Mladiç, hakkında 1995’te hazırlanan iddianameden sonra kaçarak izini kaybettirmiş, 16 yıl saklandıktan sonra 2011’de Sırbistan’ın bir köyünde yakalanıp, Lahey’deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesin’e (ICTY) teslim edilmiş ve iddianamedeki 11 suçun 10’undan suçlu bulanarak, müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. (Foto: Ekran Görseli)
Ratko Mladiç öldü. Ama onun ölümü, Balkanlar’ın otuz yıl önce kapandığı düşünülen en karanlık defterlerinden birini yeniden açtı. Mladiç, Bosna Savaşı sırasında Bosnalı Sırp ordusunun komutanıydı. Srebrenitsa soykırımı, Saraybosna kuşatması, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından hüküm giymiş, hakkında 1995’te hazırlanan iddianameden sonra kaçarak izini kaybettirmişti. 16 yıl saklandıktan sonra 2011’de Sırbistan’ın bir köyünde yakalanıp, Lahey’deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesin’e (ICTY) teslim edilen Mladiç, Mayıs 2012’de yargılanmaya başlamış, Kasım 2017’de hakkında hazırlanan iddianamedeki 11 suçun 10’undan suçlu bulanarak, müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
26 Ağustos’ta Lahey’de ölmesinden hemen sonra Sırbistan’dan gelen açıklamalar ise tartışmayı bir cenaze meselesinin çok ötesine taşıdı. Sırbistan Adalet Bakanı Nenad Vujic, Mladiç’in Sırbistan’da defnedilmesi halinde devlet ve askerî törenlerle uğurlanacağını açıkladı. Bu da yetmezmiş gibi Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic de eleştirisinin merkezine Mladiç’in işlediği suçları değil, Lahey’deki uluslararası mahkemeyi yerleştirdi.
Buradaki mesele sadece geçmişin nasıl hatırlandığı değil. Aynı zamanda bugünkü Sırbistan’ın kendisini nasıl tanımladığı ve geçmişi bugünün siyaseti için nasıl kullandığı. Çünkü Mladiç artık tarihsel bir figür olsa da temsil ettiği siyasal dil hâlâ canlı. Hem de sadece Balkanlar’da değil, neredeyse tüm dünyada.
Kuskuşuz bugünkü Sırp siyasi elitinin önemli bir bölümü 1990’ların milliyetçi atmosferinden çıktı. Vucic’in siyasi kariyerinin kökleri de aynı döneme uzanıyor. Bu nedenle yaşananlar sadece geçmişle yüzleşmek ya da daha çirkin şekilde geçmişin suçlarını üstlenmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bugünkü siyasi düzenin kendi köklerinin de nereye kadar gideceğini bize anlatıyor. Dahası bugünkü askeri ve de jeopolitik merkezli dünya siyasetini düşününce bize başka şeyler de söylüyor.
Ancak Belgrad’ın tercihi geçmiş ile hesaplaşmak ve de suçlardan ders çıkarmak değil. Bunun yerine daha kullanışlı ve daha etkili bir anlatı kuruluyor. Bu anlatı doğrudan “Sırplar hiçbir suç işlemedi” demiyor. Daha incelikli ilerliyor. “Herkes suç işledi ama yalnızca Sırplar cezalandırıldı” deniyor. Böylece tartışmanın merkezi yer değiştiriyor. Srebrenitsa’da öldürülen 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk geri plana itiliyor, ancak onların yerine Batı tarafından haksızlığa uğradığı ve aşağılandığı söylenen Sırbistan geliyor. Mladiç de bu anlatı içinde savaş suçlusundan mağdura, hatta bazı çevrelerde ulusal direniş sembolüne dönüşebiliyor.
Vucic’in siyasi başarısı da tam burada yatıyor. Srebrenitsa’yı açıkça inkâr etmesine bile gerek yok. Srebrenica konuşulduğunda tartışmanın merkezine kurbanları değil, Sırbistan’ın mağduriyetini yerleştirmesi yeterli. Bu yöntem hem içeride milliyetçi seçmeni konsolide ediyor hem de Batı karşıtı duyguları besliyor. Üstelik ekonomik sorunların, demokratik gerilemenin ve kurumsal aşınmanın tartışıldığı bir ortamda “dışarıdan tehdit edilen ulus” anlatısı son derece kullanışlı bir siyasal araç.
Sorun şu ki, bu siyaset Sırbistan sınırları içinde kalmıyor. Yıllar geçmesine karsın Bosna-Hersek hâlâ son derece kırılgan bir siyasi yapıya sahip. Republika Srpska ile Belgrad arasındaki siyasi ve toplumsal bağlar güçlü. Kosova meselesi çözümsüzlüğünü koruyor. Balkanlarda sınırlar büyük ölçüde sabitlenmiş olabilir, fakat savaşların hafızası hâlâ canlı. Bu nedenle savaş suçlularının devlet eliyle kahramanlaştırılması yalnızca sembolik bir jest olarak görülmemeli. Aksine ateşe atılan yeni ve büyük bir odundan bahsediyoruz.
Balkanlar’ın yakın tarihi, tarihsel mağduriyet söyleminin, etnik milliyetçiliğin ve kahramanlaştırılmış savaş figürlerinin ne kadar hızlı biçimde siyasi mobilizasyon aracına dönüşebildiğini gösterdi. Srebrenica bu yüzden yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir trajedi değil. Bugün de Bosna’daki etnik ilişkilerin, Sırbistan-Republika Srpska bağının ve bölgesel milliyetçiliğin en hassas fay hatlarından biri. Mladiç’in devlet töreniyle uğurlanması bu fay hattının üzerine yeniden basmak anlamına geliyor.
Burada işin bir de jeopolitik boyutu var. Rusya’nın Batı’ya yönelik olası yeni hamlelerinin ve daha geniş bir NATO-Rusya geriliminin yeniden konuşulduğu bir dönemde Batı Balkanlar’ın stratejik değeri arttı. Sırbistan bölgenin en önemli ülkelerinden biri. Kosova konusunda vazgeçilmez bir taraf. Bosna-Hersek üzerinde etkili. Rusya ile tarihsel ve siyasi bağlarını sürdürüyor. Çin ile de yakın ilişkiler kuruyor. Kısacası etkisi gücünün çok ama çok ötesinde.
Kurt bir siyasetçi olan Cumhurbaşkanı Vucic bunun yarattığı pazarlık gücünün farkında. Batı’ya, fazla baskı yapılması halinde Moskova’ya veya Pekin’e daha fazla yaklaşabileceği mesajını veriyor. Moskova’ya tamamen Batı’nın tarafında olmadığını gösteriyor. İç kamuoyuna ise “Batı’ya boyun eğmeyen lider” görüntüsü sunuyor. Sonuçta ortaya bir tür jeopolitik dokunulmazlık çıkıyor.
Avrupa demokrasi, hukuk devleti ve geçmişle yüzleşme istiyor. Ama aynı zamanda Balkanlar’da istikrar istiyor ve Rusya’nın bölgedeki etkisini sınırlamaya çalışıyor. Bunun için de Belgrad’ı tamamen kaybetmek istemiyor. İşte sorun burada başlıyor. Sırbistan’ın stratejik öneminin artması, Belgrad’ın daha sorumlu davranmasını gerektirmeli. Fakat pratikte çoğu zaman tam tersi oluyor. Stratejik önem siyasi tolerans üretiyor.
Bu nedenle asıl mesele Mladiç’e devlet töreni yapılıp yapılmayacağı değil. Kuşkusu bu çok çirkin bir konu ama asıl mesele Sırbistan’ın böyle bir adım atarken ciddi bir uluslararası bedel ödemeyeceğini düşünmesi. Srebrenitsa’nın üzerinden otuz yıldan fazla zaman geçti. Avrupa o günlerde “bir daha asla” demişti.
Bugün sınanan tam da bu söz.
Çünkü savaş suçlarını hatırlamak yalnızca kurbanları anmak değildir. Suçluları kahramanlaştırmanın siyasi bir maliyeti olması gerektiğini de kabul etmektir. Eğer o maliyet ortadan kalkarsa geçmiş unutulmaz.
En tehlikelisi de, yeniden kullanılabilir hale gelir.
16 Ağustos 2026’da ilan edilen Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı ile Kuzey Ege Deniz Millî Parkı,…
Tamam, “Türkiye demeyelim”, konuyu sadece PKK’nın silah bırakmasına sıkıştırmayalım. Tamam, “Çözüm süreci” de demeyelim; akla…
DEM Parti İmralı heyeti 26 Ağustos’ta Ankara’da Starton Otel’de bir basın toplantısı düzenledi. İmralı heyetinden…
Türkiye önümüzdeki kışa hazırlanırken yalnızca petrolün, doğal gazın ve elektriğin fiyatına bakmamalı. Bence masanın üzerine…
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kendini feshedip Suriye ordusuna katıldığı 25 Ağustos akşamı Şam’da lideri Mazlum…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire, Osman Kavala’nın haklarının ihlal edildiğine dair ikinci başvurusunda…