Bir enerji haritasına baktığınızda boru hatları görürsünüz. Ben baktığımda devlet başkanlarını, diplomatları, petrol şirketlerini, geceler boyu süren müzakereleri; Moskova’dan Washington’a, Ankara’dan Astana ve Bakü’ye uzanan güç mücadelelerini görüyorum. Bu mücadele bugünlerde Kazak ve genel olarak Hazar petrollerinin Rusya’ya uygulanan ABD ve AB yaptırımlarına takılmadan dünya pazarlarına ulaştırılabilmesi bakımından hararetlenmiş görünüyor ve doğal olarak Türkiye’yi
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 7 Haziran’da yapılan seçimlerde zaferini ilan etti. Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile (ki buna Gürcistan’ı da katmamız gerekiyor) barış öngören Sivil Sözleşme Partisi, en yakın rakibi, Samvel Karapetyan’ın Rusya destekli, uzlaşma karşıtı Güçlü Ermenistan Partisi’ne açık fark attı. “Savaşa devam” ortaklığı diyebileceğimiz, Taşnakların da desteğini alan, önceki başbakanlardan Robert Koçaryan’ın liderliğinde
Millî Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) 13 ülkede 70 binden fazla birliği bulunuyor. Bu TSK’nın TBMM’de kabul edilen bütçeye göre 550 bin olan aktif birliklerinin yaklaşık 8’de biri, ya da yüzde 13’ünün Türkiye sınırları dışında görev yaptığı anlamına geliyor. Türkiye’nin yurt dışındaki askeri birliklerinden 11’i bulundukları ülkede ikili ve/veya çok taraflı anlaşmalara
Tarihte bazı dönemler vardır; enerji artık sadece ekonomik bir meta olmaktan çıkar, jeopolitik düzenin belirleyici sütunlarından birine dönüşür. Tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz. Hazar havzasından Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan yeni enerji haritası artık parçalı değil; giderek birbirine bağlanan, iç içe geçen bir sisteme dönüşüyor. Dünyanın bu bölgesinde Türkiye merkezli yeni bir
Dün, 13 Ocak’ta, TBMM standartlarına göre bile alışılmadık bir gelişme oldu. MHP lideri Devlet Bahçeli, olayların devam ettiği ve öldürülen göstericilerin arttığı İran’daki Azeri Türk (*) toplumuna Meclis kürsüsünden şifreli bir çağrıda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasının ana fikri aslında ABD ve İsrail’in bölgemizdeki Siyonist ve emperyalist niyetleriydi. Örneğin, kendi başlattığı terörsüz Türkiye sürecinin Suriye ayağında, SDG’nin
Avrupa’nın enerji güvenliği tartışması, Rusya’nın arz haritasındaki ağırlığının azalmaya başladığı 2022’den sonra kökten değişti. Bugün Brüksel’de “enerji güvenliği” denince ilk akla gelen kavram artık fiyat değil; kırılganlık. Avrupa Birliği, en çok gazı kimin sağladığından ziyade, hangi tedarikçinin ve hangi güzergâhın Avrupa’yı siyasi baskıdan, ani kesintilerden ve “tek düğmeye” bağımlılıktan uzak tuttuğuna bakıyor. Bu yeni denklemde









