Londra Enerji Kulübü YK Başkanı
Batı için tarih boyunca ağır sıfatlar kullanıldı: iki yüzlü, riyakâr, emperyalist, sömürgeci, ırkçı…Biz de hep şu soruyu sorduk: “Hangi Batı?” Çünkü Batı yekpare değildi. Bir yanda sömürgeci geçmişin gölgesi, diğer yanda Aydınlanma Çağı’nın ürettiği evrensel değerler vardı: insan hakları, özgürlük, hukukun üstünlüğü. Uzun süre bu ikinci damar ağır bastı. Batı, tüm çelişkilerine rağmen, bu
77 yıl önce bugün, 4 Nisan 1949’da kurulan NATO’ya (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) Türkiye, Yunanistan’la aynı tarihte, 18 Şubat 1952’de üye olmuştu. NATO, 2026 baharında yalnızca klasik bir güvenlik sınavından değil, çok daha derin bir kimlik ve yön krizinden geçiyor. Bu kriz, Rusya ya da Çin gibi dış tehditlerden ziyade, ittifakın kurucu ve ana taşıyıcı
Hürmüz Boğazı küresel bir boğaz; genellikle küresel enerji sisteminin kalbi olarak tanımlanıyor. Doğru ama eksik: Hürmüz küresel bir geçittir fakat hayati önemi öncelikle Asya içindir, Hürmüz Asya’nın hayat hattıdır. Bugün bu dar su yolundan geçen enerji akışının büyüklüğü tartışmasız. Günlük yaklaşık 20–21 milyon varil petrol, yani küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20’si, bu hat üzerinden taşınmaktadır.
Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs meselesine Türkiye’den bakıldığında yaygın bir kanaat var: “Liderler bir araya gelsin, Birleşmiş Milletler devreye girsin, Amerika bastırsın, Avrupa Birliği kolaylaştırsın… Bu iş çözülür.” Kulağa makul geliyor, zira diplomasi tam da bunun için var. Ama gerçek dünya, bu kadar basit işlemiyor. Bugün Türkiye’de hâlâ şu varsayım güçlü: Sorunlar Ankara ile
Kıbrıs yeniden ısınıyor. Ama bu kez mesele sadece diplomatik gerilim değil; zamanla yarışan, çok boyutlu ve giderek sertleşen bir jeopolitik hesaplaşma. Dünya yeniden bloklaşıyor. Enerji hatları yeniden çiziliyor. İttifaklar gevşiyor, yenileri kuruluyor. Savaşlar artık sadece cephede değil; limanlarda, enerji terminallerinde, veri merkezlerinde ve deniz yetki alanlarında veriliyor. İşte bu büyük dönüşümün tam ortasında Kıbrıs, yeniden
Dünyanın büyük güçleri arasında enerji krizine en hazırlıklı ülke hangisi diye sorulsa, çoğu kişinin aklına ilk olarak ABD gelir. Üretim gücü, LNG ihracatı ve finansal derinliği bu cevabı destekler. Ama soruyu biraz değiştirirsek tablo da değişir. Uzun süreli bir arz şokunu, fiyat dalgalanmalarını ve jeopolitik akış kesintilerini en soğukkanlı şekilde kim yönetebilir? İşte bu noktada
Bazen dünya tarihini değiştiren gelişmeler manşetlere büyük harflerle girmez. Sessiz başlar, kenarda kalır, ama etkisi merkezdekilerden daha büyük olur. İşte Pakistan ile Afganistan arasında başlayan savaş tam da böyle bir gelişme. Zamanlama: Tesadüf mü? Bu savaş ne zaman başladı? Resmi takvimler 27–28 Şubat’ı gösteriyor. Ama asıl dikkat çekici olan zamanlama: İsrail ve ABD uçaklarının İran’a
Artık aramızda değil. Türkiye yalnızca bir tarihçisini değil, aynı zamanda entelektüel hayatına renk ve dinamizm katan güçlü bir karakterini uğurladı. Büyük entelektüeller çoğu zaman yalnızca akademik üretimleriyle değil, aynı zamanda güçlü kişilikleriyle de tartışma yaratırlar. İlber Ortaylı da böyle bir isimdi. Nadir Yetişen Bir Entelektüel Bütün polemiklerin ötesinde şu gerçeği teslim etmek gerekir: Türkiye’de Ortaylı
Jeopolitik kriz dönemlerinde karmaşık gerçekliklerin basit anlatılara indirgenmesi neredeyse kaçınılmaz. Bugün Orta Doğu’da İran ile ABD–İsrail ekseninde tırmanan ve çevre ülkelere sıçramakta olan savaş, bölgede yeni bir kırılma yaratırken, Azerbaycan da bu tartışmaların içine çekilmiş durumda. Uluslararası medyada ve bazı siyasi çevrelerde Bakü’nün İsrail ile ilişkileri neredeyse tek başına belirleyici bir unsur gibi sunuluyor. Hatta
İsrail artık yalnızca Gazze’de, Lübnan’da ya da İran cephesinde savaşmıyor. Ölçeğini aşan çok daha geniş bir jeopolitik tasarım kurmaya çalışıyor. Kendisinin varoluşsal tehdit olarak tanımladığı İran’ı dizginlemek, Tahran’ın vekil ağlarını dağıtmak, Doğu Akdeniz’de enerji ve güvenlik üstünlüğünü kalıcı hale getirmek, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan hatta deniz ticareti ve istihbarat erişimini genişletmek, Körfez ülkeleriyle normalleşmeyi kalıcı








