Londra Enerji Kulübü YK Başkanı
Tam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin kapanış akşamında Avrupa Birliği’nin üst düzey yöneticileriyle çalışma yemeğinde bir araya gelirken, Brüksel’den gelen bir haber Ankara’nın canını sıktı. Avrupa Parlamentosu, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ağır ihlallerde bulunduğunu ileri süren ve Türk askerinin adadan çekilmesini talep eden kararı büyük çoğunlukla kabul etti.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda modern tarihin en dikkat çekici devlet inşa projelerinden birinin muhasebesini yapıyor. Tarih ölçeğinde iki buçuk asır uzun sayılmaz. Çin binlerce yıllık bir uygarlığın, İran köklü bir devlet geleneğinin, Avrupa ise Roma’dan Sanayi Devrimi’ne uzanan kurumsal mirasın temsilcisidir. Buna rağmen son
Uluslararası ilişkilerde bazı sorular vardır ki cevapları yalnızca akademik değildir. Devletlerin kaderini belirler. Savaşların neden başladığını ve neden başlamadığını açıklar. Liderlerin gece uykularını kaçırır. Bugün Tahran’dan Kiev’e, Riyad’dan Varşova’ya, Seul’den Tokyo’ya kadar birçok başkentte sessizce sorulan böyle bir soru var: Nükleer silahı olmayan devletler mi hedef oluyor? Daha açık ifade edelim: Bir devletin gerçekten güvende
Londra’da yaşamaya başlayalı neredeyse kırk yıl oldu. Bu süre içinde yalnızca başbakanların değişimine değil, aynı zamanda bir ülkenin dünya içindeki konumunu yeniden tanımlama çabasına da tanıklık ettim. Margaret Thatcher’ın son yıllarından başlayarak John Major’ın temkinli muhafazakârlığını, Tony Blair’in küreselleşme rüzgârını arkasına alan özgüvenli yükselişini, Gordon Brown’un finans krizine karşı verdiği mücadeleyi, David Cameron’un Brexit kumarını,
Tarih boyunca devletler hakkında birçok yanlış hesap yapıldı. Bazıları olduğundan güçlü sanıldı. Bazıları küçümsendi. Bazılarının ise niyetleri yanlış okundu. Ancak uluslararası ilişkiler tarihinde en pahalı hatalardan biri, Rusya’nın güvenlik uyarılarını blöf sanmak oldu. Bugün dünya yine benzer bir dönemeçten geçiyor. Rusya’yı sevmek veya sevmemek ayrı bir konudur. Onun politikalarını desteklemek veya eleştirmek de ayrı. Fakat
Bir sabah uyanıp televizyonlarda “Üçüncü Dünya Savaşı başladı” anonsunu duymayı bekleyenler büyük ihtimalle yanılıyor. Tarih bize gösteriyor ki büyük kırılmalar çoğu zaman yaşanırken fark edilmez. İnsanlar içinde yaşadıkları çağın büyüklüğünü ancak yıllar sonra anlayabilirler. 1914’te Avrupa’nın birçok başkentinde insanlar birkaç ay içinde biteceği düşünülen bir krizin aslında Birinci Dünya Savaşı olduğunu bilmiyordu. 1947’de başlayan kutuplaşmanın
Geçtiğimiz hafta CHP’deki gelişmeleri “devlet aklına” bağlayan tartışma, Türkiye’de hep gündemde olan “üst akıl” tezlerini yeniden canlandırmış görünüyor. Bunlar elbette vardır. Tarih bize büyük güçlerin yalnızca diplomasiyle değil, ekonomiyle, istihbaratla, medya ile ve gerektiğinde örtülü operasyonlarla hareket ettiğini gösteriyor. Bazı devletler rakip devletlerin siyasetini etkilemeye çalışır. İstihbarat örgütleri operasyon yürütür. Finans çevreleri sermaye hareketleriyle baskı oluşturabilir.
Enerji tartışmalarında alışkanlıklarımız belli. Petrolü konuşuruz, doğal gazı tartışırız, yenilenebilir enerji, nükleer güç, hidrojen, kritik mineraller, bataryalar, elektrikli araçlar, karbon piyasaları, veri merkezleri ve iklim politikaları üzerine sayısız rapor hazırlarız. Ancak modern devletin en büyük, en karmaşık ve en stratejik enerji tüketicilerinden biri çoğu zaman bu tartışmaların dışında kalır: silahlı kuvvetler. Enerji olmadan hiçbir ordu
Türkiye’de siyasetçilere yönelik en yaygın eleştirilerden biri şudur: “Milletvekilleri halktan koptu”. Bu eleştiri yeni değil. Ancak son yıllarda ekonomik baskının ağırlaşması, gelir dağılımındaki bozulma, orta sınıfın erimesi ve gençlerin gelecek kaygısının büyümesiyle birlikte çok daha görünür hale geldi. Siyaset Gerçekten Bir Kamu Hizmeti mi? Vatandaş artık yalnızca kendi maaşına, emekli aylığına ya da mutfak masrafına
Dünya enerji dengeleri bugün yeniden şekilleniyor. ABD Başkanı Donald Trump’tan sadece birkaç gün sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Pekin ziyareti dışarıdan bakıldığında Moskova ile Pekin arasındaki stratejik ortaklığın daha da derinleştiği görüntüsünü veriyor. Sayıları 40’e varması beklenen 20 anlaşma imzalanıyor, liderler “sınırsız ortaklık” söylemini yineliyor, Batı’ya karşı ortak duruş mesajları veriliyor. Ancak perde arkasındaki









