Gazeteci Alican Uludağ tahliye olduktan sonra Silivri Cezaevi önünde meslektaşlarına konuşurken: “Türkiye’nin cezaevi tarihine tanıklık ettim bir gazeteci olarak. Dün nasıl girdiysem, bugün de aynı iradeyle çıktım. Gazetecilik yapmaya devam edeceğim.”
Gazeteci Alican Uludağ, Cumhurbaşkanına hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve devleti ve yargı organlarını alenen aşağılama suçlamalarıyla hakkında 19 yıl 4 ay 15 güne kadar hapis cezası istenen davanın 21 Ekim’deki duruşmasında tahliye edildi. Ankara 57’inci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada tutulduğu Silivri Cezaevi’nden SEBGİS sistemiyle video bağlantısıyla katılan Uludağ, savcının tutukluluğun devamını istemesine rağmen koşulsuz serbest bırakıldı.
Uludağ’ın tahliyesinde iddia edilen suç tarihlerinin tutarsızlığı, savcılığın delil diye sunduğu belgelerin sadece Tweet (X) mesajlarından oluşması, dolayısıyla delil karartma ihtimalinin bulunmaması, kaçma şüphesinin bulunmaması ve 20 Şubat’tan bu yana, 90 günü dolduran tutukluluk süresi rol oynadı.
18 yıllık yargı/adliye muhabiri olan Uludağ’ın, mahkemede yaptığı savunma halen Türkiye’deki gazetecilerin karşı karşıya kaldığı yargı sorunları bakımından da arşivlik bir belge niteliğinde. Bu savunmaya YetkinReport okurlarının da erişimi ve arşivinde yer alması amacıyla tam O nedenle bu savunmayı dikkatinize getiriyoruz.
• “Mahkeme huzurunda olamadan yargılamam başlatıldı. Duruşmada hazır bulunmaya ve Ankara’ya sevk edilmeme ilişkin dilekçelerim dikkate alınmadı. Bugün cezaevinde bir SEGBİS odasında, ekrana karşı kendimi savunmak durumunda kaldım. Bu, adil yargılanma hakkının ihlalidir, silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Cezaevi koşullarında yapılan savunmadan adil bir yargılama beklemek adil değildir.
• “20 yıldır Ankara’da yaşıyorum, 18 yıldır adliye muhabirliği yapıyorum. Ankara Adliyesi’nde 16 numaralı basın odasında masam beni bekliyor. Soruyorum: Burada benim ne işim var? Mesleğime başladığımda FETÖ’nün adliye yapılanmasını haber yapan az sayıdaki gazetecilerden biriydik. O dönemin zorlu şartlarında adliye muhabirliğini öğrendim. O gün de tarihin doğru yerindeydim, bugün de tarihin doğru yerindeyim. Ne bir çıkar grubunun ne bir tarikatın ya da cemaatin gölgesinde haber yaptım.”
• “Bugüne kadar hakkımda çokça dava açıldı, tehdit edildim. Ama vicdanım rahat. Gazetecilik faaliyetimin bedelini ödemek için içeriye atıldım. Gazeteciliği kendi çıkarım için değil, halkın çıkarı için yaptım. Bugün benim tutuklanmam aynı zamanda gazetecilik mesleğine yönelik de bir tehdittir. Engellenen ben değil, bizzat halkın haber alma hakkıdır. 19 Şubat’ta gözaltına alındım. O gün tutuklanmayı hak edecek bir suç işlemedim.
• “Peki beni tutuklayan kim? Kim bu savcı? Terör savcısı. Terör savcısının bir gazeteciyle ne ilgisi olabilir? Biz terörist miyiz? Savcı önce beni şüpheli ilan etmiş, ardından delil bulmaya girişmiş. Yani önce şüpheliye sonra delile gitmiş. Hukuk ters düz edilmiş. Daha Adalet Bakanı yeni atanmışken ve kendisi koltuğuna yeni oturmuşken, hakkımda soruşturma izni verdi. Sonrasında da adeta kaçırılır gibi kendimi 22 saatte Metris’te buldum.”
• “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasına konu edilen 13 sosyal medya paylaşımımın tamamı 2025 tarihli. Ama savcı, bu paylaşımlarla nasıl hakaret ettiğimi yazmamış. Çünkü hakaret yok. Yargıda süren ve özellikle CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin eleştirilerim var. Bu eleştiriler olgulara dayalı yapılmıştır. Bir yıl önce yaptığım eleştirilerin bir anda suç gösterilmesinin arkasında başka bir şey var. Beni tutuklamak için gerekçe uydurmaktan başka bir şey değil yapılanlar.
• “Örneğin, ‘Silivri, Erdoğan rejiminin simge mekânı’ yazmışım. Bunun altını çizmiş savcılık. Ben 90 gündür düşünüyorum; hakaret bu sözün neresinde var? ‘Sandıkta kaybettiği iktidarı yargı eliyle almaya çalışıyor. İşte bu kadar demokrat’ demişim. Eleştiri dışında burada hakaret nerede? Bunlar gibi birçok paylaşım var. Ben bir yargı muhabiri olarak yargıda yapılan operasyonları eleştirmişim. Bugüne kadar hep dışarıdan izledim cezaevinde yaşananları. Artık içeriden izliyorum burada olanları.”
• “Mesela cezaevine girdiğimde düşündüğüm şey Tayfun Kahraman’ın gözlerindeki duygu, o adaletsizliğin verdiği duyguydu. Bir insanın gözleri adaletsizlik duygusunun verdiği şekilde bakıyorsa ve biz bunu gazeteci olarak dile getirmeyeceksek, bu insanları yaşayan ölüye çevireceksek, bu ülke demokratik bir devlet olur mu?
• “Hangi tweetimle hükümeti, hangi tweetimle yargıyı aşağıladığım da iddianamede yazılmamış. Benim eleştirilerim, bir yargı muhabiri olarak yargının siyasallaşmasına ilişkindir. Savcı, fikirsel kanaatleri ve paylaşımları suç gibi göstermiş. Fikri, düşünceyi suç hâline getirmek istemiş. Yani savcı, kimse iktidarı eleştirmesin istemiş.
• “O dönem hiçbir suçlama yokken, bir yıl sonra ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlaması yöneltilmesi zorlamadır. Gazeteci Furkan Karabay için attığım ‘Gazetecileri tutuklamak hobi hâline geldi’ paylaşımım var. Bu bir eleştiri; neresi aşağılamak? Kaldı ki bu paylaşımı yaparken ben dışarıdaydım, şimdi tutukluyum.”
• “Mafyanın sadece üyeleri yok; hâkimleri, savcıları da var’ dedim. O gün Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının Casper çetesine yönelik operasyonu vardı ve polisler bilgi sızdırmaktan yargılanıyordu. Buna yönelik yazdım. Türkiye, suç örgütlerini koruyan mafya liderleri gördü. Ankara Adliyesi’nde Ayhan Bora Kaplan örgütüyle ilişkisi olan hâkimler ve savcılar ortaya çıktı. ‘Yargı ile saray arasında kara propaganda’ paylaşımı da buna dairdi.
• “Bu bilgiye ilişkin, iktidara yakın gazetecilere bilgi sızdırıldığına dair uzun bir metin paylaşmıştım. Bu olay tamamen doğrudur; eksiği vardır, fazlası yoktur. Görevi dezenformasyonla mücadele olan bir kurum, benim bu paylaşımımı yalanlayamadı. Ama bir yıl geçmiş, savcı şimdi suç isnat ediyor.
• “Görevim yargıdaki gelişmeleri takip etmek ve haber yapmak. Gazetecinin görevi, halk adına devleti yönetenleri denetlemektir. Bu paylaşımlardaki temel amaç halkı bilgilendirmek ve uyarmaktır. Suç işlemedim, tamamen gazetecilik yaptım. Hakkımdaki üç suçlamadan da beraatimi istiyorum.”
• “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Nisan 2026’da “Eleştirilere tahammül gösterdikçe aykırı seslerin bastırıldığı günler geride kaldı” dedi. Bu sözler doğruysa, benim cezaevinde ne işim var? Bir gazetecinin tweet attığı için 90 gündür tutuklu bulunması nerede görülebilir? Sosyal medya paylaşımlarım dışında bir suçlama yok ama ‘delil karartma şüphesi var’ deniliyor. Sosyal medya paylaşımlarımı nasıl karartabilirim?
• ‘Kaçma şüphesi var’ deniliyor. 18 yıllık bir gazeteci olarak bugüne kadar onlarca dava ve soruşturmada ifade verdim; hangisinde kaçmışım? 5 ve 10 yaşında çocuklarım beni bekliyor, ben nasıl kaçayım?
• “Beni bugün bıraktığınızda döneceğim yer de beni bulacağınız yer de adliyenin basın odasıdır. Hukuka aykırı tutukluluk halinin sonlandırılmasını bekliyorum. Bugün içeride olmakla dışarıda olmak arasındaki farkın silikleştiği günleri yaşıyoruz.
• “İnsanlar yazmaktan, hatta düşünmekten korkuyor. Yargı, muhaliflere karşı giyotin gibi kullanılıyor. Ya demokratik olacağız ya da Türkiye’de otokrasi olacak. Türkiye büyük bir yol ayrımında. Ya susacağız ya da insan haklarını savunacağız. Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik cumhuriyet. Yaşasın hürriyet, yaşasın gazetecilik.”
İstinaf Mahkemesi, CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine Özgür Özel’in seçildiği 2023 Kurultayının iptali için açılan “mutlak…
Yunan seçim mevzuatına göre, en geç mevcut yasama döneminin sona ereceği 27 Temmuz 2027 tarihine…
CHP’nin önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 20 Mayıs öğle saatlerinde X hesabından yayınladığı bir video…
Son birkaç gündür Türk dış politikasının Batı, yani NATO, Avrupa Birliği cephesinde, Doğu, yani İran-İsrail…
Cumhuriyet savcılarının soruşturmalarına ve iddialarına göre devletimiz yolsuzluk kaynaklı büyük bir tehditle karşı karşıya olmalı:…
19 Mayıs 1919 Türkiye’nin Türkiye olması tarihinin dönüm noktasıdır. Bazı askeri tarihçiler Kurtuluş Savaşının başlangıcını…