“Özel’i alacakları mı?” sorusu normal koşullarda akla getirilmeyecek antidemokratik uygulamaları normalleştirme gayretini akla getiriyor. Terörsüz Türkiye ile iç barış sağlanacaksa ne Özel “alınmamalı”, Demirtaş “salınmalı”.
TİP Milletvekili Sera Kadıgil, hafta sonu Bodrum’da halka hitap ediyor: “Her gittiğim yerde soruyorlar: Özgür Özel’i alacaklar mı? Doğru soru şu: Özgür Özel’i verecek misiniz?”
Kadıgil bir başka açıdan da haklı: bu tür söylentilerin yayılması, başka koşullarda akla getirilmemesi gereken uygulamaları normalleştiriyor, tepkiselliği frenliyor.
Ekrem İmamoğlu davasının yeniden görülmeye başladığı, mahkemenin savunmasını ertelemeye devam edip etmeyeceği gün, bu soru muhalif kesimde en çok sorulan sorulardan biri.
CHP’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısına İmamoğlu’nu çıkarması sonrasında;
Bu aşamada CHP’nin başından yargı kararıyla indirilen Özel’in dokunulmazlık dosyaları yeniden gündeme geldi.
Özel’in milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için Adalet Bakanlığınca TBMM Başkanlığına gönderilen 62 dosya bulunuyor; Meclis’te ilk sırada. Yeni Parti’den Veli Ağababa, Turan Taşkın Özer, Burhanettin Bulut gibi başka isimlerin de genel olarak mutlak butlan kararıyla bağlantılı dosyaları var.
Ama Özel, partisinin lideri, simgesel niteliği farklı. Özel’in dokunulmazlığının kaldırılarak, yargı karşısına çıkması ve İmamoğlu gibi onun da hapsedileceği söylentileri yayılmaya başladı.
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, “Şu anda öyle bir gündemimiz yok,” dedi. Gündeme alınması, Erdoğan onay vermeden söz konusu olmaz. Ola ki Erdoğan onay verir ve TBMM Başkanlığı dosyayı oya sunarsa, Genel Kurul oturumuna katılan vekil sayısının bir fazlasıyla Özel’in dokunulmazlığı (7 gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu açık olarak) kaldırılabilir.
CHP’nin başında Kemal Kılıçdaroğlu olmayacaksa Özel olsun diyen MHP lideri devlet Bahçeli bur durumda ne diyecek? O henüz belli değil ama gözler asıl Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin ne yönde oy kullanacağında olacak?
Medyada, son günlerde hangi kaynağa dayandırıldığı sarih olmadan, CHP’nin Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması yönünde oy kullanacağı haberleri yayınlanıyor.
CHP Grup Başkanı Faik Öztrak’a sorduğumda “Ortada fol yok, yumurta yok” yanıtını aldım. Demirelvari, kaçamak bir yanıt; evet demedi ama hatır da demedi.
Kılıçdaroğlu’nun son olarak Sözcü TV’de katıldığı yayında “Kim olursa olsun, mahkemede hesabını verir” türünden sözleri, böyle bir durumda “aklansın gelsin” diyebileceği şeklinde yorumlara yol açıyor. Aynı yayında Selahattin Demirtaş’ın durumu hatırlatılınca “Ama o siyasi,” demişti, ama Demirtaş da 2016’da AK Parti’nin baskısı üzerine dokunulmazlığının kaldırılmasına “Anayasa’ya aykırı ama…” diyerek olumlu oy vermesi nedeniyle on yıldır hapiste.
Selahattin Demirtaş’ın da, Figen Yüksekdağ’ın da, Kılıçdaroğlu’nun da, o zamanki CHP grubu milletvekillerinin çoğunun katılmadığı oylamadaki olumlu oy kararı nedeniyle yargılanmaları mümkün oldu ve on yıldır hapisteler.
Unutmayalım: Kılıçdaroğlu, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun hapse atılması üzerine Adalet Yürüyüşü düzenledi, “Hak, hukuk, adalet” sloganıyla siyaseti sarstı ama Berberoğlu’nun yargılanıp hapse atılması da yine dokunulmazlığının kaldırılmasıyla mümkün olmuştu.
DEM Parti’nin aslında Demirtaş’ın serbest bırakılması için yeterince ısrarlı olmadığı, çünkü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kendi otoritesine ortak istemediği yolundaki yaygın söylem nedeniyle DEM Parti, terörsüz Türkiye yasasının geçmesinden sonra da Demirtaş ve Yüksekdağ ile birlikte diğer siyasi tutuklu ve mahkûmların salıverilmesi yolunda bir açıklama daha yaptı.
Terörsüz Türkiye süreci, Öcalan’ın hapiste geçirdiği 27 yıla rağmen örgütün üzerindeki otoritesinin sürdüğünü kanıtladı, ama Demirtaş’a duyulan -otorite değil- sempati bunun çok ötesinde. Herhangi bir parti tabanıyla sınırlı değil.
“Özel’i alacaklar mı?” sorusunun “Demirtaş’ı salacaklar mı?” sorusuyla paralel sorulmasındaki ortak nokta zaten bu “sempati” meselesi.
Özel’in durumu da şu anda Yeni Parti’ye duyulan güven ve destekten çok şahsi sempatisiyle açıklanabilir. Zaten son yaptığımız mülakatta kendisi de bu durumu kabul edip “Mesele kişisel desteği, güvene ve partiye desteğe dönüştürebilmek” dedi.
Terörsüz Türkiye süreciyle ülkede iç barışın güçlendirilmesi, Erdoğan’ın deyişiyle “iç cephenin güçlendirilmesi” amaçlanıyor. Bir yandan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un deyişiyle “Türk-Kürt kardeşliği” güçlendirilecekken, diğer yandan iç siyasette kutuplaştırmayı artıracak şekilde güçlü siyasi rakiplerin yargı kararları üzerinden engellenmesinin yanlışlığı görülmeli.
PKK’lılarla ceza ertelemesi buluşuyla barış sağlanırken, toplumun önemli bir kesiminin vicdanını yaralayan şekilde Demirtaş’tan Osman Kavala’ya, Can Atalay ve Gezi mahkûmlarına dek siyasi mahkûmların da bırakılmasının bir yönteminin bulunması, İmamoğlu başta olmak üzere seçilmiş siyasi kişiliklerin, gazetecilerin tutuksuz yargılanması yoluna gidilmesinin iç barışa katkı sağlayacağı görülmeli.
Özel’in de alınmaması, Demirtaş’ın salınması doğrusu olacaktır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kurucusu ve lideri olduğu AK Parti’nin 24 yılı iktidarda geçen 25…
Falcı değiliz. Geleceği bilemeyiz. Ama siyaset zaten geleceği bilme sanatı değildir. Atılan ilk adımın ardından…
Bir şehrin simgesi üzerinde, gecenin karanlığında Astérix beliriyor ardından Obélix. Birkaç saniye sonra Romalılar. 14…
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş dahil 30 kişinin “suç örgütü kurup yönetme,…
Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı…
Terörsüz Türkiye süreci, 10 Ağustos’ta Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel…