

Türkiye’de felsefe ve insan hakları mücadelesi deyince akla gelen ilk isim olan “hocaların hocası” filozof İoanna Kuçuradi vefat etti.
Türkiye’de felsefe ve insan hakları mücadelesi denildiğinde akla gelen ilk isim olan akademi dünyasının “hocaların hocası” Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti. Sadece akademinin steril koridorlarında değil, toplumsal vicdanın tam merkezinde konumlanan Kuçuradi, düşünceyi eylemle birleştiren nadir entelektüellerden biriydi. Onun vefatı, yalnızca akademik bir kayıp değil; Türkiye’nin eleştirel aklının ve etik pusulasının en güçlü seslerinden biriydi.
1936 yılında İstanbul’da Rum kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Kuçuradi, Zapyon Rum Kız Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Felsefi çizgisinin temellerini Takiyettin Mengüşoğlu ve Ernst von Aster gibi öğretmenlerin derslerinde atan Kuçuradi, insanı merkeze alan varoluşçu ve etik ağırlıklı yaklaşımını henüz o yıllarda şekillendirdi.
Bir süre Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde ders verdikten sonra, Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde kurduğu felsefe bölümleriyle akademik altyapıyı baştan inşa etti. Kuçuradi, felsefenin odalara hapsedilmiş teorik bir disiplin değil, gündelik hayatın ve devlet aklının tam göbeğinde yer alması gereken bir “değerlendirme aracı” olduğunu savundu.
Türkiye Felsefe Kurumu liderliği
1979 yılında kurduğu ve uzun yıllar başkanlığını yürüttüğü Türkiye Felsefe Kurumu (TFK), onun kurumsal mirasının amiral gemisi oldu. TFK çatısı altında felsefeyi lise müfredatlarından cezaevlerine, sivil toplumdan uluslararası diplomasiye kadar taşıdı. Dünya Felsefe Dernekleri Federasyonu (FISP) Başkanlığına seçilerek uluslararası alanda bu göreve getirilen ilk kadın ve Türkiye’den ilk filozof unvanını kazandı.
İnsan hakları alanındaki kurumsal çabalarıysa devrim niteliğindeydi. Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni kurdu; UNESCO İnsan Hakları Kürsüsü’nün başkanlığını üstlendi. Türkiye’de insan hakları ihlallerinin, kavram karmaşalarının ve etik krizlerin yaşandığı her dönemde, siyasi kamplaşmaların ötesine geçebilen tarafsız fakat tavizsiz bir insan hakları çizgisi inşa etti.
Kuçuradi’nin “Nietzsche ve İnsan”, “Schopenhauer ve İnsan”, “İnsan ve Değerleri”, “Etik”, “Sanata Felsefeyle Bakmak” ve “Çağın Olayları Arasında” adlı eserleri bulunuyor.
Kuçuradi’nin ödülleri ve unvanlar
Kuçuradi’nin felsefe ve insan haklarına katkıları küresel ölçekte karşılık buldu. Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü, Almanya Liyakat Nişanı, UNESCO Aristoteles Madalyası, Fransa Palmes Académiques Nişanı, Goethe Madalyası, ODTÜ Senatosu Özel Ödülü ve Aydın Doğan Vakfı Ödülü gibi saygın ödüllere layık görüldü. Birleşmiş Milletler ve UNESCO nezdinde insan hakları kavramının yalnızca hukuki bir metin değil, felsefi bir değer olduğunu ısrarla vurguladı.
Onun felsefesi, süslü teorilerden ziyade eyleme dayalı bir vicdan manifestosuydu. İnsan onurunun edilgen bir durum olmadığını savunurken kurduğu şu cümleler zihinlere kazındı:
• “İnsan onuru sizin başınıza gelen değil, başkasının başına gelen bir olay karşısında sizin nasıl bir tutum sergilediğinizle ilgilidir. Biz, insan onurunu uğradıklarımızla değil, yaptıklarımızla koruruz.”
Benzer şekilde, fikir özgürlüğü tartışmalarında kutuplaşmayı ortadan kaldıran yalın tespiti de onun değer merkezli bakışının özetiydi:
• “Fikirler saygı konusu değildir; insanlar saygı konusudur. Fikirler değerlendirme konusudur.”
Yaşarken değeri bilinen entelektüel
Toplum olarak değerlerimizi yitirdikten sonra hatırlama hastalığımız düşünüldüğünde, Kuçuradi bu açıdan nadir bir ayrıcalık yaşadı. Sağlığında kıymeti bilindi; öğrencileri ve entelektüel çevreler tarafından bir deniz feneri gibi görüldü.
Arkasında bıraktığı etkiyi meslektaşlarının sözlerinde görmek mümkündür. Felsefeci ve yazar Prof. Dr. Ahmet İnam, Kuçuradi’nin ardından onu “Türkiye’de felsefeyi akademik bir meslek olmaktan çıkarıp bir yaşam biçimi ve toplumsal sorumluluk haline getiren abidevi bir figür” olarak nitelendirdi. İnsan hakları savunucuları ise onun için “Devlet ile birey arasındaki krizlerde felsefi aklı ve vicdanı temsil eden tek kişilik bir kurumdu” değerlendirmesini yaptı.
İoanna Kuçuradi, arkasında yüzlerce öğrenci, onlarca eser ve kavramsal netliğini yitirmiş bir dünyaya bırakılmış güçlü bir etik miras bırakarak, 90’ıncı yaş gününe iki gün kala, 2 Ekim 2026’da aramızdan ayrıldı.
Geride “Nietzsche ve İnsan”, “Schopenhauer ve İnsan”, “İnsan ve Değerleri”, “Etik”, “Sanata Felsefeyle Bakmak”, “Ahlak, Etik ve Etikler” ve “Çağın Olayları Arasında” gibi kitaplar da bırakan Kuçuradi, doğum günü olan 4 Ekim’de, son olarak ders verdiği İstanbul Maltepe Üniversitesi’nde düzenlenen törenin ardından Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’nda toprağa verilecek.


