Hüsamettin Cindoruk’u en iyi anlatan cümle şu olsa gerek: “Demokrasinin avukatıydı.” Yassı Ada yargılamalarında daha 20’li yaşlarda başladığı demokrasi ve avukatlık mücadelesinden bir gün ödün vermedi. Zincirbozan ile devam eden süreçte de mücadelesinden geri durmadı. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Başbakan Adnan Menderes’in de yargılandığı Yassıada Davası’nda, Ankara Hukuk Fakültesi’ni daha yeni bitirmiş genç bir
Devlet dersinde hep aykırı gitmiş, hep sınıftan atılmış bir aydındı Yalçın Küçük, ama aslında o hep devlete talipti. Devleti, genç bir bürokrat olarak tanıştığı Devlet Planlama Teşkilatı’nda tanımış ve yönetmeye talip olmuştu. Devlet, kendi anlayışı içinde bir sosyalist iktidar tarafından yönetilmeliydi. Sosyalizm de iktidara giden bir yoldu onun için. Bu devlet devrilecekti, yeniden kurulacaktı. Devrimciliği
İlber Ortaylı “Hocayı” 16 Mart 2026 günü uğurladık. O’na “Türkiye’nin Hocası” unvanı yakıştırılıyor. Çok yerinde bir sıfat. Vefatının ülke çapında yarattığı üzüntü onun bu mertebesini teyit etti. Evrensel düzeydeki üstün akademik başarısının ötesinde, kendi şahsında Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bir fikir ve duygu sentezini ifade ve temsil ediyordu. Toplumsal bilinç ve vicdanımıza sevecen ve bir o
Artık aramızda değil. Türkiye yalnızca bir tarihçisini değil, aynı zamanda entelektüel hayatına renk ve dinamizm katan güçlü bir karakterini uğurladı. Büyük entelektüeller çoğu zaman yalnızca akademik üretimleriyle değil, aynı zamanda güçlü kişilikleriyle de tartışma yaratırlar. İlber Ortaylı da böyle bir isimdi. Nadir Yetişen Bir Entelektüel Bütün polemiklerin ötesinde şu gerçeği teslim etmek gerekir: Türkiye’de Ortaylı
Tarihçi İber Ortaylı 16 Mart’ta İstanbul, Fatih Camiinde binlerce kişinin katıldığı cenaze namazı ardından toprağa verildi. Bir dizi rahatsızlık nedeniyle tedavi altında olduğu Koç Üniversitesi Hastanesinde 13 Mart’ta vefat eden Ortaylı için ilk tören yıllarca öğretim üyeliği yaptığı Galatasaray Üniversitesinde yapıldı. Ortaylı’nın cenazesi daha sonra Fatih Camiine nakledildi. İkindi namazının ardından da Fatih Sultan Mehmet’in
Gezegenin krizlerle çalkalandığı bir dönemde korumayla bilimsel anlamda ilgilenmek ne anlama gelir? Belki de bu sorunun cevabını bir isimde aramalıyız: Jane Goodall. Çünkü o, bilimin soğuk verilerini hayatın sıcak nabzıyla buluşturdu; insan ve doğa arasında köprüler kurdu. Çocukluğunda bir tavuk kümesinde başlayan merakını, ormanların kalbine taşıdı. Ve orada sadece şempanzeleri değil, insanlığın kendi aynasını da
Ayvalık kıyılarında yapılan yeni bir arkeolojik keşif, insanlığın Avrupa’ya uzanan yolunu yeniden düşünmemizi sağlıyor. Bölgede farklı noktalardan toplanan 138 taş alet, Anadolu’nun yalnızca bir köprü değil, bizzat geçişin yaşandığı bir sahne olduğunu hatırlatıyor. The Journal of Island and Coastal Archaeology, yayımlanan bir araştırma, Ayvalık ve çevresinin de bu büyük yürüyüşün bir parçası olabileceğini ortaya koyuyor. Ankara
30 Ağustos Zafer Bayramı’nı Bağımsızlık Savaşımızın son perdesi olan Büyük Taarruzun 1922’de tamamlandığı gün olarak kutluyoruz. Bugün Zaferin kime ve neye karşı kazanıldığını hatırlamak ve bununla yüzleşmek zorundayız. Türkiye’de kitleleri vatan kavramıyla tanıştıran Namık Kemal oldu. “Vatan Yahut Silistre” eserinin sahnelenmesi ve halktan büyük ilgi görmesi üzerine Payitaht tarafından gönderildiği sürgünlerde 47 yaşında vefat etti.
Altan Öymen’in 19 Temmuz’da vefat haberi ardından çok meslektaşı, arkadaşı yazdı. Ben özellikle biraz bekledim. Altan Abi’nin bana anlattığı, belki aktardığı demeliyim bazı bilgilerin vefatına duyulan hüzün dolu anma yazıları arasında kalmasını istemedim belki. Bir yandan da o bilgilerin başka nerelerden su yüzüne çıkacağını merak ediyordum. Altan Abi için bugün yazmayı planlıyordum ki dün 26









