Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, AK Parti’nin Ankara’daki 25’inci yıl kutlamasında partilileri selamlarken. Erdoğan AK Parti’nin 24 yılı iktidarda geçen 25 yılını “Yapamaz dediler, yaptık!” sözleriyle özetledi.(Foto: Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kurucusu ve lideri olduğu AK Parti’nin 24 yılı iktidarda geçen 25 yılını böyle özetledi: Yapamaz dediler, yaptık!
Dün, 14 Ağustos’ta Ankara’da Millet Bahçesi’ni dolduran on binlerce kişiye (TRT yaklaşık 100 bin diye verdi) hitap eden Erdoğan, çeyrek asra yaklaşan iktidarındaki en büyük eserinin ise “yeni bir gençliğin yetişeceği iklimi inşa etmek” olduğunu söyledi. Erdoğan bunu “Dil bilen, dünyayı iyi okuyan, Türkiye’yi tanıyan, ecdadını, tarihini, mirasını idrak eden, imanlı, vatansever, en önemlisi de özgüveni yüksek bir gençlik” olarak tanımladı.
Erdoğan, AK Parti iktidarındaki eğitim, sağlık, ulaştırma gibi alanlarda yapılan yatırımlara dikkat çektiği konuşmasında ismini anmadan Terörsüz Türkiye sürecine de değinen Erdoğan, yine ismini anmadan PKK’nın 1984’te başladığı yaygın terör dönemini kapatmakta olduklarını söyledi.
“Kardeşliği korursak bu ülkeye hiç kimse kem gözle bakamaz” diyen Erdoğan, “Bizi var eden, bizi bin yıldır dimdik ayakta tutan, bu coğrafyaya hâkim kılan Müslümanlıktan gelen kardeşliğimizdir. Bu topraklarda ezan sesi susarsa, Kur’an’ın sesi kısılırsa, Allah muhafaza, Müslümanlık zayıflarsa, biliniz ki kardeşliğimiz zayıflamıştır. Kardeşliğimiz zayıfladığında ülkemiz de zayıflamıştır,” diye devam etti.
Erdoğan, “Allah ömür verdikçe” daha nice yıllar “Türkiye’nin hizmetinde olacağını” da vurguladı ki bu da ileriye dönük bakışını özetliyordu.
Aslında bu noktalar, öncesinde AK Partililer tarafından “tarihi” olacağı söylenen ama AK Parti TBMM Grup konuşmalarından fazla farkı bulunmayan konuşmasının öne çıkan bölümlerini oluşturdu.
Ancak bu durum Erdoğan yönetimindeki AK Parti’nin Türkiye’de bugüne dek görülen en uzun iktidar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ne de dünyada seçimle gelip kesintisiz çeyrek asra yakın iktidarda kalan nadir yönetimlerden biri olduğu gerçeğini.
AK Parti’nin 25 yıl önce kuruluşunu ilan ettiği Ankara Bilkent Otel’in konferans salonundaki görüntüyü hatırlamamak mümkün değildi. Biz Ankara gazetecileri, Necmettin Erbakan’ın Millî Görüş hareketinden, Refah ve Fazilet Partileri’nden tanıdığı Abdullah Gül gibi, Bülent Arınç gibi, Abdüllatif Şener gibi bazı isimler dışında kurucuların çoğunu tanımıyorduk. En çok ilgiyi çekenlerden arasında AK Parti’nin 3 Kasım 2002 seçimlerini kazandıktan sonra, uzun yıllar ekonomi politikasının yönetimini üstlenecek olan genç ve güleç çehresiyle, şimdi DEVA Partisi’nin başındaki Ali Babacan olmuştu.
Köprülerin altından çok sular aktı.
Erdoğan dün, bir zamanlar karşısında olduğu milletvekili transferlerinden üç örneği AK Parti’nin 25’inci yılında övünç kaynağı yaptı.
Bugün AK Parti’nin kurucu kadrolarının çoğu Erdoğan’ın yanında ve yönetim kademelerinde değil.
Bu duruma bir günde gelinmedi.
Önceleri başkanlık sistemini Türkiye için uygun görmeyen Erdoğan, 2007’de askerlerin Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına, eşi örtülü diye karşı çıkması ilk aşamaydı. Erdoğan e-muhtıra diye bilinen bu girişimi püskürtmeyi bildi, ama hükümet olup iktidar olamamayı cidden sorgulamaya başladı. O aşamada 1980’lerden beri devlet kademelerinde, özellikle poliste ve yargıda yükselmeye başlamış Fethullah Gülen örgütlenmesi işine yaradı. Ergenekon serisi davalarla bürokrasi, yargı, üniversite, polis ve asker içindeki “eski Türkiye” unsurlarının tasfiyesine başlandı. Bu işbirliği, AK Parti’nin kapatılması için 2008’de açılan davanın boşa çıkmasında da pay sahibi oldu ama Erdoğan’ı da başkanlık sistemine ikna etti.
Ama Fethullahçı polis ve yargı mensupları, tam da PKK ile diyalog sürecinin başladığı 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın tutuklanmasını isteyince o işbirliği de çatlamaya başladı. Erdoğan 2013 Gezi protestolarını emperyalist güçlerin harekete geçirdiği Fethullahçılardan bildi. 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarının ardından artık onlar terör örgütü sayıldı ve 2014’ten itibaren FETÖ diye anılmaya başladı.
O yıl Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma sürecinde AK Parti içinde yaşananlar ciddi bir dönüşümdü. Erdoğan, Gül partiye dönmesin diye, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu yerine genel başkan olarak bıraktı. (Daha sonra, 2016’da Davutoğlu’nun tasfiye operasyonu ise Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım üzerinden yürütülecekti.)
Bu aynı zamanda artık AK Parti’de davaya değil lidere bağlılık döneminin de başlangıcıydı.
O zamana dek her zaman tek hedefe kilitlenip galip çıkan Erdoğan, ilk kez iki hedefi (PKK ve başkanlık) eşzamanlı gerçekleştirmeye niyetlendiği 2015 Haziran seçimlerinde, Meclis çoğunluğunu yitirdi. O zamana dek amansız muhalifi MHP lideri ilk kez o zaman imdadına yetişti. PKK ile diyalog sona erdi, kanlı hendek çatışması dönemi yaşandı, Kasım 2015’te yeniden Meclis çoğunluğu sağlandı ama güvenoyuyla düşürülme endişesi, başkanlık sistemi fikrini pekiştirdi.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi sadece devlette ve ekonomide kökten bir tasfiye demek değildi. Aynı zamanda AK Parti’nin dava yerine lider partisine dönüşümünü tamamladı ve Erdoğan ve Bahçeli’yi müttefik haline getirdi.
Erdoğan-Bahçeli ittifakıyla Türkiye 2017’de zaten delik deşik olmuş parlamenter sistemden alelacele hazırlanmış başkanlık sistemine geçti.
AK Parti’nin sadece hükümet değil, iktidar olmasındaki dönüm noktası işte bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile bütün yürütme yetkilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’da toplanması, aynı zamanda yasama ve yargı üzerindeki etkisinin artmasıyla oldu.
Burada özellikle muhalif kesimden gelen ve Erdoğan’ın bu kadar yıldır iktidarda kalmasını muhalefet partilerinin beceriksizliğine, dağınıklığına bağlayan söyleme değinmek gerekiyor.
Bu elbette bir etkendir. Kronik hâle gelen ekonomik krize rağmen 2023 seçimlerini kazanmasında muhalefet ittifakının son aşamada dağılması pay sahibi oldu. 2024 yerel seçimlerinde neredeyse yarım asırdır en yüksek oy oranına ulaşmış CHP’nin soruşturma sağanağının yanı sıra, iç çekişme ürünü olan mutlak butlan kararıyla bölünmesi, Yeni Parti’nin ortaya çıkması, AK Parti’nin toparlanmasına vesile oluşunu ise izlemekteyiz.
Öte yandan, bütün yolsuzluk, kayırmacılık iddiaları bir yana, Erdoğan’ın “hizmet politikasının” etkisini yadsımak da mümkün değil. Enflasyon yükü artıran ulaştırma ihalelerinden savunma sanayindeki atılımlara dek seçmen karşısında somut sonuç görünce, diğer sorgulamaları bir yana bırakıyor ve Erdoğan da bunu isabetle saptayıp kullanan siyasi deneyime sahip.
Çeyrek asır muhalefet partilerinin ve muhalif seçmenin bu gerçekle yüzleşmesi için fazlasıyla yeterli bir süre.
Falcı değiliz. Geleceği bilemeyiz. Ama siyaset zaten geleceği bilme sanatı değildir. Atılan ilk adımın ardından…
Bir şehrin simgesi üzerinde, gecenin karanlığında Astérix beliriyor ardından Obélix. Birkaç saniye sonra Romalılar. 14…
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş dahil 30 kişinin “suç örgütü kurup yönetme,…
Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı…
Terörsüz Türkiye süreci, 10 Ağustos’ta Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel…
Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan…