Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 17 Ağustos akşamı ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin İletişim Başkanlığınca yayınlanan özetinde güncel iki unsur yoktu. Bunlardan biri, Türkiye’nin Ukrayna’ya silah satışına Rusya’dan gelen tepkiler üzerine Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinilmemiş olmasıydı. Diğeri de daha bir gün önce, 16 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nın El Cezire televizyonuna mülakatında Trump’tan Türkiye’ye F-35 satışı konusunda “sözünde
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ilk bakışta oldukça iddialı. Üç ülkeden birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngörüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu hükmü teknik açıdan NATO’nun 5. Maddesine benzetmesi de doğal olarak “yeni bir askeri ittifak mı doğuyor?” sorusunu gündeme getirdi. Üstelik anlaşmanın başka ülkelere
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan Savunma Anlaşması’nın tam metni henüz açıklanmadı. Tam metni görmek için, eğer daha önce ilan edilmezse, anlaşmanın Genel Kurul’da onaylanması için TBMM Dışişleri Komisyonu’na gelmesini bekleyeceğiz. Ancak kamuoyunda Mekke Anlaşması’na dair soru işaretleri var ve bu soru işaretleri Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 8 Ağustos’ta Anadolu Ajansı’na
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı en büyük saldırıyı başlatacağını söyleyip son anda vazgeçmesi artık haber değeri taşıyor. Ancak son saldırının iptal gerekçesini Air Force One uçağındaki gazetecilere izah ederken kullandığı bir cümle hem Ortadoğu jeopolitiğinin nasıl değiştiğini hem de Ortadoğu politikasını İsrail’deki Binyamin Netanyahu yönetiminin çıkarlarına zincirleyen Trump’ın ABD’yi Arap monarşilerinin İran korkusuna karşı
“Bu Trump’a mı?” diye sorarken, Ankara hiç duymak istemese de 2018’de Rahip Andrew Brunson’un tahliyesi için yazdığı “Ekonominizi mahvederim” mesajından söz etmiyorum. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yazdığı o küstah “Aptal olma, General Mazlum Abdi ile görüş” mektubundan da söz etmiyorum. Biraz ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in “Kabul edelim, ilk İran savaşında İsrail’in peşine takılıp çuvalladık” mealindeki
İran Savaşı, Temmuz ayının ikinci haftasında yeni bir aşamaya evrildi. Sahada askeri, istihbari, diplomatik, ekonomik ve lojistik alanda hibrit çatışmalar yaşanırken, 2026 sonbahar aylarında ABD ve İsrail’de yapılacak seçimler, siyasetçileri kesin, net bir zafer konusunda zorluyor. ABD ve İsrail, konvansiyonel ve yeni nesil tüm savaş taktiklerini, istihbarat operasyonlarını sahaya sürdüler. Bu operasyonların en güncel olanı,
Uluslararası ilişkilerde bazı sorular vardır ki cevapları yalnızca akademik değildir. Devletlerin kaderini belirler. Savaşların neden başladığını ve neden başlamadığını açıklar. Liderlerin gece uykularını kaçırır. Bugün Tahran’dan Kiev’e, Riyad’dan Varşova’ya, Seul’den Tokyo’ya kadar birçok başkentte sessizce sorulan böyle bir soru var: Nükleer silahı olmayan devletler mi hedef oluyor? Daha açık ifade edelim: Bir devletin gerçekten güvende
Bir sabah uyanıp televizyonlarda “Üçüncü Dünya Savaşı başladı” anonsunu duymayı bekleyenler büyük ihtimalle yanılıyor. Tarih bize gösteriyor ki büyük kırılmalar çoğu zaman yaşanırken fark edilmez. İnsanlar içinde yaşadıkları çağın büyüklüğünü ancak yıllar sonra anlayabilirler. 1914’te Avrupa’nın birçok başkentinde insanlar birkaç ay içinde biteceği düşünülen bir krizin aslında Birinci Dünya Savaşı olduğunu bilmiyordu. 1947’de başlayan kutuplaşmanın
İstinaf Mahkemesinin “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatının başvurusuyla polisin CHP Genel Merkezi’ne girip seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’i zorla çıkarmasından bir gün sonra, 25 Mayıs’ta ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye dahil 6 ülkeye bir ahlaksız teklifte bulundu. Trump’a göre İran ile barış anlaşması imzalanması için Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün,
Satrancı bugün bildiğimiz şekline geliştiren İranlılar oldu. Pokeri bugünkü haline getiren ise Amerikalılar. Satrançta hamlelerinizi hesaplarsınız. Örneğin İran’ın yaptığı gibi elinizdeki 4 bin km menzilli füzeyi atmak için savaşın 20’nci gününü beklersiniz. Poker ise paranın gücüyle, güçle oynanır ve rakibinize gözdağı verip caydırmak oyunun esaslarındandır. ABD de bunu yapıyor. Bu İran/Satranç-ABD/Poker benzetmesi deneyimli diplomat Bozkurt









