Türkiye açısından Ankara’da iki zirve var. Biri NATO’nun yeni bir döneme “3.0 dönemine” gireceği zirve toplantısı. Diğeri de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki ikili toplantı. Trump daha on gün kadar önce Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yüzüne karşı, Erdoğan davet etmeseydi bu zirveye katılmayabileceğini söylemişti. Erdoğan bu jesti karşılıksız bırakmadı.
Batı savunma ittifakı NATO 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’nde öncelikle üyelerin askeri harcamalarını artırmasını istiyor, ama bu sadece ABD’nin Avrupa’daki üyeleri Rusya’dan korkuyorlarsa ellerini ceplerine atmaları için gerekmiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde 32 liderin buluşacağı Ankara Zirvesi’nde gündemde olan “NATO 3.0” doktrini aynı zamanda NATO’nun etki alanını Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkaslar’a genişletme hamlesi anlamına
Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin (WHCA) 25 Nisan akşamı yapılan yıllık balo ve ödül töreni silahlı saldırı nedeniyle tamamlanamadı. Saldırı doğrudan Trump’a yapılmamıştı gerçi. ABD’nin öbür ucundan, Kaliforniya’dan gelen 31 yaşındaki yazılımcı olduğu açıklanan Cole Thomas Allen, Hilton Otelinin balo salonu önünde koruma polisleri tarafından durdurulmuş, bir polisi yaraladıktan sonra sağ yakalanmıştı. Tartışmalar bundan sonra başladı.
ABD’nin İsrail’in desteğiyle İran’a saldırılarıyla başlayan savaş bir ayını dolduruyor. İranlı yetkililerin açıklamalarına göre savaşta bugüne değin 216’sı çocuk olmak üzere 2076 kişi öldürüldü. Üç milyon insanın yerlerinden edindiği söyleniyor. 750 bin İsrailli de savaştan kaçarak ülkelerini terk etmiş. İran ve Körfez ülkelerindeki maddi kayıpların boyutunu bugünden tahmin etmek mümkün değil. Savaşta son durum Tüm
ABD Başkanı Donald Trump 22 Mart’ta, Papa’nın İran’a saldırı için 48 saatlik ültimatomunu geri alması ve ateşkes çağrısıyla alay edip, kazanmak üzereyken ateş kesmeyeceğini söylemesinin ertesi günü, 23 Mart’ta saldırıyı 5 gün ertelediğini açıkladı. İki gündür İran’la görüşüyoruz dedi, İran’ın pes edeceği imasıyla. İran yalanladı. Senaryolar muhtelif: Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’deki Arap
Acaba ABD Başkanı Donald Trump’a Nobel Barış Ödülü verilseydi İran’a saldırır mıydı? Bugün bu soru artık anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü mesele ödül ya da uluslararası meşruiyet değil, mesele karar alma tarzı. Trump’ın siyaset anlayışı, ilkesel çerçeveden ziyade anlık güç projeksiyonuna ve kişisel siyasi hesaplara dayanıyor. Böyle bir liderlik tarzında sembolik bir “barış” unvanının caydırıcı olması
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta İsrail ve ABD güçlerince başlatılan saldırıda öldürüldüğü İran Devlet Televizyonunca doğrulandı. Hamaney’in 28 Şubat sabahı, Türkiye saatiyle 06.00, İran saatiyle 09.30’da başlatılan ilk hava akınında, Tahran Üniversitesi yakınlarında, Pasteur Caddesindeki “Beyt-i Rehbâri-Rehberlik Evi” yerleşkesindeki makamının bombalanmasında öldürüldüğü açıklandı. İsrail’in “Aslan Kükremesi”, ABD’nin de “Destansı Öfke” adını taktığı ABD-İsrail
İsrail ve ABD’nin eşgidim içinde 28 Şubat erken saatlerde İran’a saldırmasının ilk büyük sonucu İran’ı 37 yıldır yöneten Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi oldu. (*) Hamaney ile birlikte İslam Cumhuriyetinin önemli kurmaylarının da daha saldırının başladında öldürüldüğü bildiriliyor. İsrail 28 Şubat’ın erken saatlerinde İran’a saldırdı. İran’ın İsrail’e ve ABD’in askeri harekat hazırlığına destek veren
ABD-İran krizinde de jeopolitik analiz çoğu zaman mevcut güç dengelerinin soğuk hesabına dayanıyor. Uçaksavar, radar sistemleri, füze menzilleri, yaptırım paketleri, uçak gemileri… Ancak bazen bilinçli biçimde gerçeklikten bir adım uzaklaşıp “olursa ne olur?” sorusunu sormak daha yararlı olabilir. Çünkü alternatif senaryolar, tıkanmış denklemlerde yeni çıkış yolları gösterebilir. Hatırlayalım: Çin arabuluculuğunda İran ile Suudi Arabistan arasında
Resmi uçağı Air Force-1 elektrik arızası nedeniyle geri dönünce, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsviçre’nin Davos kasabasındaki Dünya Ekonomik Forumu toplantısına varışı gecikti. Ama Davos’a katılan dünya liderleri iki gündür Trump yönetiminde ABD politikalarının, sadece Avrupa’ya değil küresel ekonomi ve siyasetteki sarsıntılarını tartışıyor. Rusya-Ukrayna savaşından, NATO müttefiki ve Avrupa Birliği üyesi Danimarka’dan Grönland’ı ısrarla istemesine kadar









