Siyaset

Birleşik Krallık Dağılıyor mu?

Asıl mesele “Birleşik Krallık gelecek yıl dağılır mı?” sorusu değil: Westminster’ın aynı anda ekonomik durgunluk hissi, yükselen İngiliz milliyetçiliği, İskoç ve Galli özerklik talepleri ve İrlanda birleşmesi tartışması arasında yeni bir birlik hikâyesi üretip üretemeyeceği.

Bir devletin parçalanması her zaman tanklarla, sokak çatışmalarıyla ya da bir gecede değişen sınırlarla başlamıyor. Kimi zaman daha sessiz ve uzun sürede oluyor.  Merkez, ülkenin farklı parçalarına neden hâlâ birlikte kalmaları gerektiğini anlatma kapasitesini yavaş yavaş kaybediyor.

Bugün Birleşik Krallık’ta yaşananları biraz da böyle okumak gerekiyor. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın bağımsızlık ya da anayasal statü değişikliğini savunan liderlerinin Cardiff’te ortak bir siyasi zemin üzerinde buluşması bu nedenle sıradan bir bölgesel zirve değil. İskoçya’da SNP lideri John Swinney, Galler’de Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth ve Kuzey İrlanda’da Sinn Féin’den Michelle O’Neill’in yönetimde olduğu bir dönemde üç yönetim, kendi geleceklerine ilişkin referandum düzenleme hakkını Westminster’a karşı ortak bir talep haline getiriyor.

Cardiff’te ortaya çıkan tablo bize Birleşik Krallık’ın yarın dağılacağını söylemiyor, fakat bundan on yıl önce büyük ölçüde İskoç milliyetçiliğiyle sınırlı görülen “Birleşik Krallık’ın geleceği” sorusunun artık devletin tamamını ilgilendiren kalıcı bir anayasal mesele haline geldiğini gösteriyor.

Brexit’in vaat ettiği egemenlik şimdi Westminster’ı vuruyor

Bu sürecin temel kırılma noktalarından biri Brexit. Brexit’in büyük paradoksu, Britanya’nın egemenliğini Brüksel’den Westminster’a geri getirme iddiasıyla başlamışken, sonunda Westminster’ın kendi ülkesinin parçaları üzerindeki meşruiyetini tartışmaya açması oldu. İskoçya Avrupa Birliği’nde kalmak istedi ancak İngiltere AB’den çıktı.  Kuzey İrlanda’da Brexit, Hayırlı Cuma Anlaşması sonrasında mümkün olduğunca görünmez hale getirilmeye çalışılan İrlanda sınırını yeniden siyasetin merkezine taşıdı. Galler ise Brexit’e başlangıçta destek vermesine rağmen bugün bağımsızlık yanlısı Plaid Cymru tarafından yönetiliyor. Bir başka ifadeyle Brexit dışarıya karşı egemenliği güçlendirme iddiasıyla yola çıkarken içeride birden fazla egemenlik talebini kuvvetlendirdi.

Buna bir de ekonomiyi eklemek gerekiyor. Enerji maliyetleri, yüksek borçlanma maliyetleri, kamu hizmetleri üzerindeki baskı, konut sorunu ve yıllardır hissedilen reel gelir sıkışması, Westminster’ın “birlik içinde refah” vaadini de aşındırıyor. Londra’nın merkezi dışında ada ekonomik olarak çok zor durumda. Bu bağlamda da Londra ekonomik merkez olmanın avantajlarını çevreye dağıtamıyor ve Edinburgh, Cardiff ya da Belfast’taki “neden birlikte kalıyoruz?” sorusu doğal olarak daha yüksek sesle sorulmaya başlanıyor.

İskoçya’dan büyük sorun İngiltere olabilir

Ancak paradoksal olarak bu üç siyasi hareket aynı şeyi istemiyor. İskoç milliyetçiliğinin hedefi bağımsız bir devlet. Kuzey İrlanda’daki Sinn Féin’in hedefi bağımsız bir Kuzey İrlanda değil, İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme. Galler’de ise bağımsızlık düşüncesinin toplumsal zemini İskoçya kadar güçlü değil. Cardiff’te ortaya çıkan şey bu nedenle yeni bir siyasal birliktelik değil. Sadece Westminister’a ortak bir karşı çıkış.

Fakat meselenin karışıklığı da burada ortaya çıkıyor. Zira sorun ayrılıkçılardan çok İngiltere gibi duruyor.  İngiltere nüfusun çok büyük bölümünü oluşturuyor ve hem bir ülke hem de fiilen Birleşik Krallık’ın devleti gibi davranıyor. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın kendi siyasi kurumları bulunurken İngiltere’nin aynı nitelikte ayrı bir parlamentosu yok. Westminster hem Britanya’nın hem de büyük ölçüde İngiltere’nin siyasal merkezi. Bu asimetri şimdi sağcı ve popülist Reform UK’nin yükselişiyle daha da önemli hale geliyor. Nigel Farage’ın partisi göç, sınırlar, enerji, ulusal egemenlik ve İngiliz/Britanyalı kimliği üzerinden güçlü bir siyasal mobilizasyon yaratıyor ve bu giderek büyüyor.

İşte bu da diğer bir paradoks. Birleşik Krallık’ı korumayı savunan sert bir İngiliz milliyetçiliği, İskoçya ve Galler’de tam tersine ayrılıkçı siyaseti besleyebilir. İngiltere siyaseti ne kadar göç karşıtı, merkeziyetçi ve Brexitçi bir eksene doğru kayarsa, Edinburgh ve Cardiff’in Londra’dan siyasi ve kültürel olarak uzaklaşması da o kadar kolaylaşabilir. Yani Birliği kurtarmayı amaçlayan siyaset, farkında olmadan Birliğin çözülmesini hızlandırabilir.

Trump, İsrail ve “özel ilişkinin” yeni sınırları

Bütün bunları daha dikkat çekici hale getiren ise Donald Trump’ın son çıkışları oldu. Trump 13 Eylül’de İrlanda’nın birleşmesini desteklediğini yeniden açık biçimde söyledi. Bir Amerikan başkanının Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği hakkında bu denli rahat konuşması bile başlı başına olağan dışı. Üstelik Trump’ın Londra’ya yönelik hoşnutsuzluğu yalnızca Britanya’nın iç siyasetiyle ilgili değil. Eylül başında Britanya’yı göç ve enerji politikaları nedeniyle “felaketin eşiğinde” olmakla suçladı ve Burnham hükümetini sert biçimde eleştirdi.

Kuşkusuz Londra’nın İsrail politikasında Washington’dan daha belirgin biçimde ayrışması da diğer bir mesele. Burnham hükümeti Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlere yönelik yaptırımları savunurken, İsrail bu adıma İngiliz konsolosluğunu kapatmaya kadar varan sert karşılık verdi. ABD yönetimi de Londra’nın yaklaşımına sıcak bakmıyor. Dolayısıyla tarihsel “özel ilişki” artık otomatik bir siyasi uyum üretmiyor. Trump’ın bir yandan Londra hükümetini göç, enerji ve İran üzerinden eleştirip diğer yandan birleşik İrlanda fikrine sempati göstermesi, Birleşik Krallık’ın dışarıdan da eskisi kadar dokunulmaz bir siyasi bütünlük olarak görülmediğinin göstergesi.

Birleşik Krallık artık batan bir imparatorluk

Asıl mesele “Birleşik Krallık gelecek yıl dağılır mı?” sorusu değil. Asıl mesele, Westminster’ın aynı anda ekonomik durgunluk hissi, yükselen İngiliz milliyetçiliği, İskoç ve Galli özerklik talepleri ve İrlanda birleşmesi tartışması arasında yeni bir birlik hikâyesi üretip üretemeyeceği. Çünkü devletleri sonsuza kadar bir arada tutan şey haritalar değil, birlikte yaşamanın avantajlı olduğuna duyulan inançtır. O inanç kaybolmaya başladığında sınırlar bir süre daha bir arada kalınabilir ve tek bir bayrak her yerde dalgalanabilir. Ancak bunun da sınırları olur. Bugün Britanya açısından asıl tehlike de tam olarak bu. Birleşik Krallık henüz dağılmıyor ama giderek daha fazla insan onun neden hâlâ “birleşik” kalması gerektiğini sorguluyor.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Fidan’ın iki günde iki ziyareti: iç ve dış politika nerede kesişiyor?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 12 Eylül Cumartesi günü Diyarbakır, 13 Eylül Pazar günü Şam’da verdiği…

4 saat ago

Erdoğan’ın seçim takvimi az çok belli, neyi tartıştığımızı anlamıyorum

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan uzun hafta sonu tatili için gittiği memleketi Güneysu’da “Önümüzdeki seçimi atlatalım” deyince,…

1 gün ago

Silahlar Bırakılmadan Öcalan’a Statü Olur mu?

Gazeteci Nagehan Alçı’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmeden aktardığına göre, Abdullah Öcalan…

1 gün ago

Yapay Zekâ Eylem Planı’nın Olumlu ve Olumsuz Yönleriyle Eksiklikleri

Yeni Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı 18 Ağustos 2026’da yayınlandı. Yapay zekâ uygulamalarının olumlu yanlarının…

2 gün ago

Dört Boğaz, Tek Enerji Krizi: Dünya Petrolünün Damarları Daralıyor

Yemen’de Husilerin hükümet güçlerine son saldırısıyla Meyyun Adası’nı ele geçirmeleri sadece Babülmendep Boğazı'nda gemi trafiğinin…

2 gün ago

Bir diplomatın gözünden “kolorduya bedel” istihbaratçı Kâşif Kozinoğlu

Apar topar kapatılınca unutulacağı düşünülen “soğuk dosyaların” yeniden açılması son dönemlerde alınan en isabetli kararlar…

3 gün ago