Londra Enerji Kulübü YK Başkanı
Türkiye önümüzdeki kışa hazırlanırken yalnızca petrolün, doğal gazın ve elektriğin fiyatına bakmamalı. Bence masanın üzerine konulması gereken daha tatsız bir senaryo var: İran ve Rusya üzerindeki yaptırım baskısının aynı anda sertleşmesi ve bu kez Türkiye’ye geniş hareket alanı bırakılmaması. İran güneyimizde, Rusya kuzeyimizde. İkisi de yalnızca enerji tedarikçisi değil; ticaret, turizm, taşımacılık, finans ve bölgesel
İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısında, Türkiye’ye yakın Ebu Zuhur hava üssünü vurması, Türkiye açısından sıradan bir Suriye hadisesi değildir. Mesele tek bir üs değil; Türkiye’nin hemen güneyindeki güvenlik mimarisini kimin şekillendireceğidir. İsrail, Türkiye’nin Suriye’de nerede ve ne ölçüde askerî varlık gösterebileceğine kendisinin sınır koyabileceği mesajını veriyor; Ankara’nın kabul edemeyeceği nokta budur. İsrail’in güvenlik kaygılarını reddetmiyorum: İsrail halkının
Haritaya bakınca insanın ilk tepkisi şu oluyor: Neden Çin’den Avrupa’ya giden gemiler binlerce kilometre güneye inip Malakka’dan, Hint Okyanusu’ndan, Kızıldeniz’den ve Süveyş’ten geçsin? Neden kuzeye dönüp Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca Avrupa’ya ulaşmasın? Yüzyıllar boyunca bunun basit bir cevabı vardı: Buz. Şimdi buz geri çekiliyor. Jeopolitik ise ısınıyor. Bu iki gelişme birlikte dünya ticaretinin haritasını değiştirmeye
Falcı değiliz. Geleceği bilemeyiz. Ama siyaset zaten geleceği bilme sanatı değildir. Atılan ilk adımın ardından hangi ikinci, üçüncü ve dördüncü adımların gelebileceğini hesaplama işidir. Hele devlet yönetiyorsanız, yalnız yolculuğun ilk kilometresini değil, mümkünse varış noktasını da görmek zorundasınız. “Terörsüz Türkiye” sürecine de böyle bakıyorum. Önümüzdeki hukuki ve siyasi adımlar bir sonuç değil; bir kapı. Asıl
Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan vanaları açacak mı? OPEC üretimi artıracak mı? Dünyanın en büyük yedek kapasitesine sahip üreticisi piyasaya ne kadar ilave petrol sürebilecek? 1973 petrol krizinden Körfez savaşlarına kadar küresel petrol jeopolitiğinin merkezinde büyük ölçüde bu sorular vardı. Sonra Moskova, OPEC+ üzerinden Riyad’ın
Enerji sektöründe bazı anlaşmalar yalnızca ticari değildir. Bazıları enerji haritalarını, bazıları ise ülkelerin jeopolitik konumunu değiştirir. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limited’de (BPECKL) yüzde 15 hisse edinmesi de bu ikinci kategoriye giren stratejik gelişmelerden biridir. İlk bakışta bu, uluslararası petrol sektöründe yapılmış sıradan bir yatırım gibi görülebilir. Oysa mesele bundan
Uzay artık yalnızca bilim insanlarının, astronotların veya savunma planlamacılarının ilgi alanı değil. Küresel ekonomi yeni bir eşiğe yaklaşırken, uzay giderek enerji, iletişim, savunma, yapay zekâ, kritik mineraller ve ileri teknolojilerin kesiştiği stratejik bir ekonomik alan hâline geliyor. Bu konuya yeniden eğilmemi, stratejik gelişmeleri çoğu zaman erken fark eden Murat Koçak sağladı. İlk bakışta teknik gibi
Suriye’de savaş gerçekten sona erdi mi? Askerî çatışmaların büyük ölçüde azalması, ülkenin artık barış dönemine girdiği anlamına mı geliyor? Bana göre hayır. Suriye’de savaş bitmedi. Sadece karakter değiştirdi. Savaşlar artık ateşkesle bitmiyor Yaklaşık on beş yıl boyunca bu coğrafyanın kaderini tanklar, savaş uçakları, silahlı gruplar ve uluslararası koalisyonlar belirledi. Bugün ise aynı coğrafyada çok farklı
Türkiye’nin Irak’a yaklaşık 1,5 milyar dolar tazminat ödeyeceğine ilişkin haberler yeniden gündeme geldi. Paris İstinaf Mahkemesi’nin son kararının ardından kamuoyunda Türkiye’nin yeni bir uluslararası tahkim davasını kaybettiği yönünde yaygın bir algı oluştu. Oysa gerçek tam öyle değil. Ortada Türkiye aleyhine verilmiş yeni bir tahkim kararı yok. Bu daha önce kaybedilen davanın kusurunu ortadan kaldırmıyor. Paris









