Siyaset

“Terörsüz Türkiye”: Barışı Yönetmek, Yeni Ortadoğu Düzenini de Yönetmektir

Ortadoğu’da hiçbir dosya artık tek başına ilerlemiyor. Güvenlik, enerji, etnik dengeler, ticaret yolları ve büyük güç rekabeti iç içe geçmiş durumda. Türkiye’nin atacağı her adım, yalnızca kendi iç barışını değil, yeni Ortadoğu düzenindeki yerini de belirleyecektir. (Görsel: Harita Genel Müdürlüğü)

Her barış süreci, aynı anda hem büyük bir umut hem de büyük bir stratejik sınavdır. Savaşları bitirmek zordur; ama barışı kalıcı kılmak çoğu zaman ondan da zordur. Çünkü savaşlar cephede sona erer, barış ise devlet aklıyla, güçlü kurumlarla ve toplumun ortak iradesiyle inşa edilir. Türkiye bugün tam da böyle tarihî bir dönemeçten geçiyor.

Ortak Özlemimiz: Terörün Sona Ermesi

Yaklaşık yarım asırdır ülkenin güvenliğini, ekonomisini ve toplumsal dokusunu derinden etkileyen terörün sona ermesi ihtimali, kuşkusuz milletimizin ortak özlemidir. Şehit haberlerinin sustuğu, kamu kaynaklarının güvenlik harcamalarından çok eğitime, bilime, teknolojiye, üretime ve kalkınmaya yöneldiği bir Türkiye, yalnızca daha huzurlu değil; aynı zamanda daha güçlü, daha müreffeh ve daha rekabetçi olacaktır.

Ancak hiçbir barış süreci kendiliğinden başarıya ulaşmaz. Bugün sürecin nasıl ilerleyeceğini, hangi hukuki çerçeveye oturacağını ve uzun vadede nasıl sonuçlar doğuracağını kesin olarak bilmiyoruz. Tam da bu nedenle peşin hükümler vermekten çok, sağduyuyla düşünmeye, stratejik akılla hareket etmeye ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını şekillendirecek uzun vadeli bir devlet vizyonu geliştirmeye ihtiyacımız var.

TBMM’de sürecin hukuki altyapısını oluşturacak düzenlemeler gündemdedir. Ayrıntılar zaman içinde netleşecektir. Ancak şimdiden görünen gerçek şudur: Alınacak kararlar yalnızca güvenlik politikalarını değil; Türkiye’nin kurumsal yapısını, hukuk düzenini, yatırım iklimini, toplumsal güvenini ve bölgesel konumunu da etkileyecektir.

Barışı Kazanmak Yetmez, Barışı Yönetmek Gerekir

Asıl soru şudur. Bu süreç Türkiye’yi daha güçlü bir devlet, daha müreffeh bir ekonomi ve daha etkili bir bölgesel güç hâline mi getirecek; yoksa bugünün güvenlik sorunlarını yarının farklı biçimlerine dönüştürme riskini mi taşıyacak?

İşte asıl stratejik mesele budur. Tarih, savaşların nasıl kazanıldığından çok, barışların nasıl yönetildiğini hatırlar. Versailles Antlaşması Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdirdi; fakat Avrupa’yı yirmi yıl sonra çok daha yıkıcı bir savaşa sürükledi.

Dayton Anlaşması Bosna’da silahları susturdu; ancak etnik ve siyasal bölünmüşlüğü büyük ölçüde dondurdu.

Buna karşılık Hayırlı Cuma Anlaşması, Kuzey İrlanda’da yalnızca çatışmayı sona erdirmedi; hukuku, siyaseti, ekonomiyi ve toplumsal güveni birlikte güçlendirdiği için kalıcı başarı sağladı.

Ortak ders açıktır. Silahların susması barışın başlangıcıdır; kalıcı barışın kendisi değildir. Gerçek başarı, şiddetin yeniden üretilmesini engelleyecek güçlü kurumları, hukukun üstünlüğünü, kapsayıcı kalkınmayı ve vatandaşın devlete güvenini birlikte inşa edebilmektir.

Süreç Türkiye’den Daha Büyük

Bugün yaşananları yalnızca Türkiye’nin iç güvenlik meselesi olarak okumak eksik olur.

Ortadoğu, son yüz yılın en köklü jeopolitik dönüşümlerinden birini yaşıyor. Suriye yeni bir devlet düzeni arıyor. Irak’ta dengeler yeniden kuruluyor. İran hem içeride hem dışarıda önemli meydan okumalarla karşı karşıya. Gazze savaşı ve İsrail’in güvenlik stratejisi bölgenin dengelerini değiştiriyor.

Doğu Akdeniz’de enerji ve güç rekabeti yeni ittifaklar doğuruyor. Kafkasya’dan Körfez’e uzanan ulaştırma ve ticaret koridorları yeniden şekilleniyor.

ABD ile Çin arasındaki küresel rekabet ise bütün bu gelişmelerin üzerinde yeni bir stratejik çerçeve oluşturuyor.

Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” hedefi; Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerin geleceğinden de, bölgede etkili olan ABD, Birleşik Krallık, İsrail ve diğer aktörlerin güvenlik, enerji ve jeopolitik hesaplarından da bütünüyle bağımsız düşünülemez. Bu, Türkiye’nin iradesini küçümsemek anlamına gelmez. Tam tersine, Türkiye’nin önündeki görevin büyüklüğünü gösterir.

Çünkü Ortadoğu’da hiçbir dosya artık tek başına ilerlemiyor. Güvenlik, enerji, etnik dengeler, ticaret yolları ve büyük güç rekabeti iç içe geçmiş durumda. Türkiye’nin atacağı her adım, yalnızca kendi iç barışını değil, yeni Ortadoğu düzenindeki yerini de belirleyecektir.

Devletler Umutla Değil, Öngörüyle Yönetilir

İyimserlik değerlidir. Fakat devlet yönetiminde iyimserlik kadar ihtiyat da gerekir. Stratejik planlama, en iyi ihtimali umut ederken en olumsuz senaryolara da hazırlıklı olmayı gerektirir. Tarih gösteriyor ki silahlı hareketlerin tamamı aynı şekilde sona ermez.

Bazıları tamamen tasfiye edilir. Bazıları siyasal aktöre dönüşür. Bazıları ise farklı isimlerle, farklı yöntemlerle veya farklı coğrafyalarda varlığını sürdürmeye çalışır.

Bu nedenle başarının ölçüsü yalnızca silahların bırakılması değildir.

Gerçek başarı, şiddeti yeniden besleyebilecek siyasi, hukuki, ekonomik ve uluslararası şartları ortadan kaldırabilmektir.

Türkiye İçin Üç Stratejik Öncelik

Güçlü devlet ile hukuk devleti birbirinin alternatifi değildir. Tam tersine, biri diğerini mümkün kılar. Hukukun öngörülebilir olmadığı yerde yatırım gelişmez. Toplumsal güven oluşmaz. Ekonomi sürdürülebilir büyüyemez. Kalıcı güvenlik de sağlanamaz.

Barışın gerçek sigortası yalnızca güvenlik tedbirleri değil; adalet duygusu, güçlü kurumlar ve vatandaşın devlete duyduğu güvendir.

Üç stratejin öncelikten birincisi: Hukuk ve kurumlardır. Atılacak her adım hukuk devletini güçlendirirken devletin kamu düzenini koruma ve terörle mücadele kapasitesini de zayıflatmamalıdır. Güvenlik ile özgürlük birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki temel değerdir.

İkincisi: Diplomasi ve bölgesel stratejidir. Bu süreç yalnızca Ankara’da yönetilemez. Irak, Suriye, Avrupa, ABD ve bölgedeki diğer aktörlerle yürütülecek akılcı diplomasi, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını ve ekonomik hedeflerini destekleyecek şekilde tasarlanmalıdır.

Üçüncüsü: Kalkınma ve refahtır. Barışın en güçlü temeli refahtır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu yatırım, üretim, sanayi, enerji, tarım, lojistik ve teknoloji alanlarında yeni bir cazibe merkezi hâline gelebildiği ölçüde barış kalıcı toplumsal karşılığını bulacaktır.

Sonuç

Bugün tartışılan mesele yalnızca bir örgütün silah bırakması değildir. Asıl mesele, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl bir devlet, nasıl bir ekonomi ve nasıl bir bölgesel vizyon inşa edeceğimizdir. Bu süreç doğru yönetilebilirse Türkiye yalnızca uzun yıllardır taşıdığı ağır bir güvenlik yükünden kurtulmuş olmayacaktır.

Aynı zamanda yatırım çeken, hukuk devleti niteliğini güçlendiren, toplumsal güveni artıran, bölgesinde istikrar üreten ve küresel rekabet gücünü yükselten yeni bir kalkınma döneminin kapısını aralayacaktır.

Bunun için ihtiyacımız olan şey korkularla hareket etmek değil; gerçekleri cesaretle görmek, riskleri doğru yönetmek ve fırsatları akıllıca değerlendirmektir. Çünkü büyük devletler yalnızca savaş kazanarak değil, barışı akılla, hukukla ve vizyonla yönetebildikleri ölçüde yükselir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki gerçek sınav da budur: Terörü geride bırakırken hukuku güçlendirmek, ekonomiyi büyütmek, toplumsal güveni pekiştirmek ve Türkiye’yi şekillenmekte olan yeni Ortadoğu düzeninin güven veren, istikrar üreten ve kurucu aktörlerinden biri haline getirebilmek.

Mehmet Öğütçü

Londra Enerji Kulübü YK Başkanı

Recent Posts

Yeni Parti Programında Yolsuzluk, Yargı ve Yönetim Konuları

AK Parti iktidarına son verme iddiasındaki Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) sosyal demokratlar bölündü, ayrılanlar, Yeni…

1 gün ago

Kardeşlik Söylemi Yetmez: Barış Sürecinin Asıl İhtiyacı Güvendir

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Türk-Kürt kardeşliğinin ilan edilmesi” gerektiğine ilişkin sözleri, Türkiye’nin yeniden şekillenen çözüm…

1 gün ago

Öcalan “Üniter devlet” çağrısı yapar mı? 31 Temmuz Cuma’yı bir görelim

PKK lideri Abdullah Öcalan, tam da Terörsüz Türkiye projesinin yol haritasını oluşturacak çerçeve yasanın TBMM’de…

2 gün ago

Karadeniz’den Hazar’a, Türkiye’nin Etrafındaki Ateş Çemberi Yayılıyor

ABD ile İran arasındaki (başlatan İsrail’in artık adı anılmayan) savaş yalnızca iki devlet arasındaki askerî…

2 gün ago

Filenin Sultanları ikinci kez dünyanın en büyüğü

Kadın Voleybol Milli Takımı ikinci kez Milletler Ligi şampiyonu oldu. Filenin Sultanları 26 Temmuz’da Çin’in…

3 gün ago

İstanbul çıkarması fiyaskoya dönüştü: Kılıçdaroğlu kimlere emanet?

Öncelikle, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘İstanbul çıkarmasına kiralık kitle’ iddiası haberiyle eğer kendinizi boşuna…

3 gün ago