Londra Enerji Kulübü YK Başkanı
Falcı değiliz. Geleceği bilemeyiz. Ama siyaset zaten geleceği bilme sanatı değildir. Atılan ilk adımın ardından hangi ikinci, üçüncü ve dördüncü adımların gelebileceğini hesaplama işidir. Hele devlet yönetiyorsanız, yalnız yolculuğun ilk kilometresini değil, mümkünse varış noktasını da görmek zorundasınız. “Terörsüz Türkiye” sürecine de böyle bakıyorum. Önümüzdeki hukuki ve siyasi adımlar bir sonuç değil; bir kapı. Asıl
Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan vanaları açacak mı? OPEC üretimi artıracak mı? Dünyanın en büyük yedek kapasitesine sahip üreticisi piyasaya ne kadar ilave petrol sürebilecek? 1973 petrol krizinden Körfez savaşlarına kadar küresel petrol jeopolitiğinin merkezinde büyük ölçüde bu sorular vardı. Sonra Moskova, OPEC+ üzerinden Riyad’ın
Enerji sektöründe bazı anlaşmalar yalnızca ticari değildir. Bazıları enerji haritalarını, bazıları ise ülkelerin jeopolitik konumunu değiştirir. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limited’de (BPECKL) yüzde 15 hisse edinmesi de bu ikinci kategoriye giren stratejik gelişmelerden biridir. İlk bakışta bu, uluslararası petrol sektöründe yapılmış sıradan bir yatırım gibi görülebilir. Oysa mesele bundan
Uzay artık yalnızca bilim insanlarının, astronotların veya savunma planlamacılarının ilgi alanı değil. Küresel ekonomi yeni bir eşiğe yaklaşırken, uzay giderek enerji, iletişim, savunma, yapay zekâ, kritik mineraller ve ileri teknolojilerin kesiştiği stratejik bir ekonomik alan hâline geliyor. Bu konuya yeniden eğilmemi, stratejik gelişmeleri çoğu zaman erken fark eden Murat Koçak sağladı. İlk bakışta teknik gibi
Suriye’de savaş gerçekten sona erdi mi? Askerî çatışmaların büyük ölçüde azalması, ülkenin artık barış dönemine girdiği anlamına mı geliyor? Bana göre hayır. Suriye’de savaş bitmedi. Sadece karakter değiştirdi. Savaşlar artık ateşkesle bitmiyor Yaklaşık on beş yıl boyunca bu coğrafyanın kaderini tanklar, savaş uçakları, silahlı gruplar ve uluslararası koalisyonlar belirledi. Bugün ise aynı coğrafyada çok farklı
Türkiye’nin Irak’a yaklaşık 1,5 milyar dolar tazminat ödeyeceğine ilişkin haberler yeniden gündeme geldi. Paris İstinaf Mahkemesi’nin son kararının ardından kamuoyunda Türkiye’nin yeni bir uluslararası tahkim davasını kaybettiği yönünde yaygın bir algı oluştu. Oysa gerçek tam öyle değil. Ortada Türkiye aleyhine verilmiş yeni bir tahkim kararı yok. Bu daha önce kaybedilen davanın kusurunu ortadan kaldırmıyor. Paris
Tam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin kapanış akşamında Avrupa Birliği’nin üst düzey yöneticileriyle çalışma yemeğinde bir araya gelirken, Brüksel’den gelen bir haber Ankara’nın canını sıktı. Avrupa Parlamentosu, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ağır ihlallerde bulunduğunu ileri süren ve Türk askerinin adadan çekilmesini talep eden kararı büyük çoğunlukla kabul etti.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda modern tarihin en dikkat çekici devlet inşa projelerinden birinin muhasebesini yapıyor. Tarih ölçeğinde iki buçuk asır uzun sayılmaz. Çin binlerce yıllık bir uygarlığın, İran köklü bir devlet geleneğinin, Avrupa ise Roma’dan Sanayi Devrimi’ne uzanan kurumsal mirasın temsilcisidir. Buna rağmen son
Uluslararası ilişkilerde bazı sorular vardır ki cevapları yalnızca akademik değildir. Devletlerin kaderini belirler. Savaşların neden başladığını ve neden başlamadığını açıklar. Liderlerin gece uykularını kaçırır. Bugün Tahran’dan Kiev’e, Riyad’dan Varşova’ya, Seul’den Tokyo’ya kadar birçok başkentte sessizce sorulan böyle bir soru var: Nükleer silahı olmayan devletler mi hedef oluyor? Daha açık ifade edelim: Bir devletin gerçekten güvende









