Categories: Siyaset

Erdoğan seçmenin oy tercihini ekonomiden soyutlamayı başarabilecek mi?

Erdoğan ve Bahçeli ittifakının ekonomik kriz sürdükçe seçim kazanamayacağı 2024’te anlaşılınca “Kazanamıyorsan kaybettir” stratejisine geçildi. (Foto:Cumhurbaşkanlığı)

Aslında AK Parti’nin 2024’te yerel seçimlerde CHP’nin gerisine düşmesinden itibaren izlediği “Kazanamayacaksan kaybettir” stratejisinin bir amacı da bu. Ekonomik krizden çıkamadıkça AK Parti-MHP Cumhur İttifakı’nın oy oranını 2024’te aldığı toplam (35,5+5) 40,5’ten, Cumhurbaşkanlığı seçimi için gerekli yüzde 50+1 oya çıkarmasının mümkün olmadığı görüldü.

Kısa süren “normalleşme” baharının ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan muhalefetin asıl gücünün, kendisi de o yoldan geçtiği için, belediyeler olduğunu, belediyeler muhalefette kaldıkça dengenin iktidar aleyhine değişmeye devam edeceğini gördü. “Silkeleyin” talimatının yalnızca belediyelerin sigorta prim borçları için gerekli olmadığını neredeyse çeyrek asırdır Erdoğan yönetimine âşina olan tüm devlet aygıtı anladı.

Size verilecek oylar yeterince artmayacaksa, oranı tutturmanın yolu rakibinize verilecek oyların azalmasını, ya da sandığa gitmemesini sağlayarak oranı lehinize çevirmektir.

Belediyelerin hedef seçilmesi

2024 Ekim ayında, o dönem Özgür Özel yönetiminde CHP’nin “Kent uzlaşısı” siyaseti çerçevesinde Kürt seçmenle, DEM Parti ile güç birliğinin en somut göstergesi sayılan İstanbul, Esenyurt Belediyesi’yle başlayan, Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hapse konulmasıyla zirveye ulaşan ve halen devam eden siyasi operasyonun amacı buydu.

Belediyelerin bir başka özelliği de siyasetin finansmanı yasasının pratikte işlemediği ülkemizde siyasetin belediye kaynaklarınca yürütülmesiydi ve belediyelerin muhalefete geçmesi iktidarın o şehirlerdeki destek kaynaklarının kesilmesi demekti.

Ama işin iki boyutu daha vardı.

Biri, CHP’nin açılan yolsuzluk soruşturmalarının yanı sıra 2023 kurultayında seçilmiş Özel yönetimine karşı açılan davalarla yıpratılması, yönetimin düşürülmesi ve nihayet yeni Parti’nin kurulmak zorunda kalmasıyla bölünmesi oldu.

Diğeri, ana muhalefetin Kürt seçmen tabanıyla gelecek seçimlerde de güç birliği yapma ihtimalinin ortadan kaldırılmasıydı.

Oy tercihini ekonomiden soyutlamak

O da Ekim 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından dillendirilen Terörsüz Türkiye süreci sırf bunun için ortaya atılmadı; Erdoğan’ın “iç cephenin tahkimi” diye tanımladığı iç barış, dış politika açısından da stratejik bir zorunluluk haline gelmişti. Ancak muhalefetin seçim güç birliği yolunun kesilmesinden AK Parti-MHP ittifakının DEM ile muhtemel bir Anayasa değişikliğine gidebilecek ihtimalleri de yan ürün olarak bünyesinde taşıyordu.

DEM Partililere sorduğunuzda “Artık bize ihtiyaç yok ki” gibilerinden yanıtlar alıyorsunuz ki bunda haklılar. Bölünmüş muhalefetin de etkisiyle, Erdoğan’ın rozet takması için kuyrukta bekleyen milletvekilleriyle Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesine kapı açacak 360 eşiği zorlanabilir.

Muhalefetin parçalanıp seçmeninin en azından sandığa gitmeyecek tepki durumuna gelmesi Erdoğan’ın işine elbette yarar, ama asli sorun hâlâ değişmedi: kendisini başta görmek isteyen seçmenin oy tercihini ekonomik sıkıntılardan soyutlamayı başaracak mı? 2024’ten bu yana mevcut çatışmalara ek olarak ABD-İsrail’in İran’a saldırmasıyla mevcut enerji krizinin daha da arttığını, bunun Türkiye’yi fena etkilediğini hesaba katarak sormak gerekiyor.

Seçim günü geldiğinde

Başarıya ulaşırsa Terörsüz Türkiye süreciyle iç barışın yolunda adım atmaktan silah sanayindeki başarıları öne çıkarmaya, o arada muhalefetin “beceriksizliğini” göstermeye dek adımlar, seçmenin ekonomideki görünümü, geçim sıkıntısını unutup Erdoğan’a oy vermesini sağlayacak mı?

“Kazanamayacaksan kaybettir” stratejisi tutarsa, bu da siyasi tarihimizde yeni bir örnek oluşturacak.

Olup olmayacağını seçim günü göreceğiz.

Hep eklemek gerekiyor: siyasi tarih evdeki hesapların çarşıya uymaması örneklerinin zaman akışıyla sıralanmasıdır. Halkın iradesi ne yönde oluşmuşsa, o esastır. Kul kurar, kader güler.

Seçim günü demişken: Cumhurbaşkanının söylediklerinin çoğu çıkan, çünkü içeriden konuşan Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum, kim bilir kaçıncı defadır seçim 16 Nisan 2028’de dedi ama birim zehir hafiye yorumcularımız hâlâ “çok özel kulis” diye ekleyerek “2028 baharına kalabilir” bilgiçliğinden vazgeçmediler.

“Neremiz doğru ki?” derseniz, siz de haklısınız.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Yeni Parti’den Ticaret ve Aile bakanlarına fon krizi soruları

Özgür Özel, fon krizi bilgisi dahilindeyse Erdoğan'ın hesap vermesi, değilse yönetme kabiliyetini yitirdiğini kabul etmesi…

13 saat ago

Karadeniz’de çatışma riski artıyor: son üç günde üç gemi batırıldı

Son gelişmeler Karadeniz'i Türkiye için giderek bir arabuluculuk meselesinden doğrudan bir ulusal güvenlik meselesine dönüştürüyor.

19 saat ago

İzmir’i seçimle alamayan Erdoğan, Cemil Tugay’ı aldı: Bu bir zafer mi?

Tugay'ın CHP oylarıyla seçildiği İzmir Belediyesini Erdoğan'a vermesi, muhalefete bir darbe daha oldu. Bakalım AK…

1 gün ago

Fon krizi ortasında bir ölümün anatomisi ve açıklanmayı bekleyen isimler

Gündemden düşmeyen fon krizinin piyasalar ve siyasetteki etkisi, temerrüde düşen bir fon şirketi yöneticisinin intihar…

2 gün ago

Silahlar susarsa para nereye gidecek? Barışın ekonomik temettüsü

Terörsüz Türkiye süreciyle PKK'nın silahları bırakması mümkün olursa, barışın hukuki planlamasının yanında ekonomik planlaması da…

3 gün ago

Yeni Parti’nin fon krizindeki yeni hedefi AK Partili Ömer Çelik

Daha önce Fatna betük sayan Kaya ve Ömer Gönül isimlerini ortaya atan Yeni Parti sözcüsü…

3 gün ago