesinin yol haritası sayılan çerçeve yasanın TBMM’de 467 oy gibi, açık bir farkla…

1 gün ago

Anayasa, Hukuk ve Demokrasi Öcalan’a ve DEM Parti’ye emanet mi?

Türkiye’nin en önemli sorunu hakkında düzenlenen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Türkiye…

2 gün ago

Meclis Terörsüz Türkiye yol haritası yasasını açık farkla kabul etti

Terörsüz Türkiye sürecinin uygulanması için yol haritası niteliğindeki kilit belge olan çerçeve yasa TBMM Genel…

2 gün ago