TBMM Terörsüz Türkiye Komisyonu’nda milletvekilleri sadece PKK’nın silahsızlanması için değil, demokratikleşme adımları için de oy kullandılar. MetroPOLL anketine göre halkın çoğunluğu sürecin demokratikleşme ayağının eksik kaldığı kanısında. (Foto: TBMM Basın Bürosu)
“Terörsüz Türkiye” sürecinde bugüne kadar en fazla konuşulan konu doğal olarak PKK’nın silah bırakması oldu. Ne zaman silah bırakılacak? Kaç silah teslim edilecek? Sürecin tamamlandığına kim karar verecek? Örgüt gerçekten tasfiye olacak mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 19 Eylül’de sürecin bir “devlet projesi” olarak yürütüldüğünü ve artık “son düzlüğün” de geçileceğini söylemesi, bu soruları daha da önemli hale getiriyor. Erdoğan aynı konuşmada şehitlerin ve gazilerin hassasiyetlerini rencide edecek hiçbir girişime izin verilmeyeceğini de özellikle vurguladı.
Eğer gerçekten güvenlik boyutunda son düzlüğe giriliyorsa, şimdi başka bir soruyu sormanın zamanı: Türkiye demokratikleşme konusunda hangi düzlükte? Çünkü MetroPOLL’ün Ağustos araştırması, kamuoyunun sürece yalnızca güvenlik penceresinden bakmadığını gösteren önemli bir sonuç ortaya koyuyor.
Katılımcıların yüzde 61,8’i Terörsüz Türkiye yasasında demokratikleşmeye ilişkin bir düzenleme bulunmamasını onaylamıyor. Bu oran CHP seçmeninde yüzde 83,3, İYİ Parti seçmeninde yüzde 81,6 ve DEM Parti seçmeninde yüzde 55,1. Daha da ilginci, AK Parti seçmeninin yüzde 43,8’i de demokratikleşmenin yasada yer almamasından rahatsız. Bu sonuç üzerinde ciddi biçimde düşünülmeyi hak ediyor.
Yeşil: Onaylıyorum. Sarı: Onaylamıyorum. Gri: Fikrim yok. (Kaynak MetroPOLL)
Araştırmanın diğer sonuçlarını yüzde 61,8’lik demokratikleşme beklentisinin yanına koyduğumuzda, ortaya oldukça ilginç bir tablo çıkıyor. Aynı kamuoyunun yüzde 74,9’u PKK mensuplarının cezalarının ertelenmesine karşı çıkıyor. Eski ve mevcut örgüt mensuplarının siyasi hayata katılmasına karşı çıkanların oranı da yüzde 77,2.
Yani ortada “PKK’ya daha fazla taviz verilsin” diyen bir kamuoyu yok. Tam tersine, silahsızlanma ve PKK mensuplarına uygulanacak düzenlemeler konusunda oldukça ihtiyatlı, hatta sert bir toplum var. Ama aynı toplum demokratikleşmeyi de istiyor.
Üstelik PKK’nın silahsızlanmasının kalıcı barışa dönüşmesi için neyin en önemli olduğu sorulduğunda, en yüksek oran yüzde 31,6 ile Türkler ve Kürtler arasındaki toplumsal güvenin güçlendirilmesine gidiyor. Şehit aileleri ve gazilerin sürece dahil edilmesini en önemli görenlerin oranı da yüzde 24,9.
MetroPOLL anketinde PKK’lıların siyasete katılımı sorusuna verilen yanıtlar.
Bence araştırmanın en önemli mesajlarından biri burada. Toplumun beklentisi tek boyutlu değil: Silah bırakma olsun, adalet duygusu korunsun, mağdurlar unutulmasın; ama aynı zamanda demokrasi ve birlikte yaşamanın zemini de güçlendirilsin.
Tam da bu nedenle son günlerde yeniden gündeme gelen Öcalan’ın statüsü ve örgüt yöneticilerinin geleceği tartışmasını demokratikleşmeden ayırmak gerekiyor.
Cemil Bayık, 4 Eylül’de mevcut çerçeve yasayı yetersiz bulduğunu, Abdullah Öcalan ile örgütün yönetici kadrosunun durumunun netleşmesi gerektiğini söyledi. Bayık ayrıca silahsızlanma ile demokratik adımlar arasında doğrudan ilişki kurdu.
13 Eylül’de Öcalan’la görüşen DEM Parti İmralı Heyeti’nin aktardığı açıklamada da Öcalan, amacını “barış ve siyasallaşmanın gerçekleştirilmesi” olarak tanımladı ve barış iradesinin hukuki ve siyasi düzenlemelerle güvence altına alınmasını istedi.
Bunlar sürecin taraflarının talepleridir ve elbette tartışılacaktır. Fakat tam burada kavramları birbirinden ayırmak gerekiyor. Öcalan’ın hukuki statüsü başka, PKK yöneticilerinin geleceği başka bir meseledir. Türkiye’nin demokratikleşmesi ise bambaşka bir meseledir.
Demokratikleşmeyi bunlardan herhangi birinin karşılığı haline getirdiğimiz anda vatandaşların haklarını yeniden silahlı bir örgütle yapılan pazarlığın konusu haline getiririz. Oysa Türkiye’nin demokratikleşme sorunu Kürt meselesinden çok daha geniş ve derin.
Hukukun üstünlüğünden yargının bağımsızlığına, ifade ve basın özgürlüğünden siyasi katılıma, seçilmişlerin demokratik meşruiyetinden devlet kurumlarına duyulan güvene kadar uzanan büyük bir sorun alanından söz ediyoruz. Yerel yönetimler, kültürel haklar ve eşit vatandaşlık bunun önemli parçalarıdır; ama demokratikleşme bunlardan ibaret değildir.
Bunlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklarıdır. Dolayısıyla demokratikleşmenin muhatabı Kandil değil, Türkiye’dir.
Demokratikleşme yalnızca sürecin sonunda çıkarılacak reformlarla ilgili değil. Barış sürecinin kendisinin de demokratik olması gerekiyor.
MetroPOLL’e göre toplumun yüzde 64,3’ü sürecin şeffaf yürütülmediğini düşünüyor. DEM Parti seçmenleri arasında bile şeffaf olduğunu düşünenlerin oranı yalnızca yüzde 22,6.
Bu şeffaflık sorunu siyasi şüpheyi de besliyor. Katılımcıların yalnızca yüzde 13,5’i sürecin gerçek amacının PKK sorununu çözmek olduğunu düşünürken, yüzde 55’i seçimlerle ilgili anayasa değişiklikleri için DEM Parti’nin desteğini almak olduğu görüşünde.
MetroPOLL anketinde Terörsüz Türkiye sürecinin şeffaflıkla yürütülüp yürütülmediği sorusuna verilen yanıtlar.
Bu, hükümetin gerçek niyetini değil, toplumun niyet algısını gösteriyor. Ama barış süreçlerinde algı da önemlidir. İnsanlar sürecin neden yürütüldüğüne güvenmiyorsa, atılan her adımı başka bir siyasi hesabın parçası olarak görmeye başlar.
Türkiye’nin güvenlik ile demokrasi arasında seçim yapması gerekmiyor. PKK silah bırakmalı çünkü demokratik bir ülkede silahlı siyasetin yeri yoktur. Terörsüz Türkiye sürecinin toplumun genelindeki algısı bu yönde.
MetroPOLL araştırmasının söylediği de bence tam olarak bu. Türkiye PKK’nın gerçekten silahsızlanmasını istiyor; örgütün yeniden ortaya çıkmasından endişe ediyor; örgüt mensuplarına yönelik bazı düzenlemelere güçlü biçimde karşı çıkıyor. Ama aynı zamanda demokratikleşmenin eksikliğini de görüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan sürecin “son düzlüğe” geldiğini söylüyor. Umarım öyledir. Fakat silahsızlanmanın son düzlüğü ile barışın son düzlüğü aynı şey değildir ve o demokratikleşme olmadan olmaz.
Berlin eyalet meclisi seçimini, eyalet başbakanı adayı olarak Türk kökenli Elif Eralp'i gösteren Die Linke…
Cumhurbaşkanı danışmanı Uçum'un yeni Anayasa tasarımı üzerine yazdıklarında hem MHP'yi hem de DEM'i rahatlatmaya yönelik…
Yunanistan, İsrail, AB ve ABD desteğine dayanarak Türkiye'nin ekonomik sıkıntılarını stratejik atalet sanma hatasına düşmemeli.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Trump ile görüşmesi öncesinde Ankara İran'a yönelik iki ekonomik yaptırım kararı…
Ukrayna savaşının çok yönlü riskleri nedeniyle artan Rusya korkusu Avrupa güvenlik dengelerini de hızla değiştiriyor.
Aydoğan Özcan gerçek bir mucit. Kamu sağlığını ucuz, basit ve herkesin erişebileceği hale getirmek amacında…