
Türk dış politikasında işlerin pek umulduğu gibi gitmediği bir dönemde Azerbaycan ile yaşanan gerilim, soruna dönüşmeden bir an önce giderilmeli. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)
Bugün Azerbaycan’ın Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, 18 Ekim 1991’de yeniden bağımsız bir ülke olmasının yıl dönümü. Bu yıl dönümü Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin hayli sorunlu olduğu bir döneme rastladı.
O kadar ki, Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği dün bir X mesajıyla Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 15 Ekim’de Bakü’de bulunduğu sırada Azerbaycan aleyhine gizli temaslarda bulunduğu haberini yalanlamak zorunda kaldı. Yalanlamada Azerbaycan’da “hökumət yönümlü”, yani hükümet yanlısı olarak tanımlanan Qafqazinfo haber sitesi “başta olmak üzere” yer aldığı haberlerde “içişlerine müdahale planları”, “istihbarat operasyonları”, “darbe ve kaos planları” ve “etki ajanları yetiştirme” gibi ifadelerin “kardeş Azerbaycan halkını Türkiye’ye karşı kışkırtmayı amaçlayan kasıtlı yalanlardan ibaret” olduğu, itibar edilmemesi gerektiği söyleniyor.
Yalanlanan haberleri başka açıdan şöyle özetleyelim. Tam 13 yıl Türkiye’nin istihbarat örgütünü yönetme deneyimine sahip Dışişleri Bakanı, tam da iki ülke ilişkilerinin gerildiği bir dönemde, uluslararası bir toplantıda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı temsilen gittiği uluslararası bir toplantı sırasında 1994’te Azerbaycan yasalarına göre kurulmuş Gençliğe Yardım Fonu’na gidip orada fotoğraf da çektirerek darbe örgütlüyor, öyle mi? Üstelik bunu hazır Bakü’ye gitmişken ilişkilerdeki gerilimi azaltmak için Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e mesaj taşıdığı sırada yapıyor, öyle mi? Böyle bir durum hayatın olağan akışına aykırıdır.
Bu gelişmelerin Türkiye-Azerbaycan arasındaki ilişkilerdeki gerginliğin sürmesinden yarar gözeten ülke ve çıkar gruplarını memnun ettiğini söylemek, en azından bunu söylemek mümkün.
Hiç bu kadar gerilmemişti
Azerbaycan’la ilişkilerin bu kadar gerildiği hiç olmamıştı. Hatta 1995’teki darbe girişiminde bile… Türk devlet yapısı içinde, yeraltı çıkar gruplarıyla da bağlantılı kişilerin Haydar Aliyev’i devirmek için, onun yurt dışında olduğu sırada harekete geçen Albay Rövşen Cevadov’la işbirliği yaptığı bilgisi, o dönem MİT Müsteşarı olan Sönmez Köksal tarafından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e bildirilmiş, Demirel’in Aliyev’e “Hemen ülkene dön, darbe yapılıyor” telefonuyla kalkışma bastırılmıştı. O dönem Demirel ve baba Aliyev’in “İki devlet, bir millet” sloganıyla yangını söndürmüşlerdi.
Bugün ilişkiler tam da Azerbaycan topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarmış, Türkiye ile siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerini ilerletmiş ve Ermenistan’la barış anlaşmasına bu kadar yaklaşılmışken bu gerilim ortaya çıktı.
Türkiye açısından ise Azerbaycan’la gerilim, dış politikada işlerin pek de umulduğu gibi gitmediği bir dönemde yaşandı.
Dış politikada pürüzler
Örneğin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump birbirlerine “dostum” diye övgüler dizse de somut ilerleme kaydedilemiyor. Nitekim, Millî Savunma Bakanlığı ABD’nin parası ödenmiş 6 adet F-35 uçağını vermemesinin ve genel olarak CAATSA yaptırımlarının “müttefiklik ruhu ile bağdaşmadığını” söyledi. Bu açıklamadan bir hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina ziyareti sırasında Rusya ile S-400 sorunu çözülmeden F-35 sorununun çözülmeyeceğini söylemişti.
ABD ve Fransa’nın Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve İsrail’in Türkiye’yi sıkıştırma gayretine verdiği destek Ankara’yı rahatsız ediyor.
Suudi Arabistan ve Pakistan’la Mekke Savunma Anlaşması’nın geçtiğimiz hafta TBMM’ye geleceği söylenmişti ama gelmedi. Meclis’e sunulacak olanın anlaşmanın tam metni mi yoksa basın açıklamasına benzer bir özeti mi olacağı belli değil.
Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz’de çatışma riskini tırmandırıyor.
İç ve dış siyasetin kesişme noktasındaysa, PKK’nın silah bırakmayı Öcalan şartına bağladığı yolundaki son beyanları hükümetin başını ağrıtıyor.
Azerbaycan gerilimi işte böyle bir atmosferde çıktı.
Azerbaycan ile gerilimin başlangıcı
Azerbaycan’ın 21 Eylül’de ilköğretim ve ortaöğretimde “dünyevilik (laiklik) ilkesine uygun olmayan” kıyafetlere yasak getirmesi ilk günlerde birkaç siyasi İslamcı yorumcu dışında Türkiye’de pek konu edilmedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 24 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda konuşurken ülkelerin çoğu salonu terk etti. Azerbaycan’ın terk etmemesi Türkiye’yi memnun etmedi ama bu konuda tepki verilmedi.
Azerbaycan’ın Karabağ’ı Ermenistan işgalinden kurtarmasında, Azerbaycan silahlı kuvvetlerine 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını yeniden ilan ettiği günden itibaren destek olan Türkiye’nin yanı sıra, Pakistan ve İsrail de yardımcı olmuştu. Ayrıca İsrail ham petrol ihtiyacının yarıya yakınını Azerbaycan’dan, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ile, yani Türkiye üzerinden alıyordu. Türkiye, Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım siyaseti uygulayan İsrail’le ticari ilişkilerini kesmiş olsa da BTC hattı işlemeye devam etti; neticede karar Azerbaycan’ındı.
Aliyev: burnunuzu sokmayın
O arada hem (artık Ortadoğu’da pek cismi kalmasa da ismi devam eden) Müslüman Kardeşler çizgisindeki Dünya Müslüman Alimler Birliği’nden ve Türkiye’deki bazıları AK Parti milletvekili olan siyasiler ve başta Yeni Akit olmak üzere siyasi İslamcı yorumculardan, Azerbaycan’ı kınayan çıkışlar ve Azerbaycan temsilcilikleri önünde protestolar başladı.
İlham Aliyev 2 Ekim’de lideri olduğu Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) kurultayında, Türkiye’nin adını geçirmese de Türkiye’ye tepki gösterdiği belli olan şu sözleri söyledi:
• “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin. Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün.”
Aliyev bir yandan Erdoğan’a Azerbaycan’ın hem iç (türban) hem dış (İsrail) politikasına Türkiye’den müdahaleleri engellemesi, mesajı iletiyor hem de “kimse bize yardım etmedi, silahları hem de fazla fiyatla parasını verip aldık gibi sert sözler ediyordu.
7 Ekim’de AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, Azerbaycan’ı hedef alan grupların hükümetle ilgisi olmadığını açıkladı.
Sadece türban değil, İsrail
Ancak 12 Ekim’de Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın çıkışı gerilimi yeniden alevlendirdi. Saral, “Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez!” vurgusuyla, “Azerbaycan’ın bu yanlıştan bir an önce dönmesini bekliyoruz” diyordu.
13 Ekim’de YAP, AK Parti’ye “Bir millet, iki devlet” anlayışının bir devletin diğerinin iç işlerine müdahale etmesine gerekçe olamayacağı mesajını verdi, Azerbaycan’ın iç işlerine müdahale edilmemesini istedi ve AK Parti’yi “bu zararlı siyasetten kaçınmaya” çağırdı.
14 Ekim’de üç gelişme yaşandı.
– MHP lideri Devlet Bahçeli devreye girdi ve Türk Devletler Topluluğu (TDT) üyelerinin birbirlerinin egemenliklerine ve iç hukuklarına saygılı olmaları gerektiğini söyledi.
– TDT Türkiye eş başkanı Binali Yıldırım, “Kimin ne haddine Azerbaycan’ın iç işlerine karışacak? buna teşebbüs edeni en şiddetli şekilde cezalandırırız”, dedi.
– Daha önce Türkiye hava sahasını kapattığı için Azerbaycan’a gidemeyen İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Azerbaycan Havayolları’nın tarifeli seferiyle Türk hava sahasından geçerek Asya’da Güven Artırıcı Önlemler (CICA) toplantısı için Bakü’ye uçtu.
Madalyonun iki yüzü
Türkiye’yi CICA toplantısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan değil, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etti. Fidan, 15 Ekim’de Aliyev ile gerilim konusunu da görüştü.
Ardından AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, Türkiye’nin uluslararası siyasetteki tutumu için yalnızca Cumhurbaşkanı ve Dışişleri’ne itibar edilmesini istedi.
Ankara bu işi uzatmak istemiyordu.
Bahçeli’nin Azerbaycan’ın 18 Ekim Yeniden Bağımsızlık Bayramı’nı kutlama mesajının zamanlaması da bunu gösteriyordu.
Ne Azerbaycan ne de diğer TDT üyelerinin Türkiye’nin, özellikle de dış politika ve inançla ilgili “yaşam tarzı” konularında “abi” rolünü kabul etmek istemediği mesajının Erdoğan’ın her biri kendisini birer Erdoğan sanan ekibince gerçekten algılanıp algılanmadığını zaman gösterecek.
Öte yandan Aliyev ise adını anmadan Erdoğan’a mesaj verirken tepkisini bir bütün olarak Türkiye’ye yöneltti; bu da hakkaniyetli değildi.
Aliyev Ankara’ya gelecek mi?
Erdoğan özellikle “yaşam tarzı” konusunda başka devletlere, özellikle de hem İran hem Afganistan kaynaklı radikal İslamcı hareketlerin yayılmasından endişe eden TDT üyelerine müdahale etmesine hoş bakılmadığı uyarısını en yakını saydığı Aliyev’den aldı.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’yla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan 30 Ekim’de Ankara’da TDT liderlerine ev sahipliği yapacak. Yaşanan gerilime rağmen bu toplantıya Aliyev’in katılması bekleniyor. Katılmamasının başta Tel Aviv, Tahran, Atina ve Moskova olmak üzere bazı başkentleri memnun edeceği de söylenebilir.
Ama bunun da ötesinde, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ne İsrail ne de türban yasağı nedeniyle bozulmayacak kadar önemli; Erdoğan da Aliyev de bunun kıymetini bilecek deneyimde.


