Mutlak butlan istisnaî olarak, yakın akraba evliliği, kölelik sözleşmesi gibi kamu düzenini, emredici hukuk kurallarını, genel ahlakı veya kişilik haklarını ilgilendiren ağır sakatlıklarda öngörülen ağır bir yaptırımdır. Mutlak butlan istisnaîdir. (Foto: CHP)
Mahkemesi davayı reddettiği halde bir butlan-kayyum teranesi tutturmuş olan çığırtkanlar, ülkeye vereceği devasa zarar umurlarında olmadan, türlü safsata ile Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yargı yoluyla örtülü el koyma planlarını kamuoyuna kabul ettirmeye çabalıyorlar.
Sanırsınız CHP Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsi mülkü imiş de dalavereyle elinden alınmış. 4-5 Kasım 2023’teki 38’inci kurultayda Kılıçdaroğlu’na oy verenlerin iradesi pirüpak iken, Özgür Özel’e oy verenlerin bir kısmının iradesi sakatlanmış. Bu nedenle Genel Başkanlığa Özel’in seçilmesine dair kararların butlanına karar verilmesi gerekir, o zaman da Özel yönetimi düşer, CHP yönetimsiz kalır ve kayyım atanması gerekirmiş ve kayyım atanması en uygun kişi de Kılıçdaroğlu imiş.
Mesele hukuken hiç de öyle değil.
CHP’nin 4-5 Kasım 2023’teki 38’inci olağan ve 6 Nisan 2025’teki 21’inci olağanüstü kurultaylarının iptali için açılan davada, rüşvet ve oylamaya hile karıştırılarak delege iradesinin sakatlandığı iddia edilerek kurultayın mutlak butlanına (yok hükmünde sayılmasına) karar verilmesi, Özel yönetiminin görevden uzaklaştırılması, Kılıçdaroğlu yönetiminin göreve iade edilmesi talep ediliyor.
Türkçe’de “temelsiz, asılsız, yanlış, geçersiz, hükümsüz” anlamlarını taşıyan Arapça kökenli “butlan”, Türk hukukunda “mutlak butlan” ve “nispi butlan” olarak ikiye ayrılır.
Mutlak butlan durumunda işlem görünürde var fakat hukuken hiç olmamış, yani başından beri yok hükmündedir ve hukuki hiçbir sonuç doğurmaz.
Mutlak butlan istisnaî olarak, yakın akraba evliliği, kölelik sözleşmesi gibi kamu düzenini, emredici hukuk kurallarını, genel ahlakı veya kişilik haklarını ilgilendiren ağır sakatlıklarda öngörülen ağır bir yaptırımdır. Mutlak butlan istisnaîdir. Her hukuka aykırılık, mutlak butlan sonucu doğurmaz. Mutlak butlan, yani “kesin hükümsüz” olma durumunun kanunda açıkça öngörülmesi gerekir.
Derneklerin genel kurul kararlarına ilişkin Yargıtay içtihatları, sadece karar yeter sayısına uyulmaması ile emredici hükümlere aykırılık hallerini mutlak butlan sebebi olarak değerlendirmektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 447’nci maddesine göre pay sahiplerinin vazgeçilmez haklarına ve şirketin temel yapısına aykırı genel kurul kararları mutlak butlandır. Buna karşın TTK’nin 445’inci ve 446’ncı maddelerine göre kanun, esas sözleşme veya dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları “nispi butlan”dır”, yani açılacak dava sonucunda iptal edilinceye kadar geçerlidir.
Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) 112’inci maddesine göre, siyasi parti kongre ve organ seçim oylamalarına hile, baskı veya tehdit yoluyla müdahale edenler, bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır. Butlan davasında ileri sürülen “rüşvet ve hile ile delege iradesini sakatlama suçlamaları, kongreye ilişkin değil, sadece kongrede yapılan seçime (oylamaya) ilişkindir. Seçimin iptalini gerektirebilecek bu iddialar -gerçek olsalar bile- kanunda mutlak butlan sebebi olarak gösterilmemiştir. Dolayısı ile seçimlerin mutlak butlanına karar verilemez.
Siyasi partilerin, yargı gözetimi altında, gizli oy ve açık tasnif esasına göre yapılan genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimlerine ve tutanaklarına ilişkin itirazlarda “seçim kurulları” yani seçim yargısı görevlidir ve itirazlar, SPK’nin seçimlere ilişkin hükümlerine göre karara bağlanır.
Kongrelerdeki organ seçimi kararlarına seçim tutanağının düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde itiraz edilebilir. İtirazlar ilgili hâkim tarafından aynı gün incelenir ve kesin karara bağlanır.
Seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırılık tespit edilirse hâkimin iptal edeceği seçim (oylama) iki ay içinde yenilenir.
Seçim yargısının görevine giren “seçim” terimi, “seçim yargısı gözetiminde yapılan oylama” demektir. Oylamaya kadar geçen süreçteki seçim-oylama öncesi faaliyetler kapsam dışındadır.
Özünde ciddi ve sıkı düzenlemelere tâbî kamu kurumu niteliğinde olmalarına rağmen derneklere benzetilen siyasi partilerin kongrelerine ilişkin ihtilaflarda adli yargı yolunda “asliye hukuk mahkemesi” görevli olup Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri uygulanır.
Kanaatimce oldukça hatalı olmakla beraber uygulamadaki hâkim anlayışa göre, adli yargı mahkemesi (asliye hukuk), organ seçimi de yapılan kongrelerin mutlak butlanına yani hükümsüz olduğuna karar verirse seçim yargısının onaylanarak kesinleştirmiş olduğu seçimlerin de mutlak butlan (hükümsüz) olduğu kabul edilir.
Böylelikle, kongrenin hükümsüz olduğuna karar veren adli yargı (asliye hukuk) mahkemesi, görevli olmadığı halde, seçim yargısına göre kesinleşmiş olan organ seçimini hükümsüz kılabilir hale gelmektedir. Bu sonuç hukuki belirlilik ve görev yolu ilkeleriyle bağdaştırılamaz.
Öte yandan bu durum SPK’nun mantığına ve siyasi partilerin özel niteliğine aykırıdır. Bir yandan adli yargı seçim yargısının sahasına tecavüz ederek yetkisini gasp ederken, diğer yandan siyasi partiler (CHP’de olduğu gibi) aylar, yıllar sonra verilebilecek bir kongre hükümsüzlük kararı ile organsız bırakılabilir, meşru yönetimin o zamana kadar yaptığı işlemlerin hukuki temeli ortadan kalkabilir.
En başta belirtmek gerekir ki davada kurultayın “mutlak butlan” yani hükümsüz sayılmasını gerektiren bir iddia veya talep mevcut değildir. İleri sürülen “rüşvet ve hile yoluyla seçimde usulsüzlük” iddialarının mutlak butlana sebep olacağı, kanunda belirtilmemiştir.
Öte yandan kurultayın “mutlak butlan” yani hükümsüz olduğu sonucuna varılamaz. Zira kurultay nisabı sağlandığına, rüşvet ve hile ile iradeleri sakatlandığı iddia edilen delegeler kurultaya katılmış ve oy kullanmış olduklarına göre, kurultayın mutlak butlanı için de sebep yoktur. Zaten kurultayın mutlak butlanı dava da edilmemiştir.
Kaldı ki Anayasa’nın 38’inci maddesindeki “masumiyet karinesi, aleyhlerinde ceza davası açılan kişilerin suçlu olduğunu peşinen kabul etmeyi ve suçlularmış gibi davranmayı yasaklar. Ayrıca, bu kişilerin şahsi cezai sorumluluğuna hükmedilse bile, bu parti tüzel kişiliği açısından doğrudan ve kendiliğinden bir sonuç doğurmaz.
Delegelerin iradelerinin sakatlandığını ve değiştiğini ispat etmek imkansızdır. En başta bir delegenin aslında kime oy vereceğini, Özel’e mi yoksa Kılıçdaroğlu’na mı oy vereceğini kesin olarak tespit etmek de mümkün değildir. Öte yandan gizli yapılan oylamada delegelerin gizli oylarının ne yönde olduğunu belirlemek fiilen de hukuken de mümkün değildir. Bu mümkün olsaydı bile Özel’e verilen oylar Kılıçdaroğlu’na sayılamaz. Çünkü oyunu Özel’e kullanan delege,
Dolayısıyla delegenin iradesinin sakatlandığı asla ispat edilemeyeceği için, kurultayda alınan ve halihazırda kesinleşmiş bulunan seçim kararının iptaline karar verilemez.
CHP, dava açılan 4-5 Kasım 2023 ve 6 Nisan 2025 tarihli kurultaylardan sonra 21 Eylül 2025’te yaptığı 22’nci olağanüstü, 28-30 Kasım 2025’te yaptığı 39’uncu olağan kurultaylarda parti organlarını yeniden seçti. Bu kurultayların butlanına veya yapılan seçimlerin usulsüz olduğuna dair bir dava, talep veya iddia mevcut değil. Yani CHP, halihazırda usulüne uygun olarak seçilmiş organlara ve yönetime sahiptir. Diğer bir deyişle halihazırda CHP’ye temsil veya yönetim kayyımı atanmasını gerektiren bir sebep veya organ yokluğu durumu mevcut değildir.
Davada 4-5 Kasım 2023 ve 6 Nisan 2025 tarihli kurultayların mutlak butlanına, yani hükümsüz olduğuna karar verilmiş olsaydı bile, bu karar sonradan yapılan 21 Eylül 2025 ve 28-30 Kasım 2025 tarihli kurultayları hükümsüz hale getiremez. Çünkü her bir kurultay bağımsız bir hukuki işlemdir. Mahkemeler ancak dava edilerek önlerine getirilen konular hakkında davanın açıldığı tarihteki duruma göre karar verebilir, sonraki olaylar hakkında hüküm veremezler.
TMK 426’ncı madde gereğince eğer bir gerçek veya tüzel kişinin işini görmesine veya temsilci atamasına engel (hastalık, menfaat çelişkisi gibi) bir durum varsa, ilgilisinin isteği üzerine veya resen mahkeme “temsil kayyımı” atar.
427’nci madde gereğince yönetimi kimseye ait olmayan mallar, kişi malvarlığını kendi başına yönetemez veya temsilci atamak gücünden yoksunsa, ya da bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, mahkeme bir “yönetim kayyımı” atar.
CHP “gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamış” bir tüzel kişi olmadığı gibi, kendi işini görebilecek bir durumdadır. Dolayısıyla CHP’ye temsil kayyımı ya da yönetim kayyımı atanamaz.
TMK 427’nci maddedeki “tüzel kişi” şartı da CHP olayında mevcut değildir. Çünkü, CHP yeni tarihli kongreler gerçekleştirmiş ve yönetimini yeni baştan oluşturmuştur. Bu yeni kongrelere karşı hiçbir itiraz ileri sürülmemiş, mutlak veya nispi butlan talep ve dava edilmemiştir.
Devam eden ceza davasında sanıklar mahkûm olsa bile rüşvetin sandıkta verilen gizli oyu değiştirdiği tespit edilemeyeceği için mahkûmiyet kararının 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultaydaki seçim kararına veya sonraki kurultayların ve seçimlerin geçerliğine hiçbir etkisi olmaz.
Daha da güçlenmek ve refahımızı artırmak ve daha adil dağıtmak için ülkemiz, gerçek manada bir demokrasiye, bunun için de gerçek bir muhalefete, her konuda farklı fikir ve düşünceden yararlanmaya muhtaçtır.
Bunun için siyasi partileri, halkı temsil eder ve iktidar veya muhalefet işlevlerini layık olduğu şekilde gerçekleştirir hale getirmek gerekir. Siyasi partilerin anti-demokratik olduğu, siyasetin (suç yöntemlerle elde edilen) fonlarla ve bunları elde etmek için yapıldığı, çürümüş delegelik sisteminin siyasi parti liderlerini değiştirilemez hale getirdiği, bu şartlarda genel başkan sultası ve merkez yönetimin aşırı yetkilerinin parti marazlarını kanserleştirmiş olduğu, sonuçta siyasetin demokrasi riyasında bir kandırmacaya dönüştüğü, daha da önemlisi bunların yolsuzluğu kurumlaştırıp siyasi partileri de yolsuzluğun omurgası haline getirdiği ayyuka çıkmış bulunuyor. Bu da algı endekslerinde, “ülkemizde dünyanın üçte ikisinden daha fazla yolsuzluk olduğu” sonucunun çıkmasına yol açıyor.
Butlan-kayyım çığırtkanlarının, CHP’ye yargı yoluyla el koymak için abesle iştigal etmek yerine, siyasi partilerdeki kökleşmiş sorunlara nasıl çözüm bulunacağını tartışmaları gerekir. Ekonomiye ve kendi menfaatlerine bile elle tutulur zarar verdiğini göre göre ses çıkarmayarak saçmalıklara meşruiyet kazandıran kesimler de aklıselim ile durumu ortaya koymalı, butlan-kayyım saçmalamalarına son verilmelidir.
İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliğinde 12 Mayıs akşamüzeri ilginç bir toplantı vardı. Pek alışılmadık şekilde Fransa ve…
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in kısa bir süre önce aday ülke Türkiye'yi Rusya…
Türkiye siyasetinde son iki yılda yaşanan en dikkat çekici dönüşümlerden biri aslında yeterince analiz edilmiyor:…
ABD Başkanı Donald Trump’ın 12-15 Mayıs Çin seyahati ABD ve İsrail’in başlattığı İran savaşı sürerken…
Türkiye’nin arabuluculuk diplomasisi artık yalnızca tarafları masaya getirme becerisiyle ölçülmüyor. Deniz güvenliği, enerji hatları, savaş…
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde, Ekim 2025’te iddianamesi hazırlanan siyasi casusluk davası,…