Gazeteci Alican Uludağ, Cumhurbaşkanına hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve devleti ve yargı organlarını alenen aşağılama suçlamalarıyla hakkında 19 yıl 4 ay 15 güne kadar hapis cezası istenen davanın 21 Ekim’deki duruşmasında tahliye edildi. Ankara 57’inci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada tutulduğu Silivri Cezaevi’nden SEBGİS sistemiyle video bağlantısıyla katılan Uludağ, savcının tutukluluğun devamını istemesine
19 Mayıs 1919 Türkiye’nin Türkiye olması tarihinin dönüm noktasıdır. Bazı askeri tarihçiler Kurtuluş Savaşının başlangıcını 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi, silah bırakışma anlaşması olarak alırlar. Aslında silah bırakan, bıraktırılmak istenen sadece Osmanlı idaresindeki Türk ordusudur. Ordudaki direniş silah bırakmayı reddetme, saklama şeklinde başlamıştır. Kimi tarihçiler direniş ruhunun aslında 1915 Çanakkale’de ateşlendiği gerçeğinden yola çıkarak Çanakkale’yi
Bir süredir, günlerimin büyük bölümü hastanelerde geçiyor. Prof. Dr. Mehmet Haberal ile de geçen gün kurucusu olduğu Başkent Üniversitesi Hastanesi’nde karşılaştım. Mısır’da transplantasyon ve üroloji alanlarında ülkelerinin önde gelen 2 bine yakın bilim insanının katıldığı Kahire’deki konferanstan yeni döndüğünü söyledi. Konferansa bizzat Haberal’ın adı verilmiş ve toplantı günü de takvimine göre düzenlenmiş. Haberal, sonra Mısır’ın
Hüsamettin Cindoruk’u en iyi anlatan cümle şu olsa gerek: “Demokrasinin avukatıydı.” Yassı Ada yargılamalarında daha 20’li yaşlarda başladığı demokrasi ve avukatlık mücadelesinden bir gün ödün vermedi. Zincirbozan ile devam eden süreçte de mücadelesinden geri durmadı. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Başbakan Adnan Menderes’in de yargılandığı Yassıada Davası’nda, Ankara Hukuk Fakültesi’ni daha yeni bitirmiş genç bir
Devlet dersinde hep aykırı gitmiş, hep sınıftan atılmış bir aydındı Yalçın Küçük, ama aslında o hep devlete talipti. Devleti, genç bir bürokrat olarak tanıştığı Devlet Planlama Teşkilatı’nda tanımış ve yönetmeye talip olmuştu. Devlet, kendi anlayışı içinde bir sosyalist iktidar tarafından yönetilmeliydi. Sosyalizm de iktidara giden bir yoldu onun için. Bu devlet devrilecekti, yeniden kurulacaktı. Devrimciliği
İlber Ortaylı “Hocayı” 16 Mart 2026 günü uğurladık. O’na “Türkiye’nin Hocası” unvanı yakıştırılıyor. Çok yerinde bir sıfat. Vefatının ülke çapında yarattığı üzüntü onun bu mertebesini teyit etti. Evrensel düzeydeki üstün akademik başarısının ötesinde, kendi şahsında Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bir fikir ve duygu sentezini ifade ve temsil ediyordu. Toplumsal bilinç ve vicdanımıza sevecen ve bir o
Artık aramızda değil. Türkiye yalnızca bir tarihçisini değil, aynı zamanda entelektüel hayatına renk ve dinamizm katan güçlü bir karakterini uğurladı. Büyük entelektüeller çoğu zaman yalnızca akademik üretimleriyle değil, aynı zamanda güçlü kişilikleriyle de tartışma yaratırlar. İlber Ortaylı da böyle bir isimdi. Nadir Yetişen Bir Entelektüel Bütün polemiklerin ötesinde şu gerçeği teslim etmek gerekir: Türkiye’de Ortaylı
Tarihçi İber Ortaylı 16 Mart’ta İstanbul, Fatih Camiinde binlerce kişinin katıldığı cenaze namazı ardından toprağa verildi. Bir dizi rahatsızlık nedeniyle tedavi altında olduğu Koç Üniversitesi Hastanesinde 13 Mart’ta vefat eden Ortaylı için ilk tören yıllarca öğretim üyeliği yaptığı Galatasaray Üniversitesinde yapıldı. Ortaylı’nın cenazesi daha sonra Fatih Camiine nakledildi. İkindi namazının ardından da Fatih Sultan Mehmet’in
Gezegenin krizlerle çalkalandığı bir dönemde korumayla bilimsel anlamda ilgilenmek ne anlama gelir? Belki de bu sorunun cevabını bir isimde aramalıyız: Jane Goodall. Çünkü o, bilimin soğuk verilerini hayatın sıcak nabzıyla buluşturdu; insan ve doğa arasında köprüler kurdu. Çocukluğunda bir tavuk kümesinde başlayan merakını, ormanların kalbine taşıdı. Ve orada sadece şempanzeleri değil, insanlığın kendi aynasını da









